Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun (mu?)

Placeholder4
© Flickr @European_Parliament

…Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim kadınlarımız… Nazım Hikmet

Her olayın asıl anlamını ve amacını değiştirip kendi istediği şekile çeviren zihniyetimiz neticesinde 8 Mart yine aynı şekilde kutlanacak: Kadınlar gününüz kutlu olsun! Çünkü kadınlar melektir, çiçektir, kadını döven böcektir, şiddet uygulayan ezilmelidir, öldüren ceza görmelidir vs. Ama aslında bu laf salatası değildir olay. “8 Mart” emekçi kadınların sömürü düzenine karşı verdikleri mücadelenin günüdür, emeğin sermaye boyunduruğuna karşı durduğu gündür. Sırf kadın oldukları için sömürülen, kadın olmanın dayanılmaz zorluğunu yaşayan annelerimizin, kardeşlerimizin, dostlarımızın günüdür.

Kadın olmayı emeği ile yüceltmeye çalışan, yaşama direnen, erkeğin önünde ya da arkasında değil yanında yer almak için çaba gösteren, eşit ve adil bir hayat için savaşan kadınlarımızın günüdür. Çalışma koşullarının iyileştirilmesi için birçok kadının hayatını kaybettiği gündür 8 Mart. Kısacası hafızalarımıza kazınan bu çabayı unutturacak ne bir buket çiçeğe ne de ölü bedenler üzerinden yapılacak iki güzel söze ihtiyacı var kadınlarımızın.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününün 150 yıldan fazla geçmişi var. New York’taki bir grup dokuma işçisi çalışma koşullarının iyileştirilmesini talep etmiş ve bunun sonucunda greve gitmişti. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda 129 kadın işçi hayatını kaybetmişti. Cenaze törenlerine 10000’ler katılmıştı. Bu olaydan yıllar sonra 6 ile 27 Ağustos 1910 tarihleri arasında Danimarka'da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart'ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oy birliğiyle kabul edildi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sırasında bazı ülkelerde kutlanması yasaklanan Dünya Kadınlar Günü, 1960’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde yeniden kutlanmaya başlamış ve BM Genel Kurulu 16 Aralık 1977 yılında 8 Mart’ın “Dünya Kadın Emekçiler Günü” olarak anılmasını kabul etti. Bu sebepten 8 Mart gerek emekçi kadınlar açısından gerekse işçi sınıfı açısından çok anlamlı bir gündür ve bu zamana kadar geçen yıllarda 8 Mart kadın hakları ile mücadele sloganları eşliğinde geçmektedir.

Türkiye’de ise ilk kez 1921 yılında kutlanan Emekçi Kadınlar Günü, 1984 yılından itibaren daha etkin ve organize olarak kutlanmaya başlandı. Peki, o zamandan bu yana bir değişiklik oldu mu kadınlarımızın hayatında? Hayır, çünkü ülkemizde kadınlar gününü kutlamak ölümcül hastalığı olan bir insana “turp gibisin sana hiçbir şey olmaz” demekle eşdeğer durumda. İşte tam da bu yüzden Türkiye’de kadın olmak gerçekten de çok zor.

Kadınların yaşadığı sorunlar elbette sadece iş yerinde sınırlı değil. Toplum içerisinde de kadınlar şiddete, tacize ve baskılara uğramakta, eğitim hakları ellerinden alınmakta, yeri geldiğinde töre için öldürülmekte. Kadınlara yönelik artan baskı, şiddet ve hatta ölümler ile sonuçlanan saldırıların temelinde ise yoksulluk, cinsellik, aldatma, hor görme ve ezme arzusu yatmakta. Kısacası bir meta gibi görülen kadın hayatın her aşamasında zulüm görmekte!

Birde resmi rakamlar ile ülkemizde kadınlarımıza verdiğimiz değerin hangi düzeyde olduğuna bakalım. Dünya Ekonomik Forumunun 2013 yılı Kadın-Erkek Eşitliği Endeksine göre ülkemiz kadın-erkek eşitliği konusunda 135 ülke içerisinde 120. sırada kendisine yer bulabildi. Ama üzülmeyelim bizden geride olan ülkelerde var mesela Yemen, Suudi Arabistan, Çad ve Moritanya. Etiyopya, Bahreyn, Kuveyt ve Nijerya’da bile kadın - erkek eşitliği oranının bizden daha yüksek olması ise ayrı bir üzücü durum ne yazık ki!

İleri demokrasi, hak, özgürlük ve eşitlik anlamında tabuların yıkıldığı söylenen ülkemizin Meclis’inde 550 milletvekillinden sadece 48'i kadın. Inter Parliamentary Union tarafından yapılan araştırmaya göre parlamentolarda yer alan kadın oranı için dünya ortalaması yüzde 18,4 iken Türkiye’de yüzde 9,1 ve 181 ülke içinde 105’inci sırada yer almaktayız.

Kanun yapıcılar arasında kadınların durumu incelendiğinde ise Türkiye 135 ülke arasında 98’inci sırada. Bizden daha yüksek oran sergileyen ülkeler ise Namibya, Etiyopya, El Salvador, Nijerya ve Tacikistan. Bunun yanında, Bakanlıklardaki kadın sayısı açısından ise 121. sırada yer bulabildik. Yani kısaca “başımızın tacısınız” denen kadınlara iş siyasete geldiğinde “sen şöyle bir kenara çekil bakalım” deniyormuş!

Kadının ekonomiye katılımı ve fırsat eşitliğinde 129’uncu sıradan listeye girmişiz. Ekonomik katılım ve fırsatlar alanında en eşit ülkeler ise Moğolistan, Bahamalar, Norveç ve Malawi. Bununla da kalmamışız, ülkelerin gelirlerine göre yapılan cinsiyet eşitsizliği listesinde ‘üst orta’ gelir grubundaki ülkeler arasında İran’ın ardından sondan ikinci sırada yer almayı başarmışız! Dâhil olabilmek adına çaba gösterdiğimiz Avrupa Birliği’nde her 100 kadından 59’u çalışırken Türkiye’de yalnızca 22 kadın çalıştırdığımızı görmüşüz. Tabi ki eğitim seviyesinin düşüklüğü, çalışma şartlarının zorluğu bu oran için bir etmen olabilir lakin hayli üniversite hatta yüksek lisans mezunu olup “eşim çalışmama izin vermiyor” diye evde oturan kadınlarımız da mevcut. Eğitim demişken kadının eğitime katılımında da ülkemiz oldukça istikrarlı bir oran sergileyerek 135 ülke arasında 108’inci sırada ve kadınların eğitimde başarı oranında ise 104. sırada yer almaktayız. Türkiye’den daha kötü durumda olan bazı ülkeler ise Mısır, Fas, Gambiya, Yemen ve Çad.

Bu verilere birde kadınlara uygulanan şiddeti, kadın cinayetlerini ve tecavüzleri ekleyelim. İstatistiklere göre ülkemizde kadına yönelik şiddet olayları son yıllarda artış göstererek yüzde 1400 artmıştır. Kadınların onda dördü fiziksel şiddete uğramakta ve şiddete uğrayan kadınların dörtte üçü eşi tarafından şiddet görmektedir. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün kayıtlarına göre Şubat 2010 ile Ağustos 2011 yılları arasında (19 ay içerisinde) yaklaşık olarak 79000 aile içi şiddet yaşanmış. 2002 yılı kayıtlarına göre 66 olan kadın cinayet sayısı, 2009 yılında 953’e çıkmıştır. 2013’ün ilk dokuz ayında ise bu rakam 842’ye ulaşmaktadır. Birde karşılaştığımız tecavüz var ki apayrı bir durum.

2013’ün ilk yedi ayında 97 kadına tecavüz edilmiş ve 110 kadına cinsel tacizde bulunulmuştur. Acil yardım hattını arayan kadınlardan yüzde 57'si fiziksel şiddete, yüzde 50’si cinsel şiddete, yüzde 15'i enseste ve yüzde 9'u tecavüze maruz kalmıştır. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun deyip bir yandan da "dövsek de, şiddet de uygulasak nasıl olsa cezası yok; öldürürüm ve intihar süsü veririm" denilen bir ülkede yaşıyoruz. Kısacası durumumuz içler acısı!

Kadın ne zaman insan olarak tanımlanırsa o zaman kadın sorunu ortadan kalkacaktır. Bütün kadınların yaşadığı problem aslında insan hakları ihlali sorunudur. İnsan haklarının sadece yasalar üzerinde tanımlandığı, gerekli önlemlerin alınmadığı ve cezalar uygulanmadığı sürece bu rakamlar ne yazık ki daha da artacaktır. Toplumsal aydınlanmanın, eğitimin, farkındalığın, sorgulamanın olmadığı aksine sorgusuz kabullenmenin ve bilinçsizliğin olduğu durumlarda kadınlar daha çok ezilecektir.

Evet, 8 Mart. Ev hanımı olarak yıllarını harcamış ama hala çalışmaya devam eden Hatice ablanın, 8 aylık çocuğunu bırakıp çalışmaya geri dönen Derya’nın, yeni evli olduğu halde işlerini aksatmamak için var gücüyle çalışan Aslı’nın, mesaiye kaldığı halde ekonomik özgürlüğünü elinde tutmak adına çalışmaktan vazgeçmeyen Burcu’nun, eşi iş bulamadığı için hem ev hem de iş’te tüm yükü üstüne alan Esra’nın, hem okuyup hem harçlığını çıkarmaya gayret gösteren Ayça’nın kısacası hayata tutunmaya çalışan, çabalayan, uğraşan ve kendi ayakları üzerinde durmaktan yılmayan tüm kadınlarımızın Emekçi Kadınlar Günü kutlu olsun.

Kadın Hakları gününün haklılığını bizlere en iyi şekilde ifade eden büyük usta Nazım Hikmet’e saygılarımla!

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR