Gerçeğe Aşılan Hayaller

Placeholder4
© U.S. Navy photo by John F

Hayal gücünün sınır tanımayan yaratıcılığını bugün birçok film ve kitaplardaki yansımalarıyla görüyoruz.

Şu an bilim kurgu filmlerinde izlerken aslında bize normal gelebilecek olan pek çok teknolojinin, kurgulandığı zamanlar var olmadığını göz önünde bulundurursak, bu bilim kurgu yapıtlarının günümüz teknolojilerine ilham kaynağı olduğu bir gerçek!

60’lı ve 90’lı yıllar arasında kurgulanan birçok teknolojiyi, bugün kullanmaktayız. Star Trek dizisinde dokunmatik bilgisayar olan Pad’ın bugün Apple’ın gerçeğe dönüştürdüğü İpad’lar olduğu gibi, bugünkü bluetooth teknolojileri yine aynı filmde izlediğimiz kulağa takılarak haberleşmeyi sağlayan küpelerden esinlendiği çok belli değil mi?

Bunların yanında hologram teknolojisi, anahtar yerine kullanılan parmak izi gibi bir çok teknolojinin araştırdığımız zaman bu tarz filmler çekildikten sonra oluşturulmuş buluşlar.

Okuduğumuz veya izlediğimiz birçok bilim kurgu senaryolarının gelecekte aynen yaşanacağını elbette iddia edemeyiz. Fakat geçmişe ve günümüzdeki araştırmalara bakıldığında günümüzün kurguları olan, yapay zeka, zamanda yolculuk, ışınlanma gibi teknolojileri gelecekte yaşamamız büyük olasılık..

Türkiye’de ise bilim kurgu, ti’ye alınarak komedi-bilimkurgu adı altında filmler çekiliyor. Dolayısıyla üretici değil, seyirci olarak kaldık.

Çünkü kurgulayabilmek için özgür bir düşünce ortamı gerekiyor. Oysa ki ülkemizde düşünmek, eleştirmek, yazmak, sorgulamak, başta Başbakan’a soru sormak üzere suç sayılıyor..

Bu nedenle birçok gazeteci, yazar, bilim adamı suçunu dahi bilmeden yıllarca hapis yatarak ağır bedeller ödediler. Zaten bugünkü zihniyetin bilim ve sanata karşı sicilinin bozuk olduğunu biliyoruz.

Ayrıca bu filmleri çekmek maliyetli bir iş olduğundan belli bir sermaye gerekiyor. Başka ülkelerde devlet bu tür yapımlara destek verirken, biz de devlet desteği olmadığı gibi kimileri kısa yoldan köşeyi dönme hevesindeler.

Dünya uzayı kolonize etmeye başlarken, Türkiye ilerlemek yerine, geride kalmayı tercih ediyor. Paralel evrenlerle uğraşmak yerine, paralel devletlerle uğraşmayı, sorgulamak yerine biat etmeyi tercih eden çoğunluğun oluşturduğu bir toplumlada ilerlemek zor görünüyor.

Bir de son zamanlarda felaketi konu alarak ürkütücü gelen birçok film senaryosu da bana gerçekçi gelmeye başladı.

Çölleşmiş bir dünya, mutasyona uğrayarak laboratuvar ortamından çıkıp hızla tüm dünyaya yayılan bir virüs sonucu yaşamın sona ermesi, Nükleer savaşlar ya da 3. Dünya savaşı gibi..

Bazı araştırmacıların elde ettikleri sonuçlar doğrultusunda, Dünya’daki bir takım kaynakların sınırlı kalması sonucu savaşların kaçınılmaz olduğu öngörülüyor.

Dolayısıyla bazı izlediğimiz filmlerde ‘bilgisayarın içinde rol alan sanal karakterler’ gibi biz de ‘sanal dünyanın içinde yer alan karakterler’ olabilir miyiz?

Mümkün değil, demeyin. Herşeyin mümkün olduğunu zaman bize gösteriyor.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR