Osman’ın Halife Seçilmesi (Kerbela 12)

Ömer ölmeden önce, kendisinden sonra yerine kimin geçeceği ile ilgili 6 kişilik bir heyet kurulmasını, bu altı kişinin kendi içerisinden birine biat etmesini istemişti. Bu 6 isim, Arap sosyolojisinin gerçeği olan isimlerdi. Ali, Osman, Talha, Zübeyr, Saad b. Vakkas, Abdurrahman b. Avf…

Bu 6 isim ittifak ederlerse istikrar sürecekti, yok eğer uzlaşamazlarsa akacak kanı kimse durduramazdı. Ömer bunu biliyordu. Bu sebeple oğluna şöyle dedi; “Bu kişileri topla, aralarından biri üzerinde anlaşırlarsa sen de o anlaştıkları kişiye biat et. Yok, eğer uzlaşamazlarsa, hepsini öldür…”

Ömer, bir Farisi tarafından namazda öldürülünce, şura toplanması kararı alındı. Bazıları Medine dışında idiler. Abdurrahman b. Avf, bu süreden yararlandı, halka danıştı.

Abdurrahman b. Avf, ilk Müslümanlardan… Cennetle müjdelenenler denen “aşere-i mübeşşere” den. Peygamberi kabre koyan dört kişiden de biri. Ancak bilinmeyen veya çok ön plana çıkarılmayan bazı hasletleri daha var. Çok iyi bir tacir… Ebu Bekir’in neredeyse kankası… Ömer’i hilafet için ilk teklif eden kişi… Zaten Ömer de, kendisinden sonraki hilafet seçimi için Abdurrahman b. Avf’ı özellikle seçiyor ve oylar eşit kaldığında,” Abdurrahman kime oy verdiyse o kazanmış sayılır” diyor.

Acaba, Hılful Fudul kardeşliği içerisinde bir yeri var mıydı? Kurucu aklın, Ömer sonrası sancaktarı o muydu?

Bu 6 kişiden 3’ü, daha en baştan hilafetle ilgili bir adaylıklarının olmayacağını açıklarlar.

Abdurrahman b. Avf’da, “hakem olması koşuluyla” adaylıktan çekilir. Yani seçilen değil, seçen olmayı tercih eder.

İlk olarak halife namzedi Ali’ye döner, “Allah’a, Resulüne ve İmameyn’in sünnetine (yani, senden önceki iki halifenin uygulamalarına) uyacağına söz verir misin?” Ali, elbette “hayır” cevabını verir. “Allah’a ve resulüne uyarım ama benden öncekilerin tuttukları yola uymam için bir sebebim yok” der. Beklenen cevap ta budur zaten. Osman’a aynı soru sorulduğunda ise, Osman hemen kabul eder. Abdurrahman b. Avf’da oracıkta Osman’a biat eder…

“Ehl-i Sünnet” tabiri buradan gelir. Yani bilinenin aksine, “ehli sünnet” demek, peygamberin sünnetine uyanlar anlamına gelmez, “Ebu Bekir ve Ömer’in uygulamalarının devamcıları” anlamına gelir. Yoksa kendisini Ehl-i sünnet görmeyenler de, en az görenler kadar peygambere inanan insanlardır. “Sünni” tabirinin doğuşu böyledir. Bir de “Ehl-i sünnet” tabirine, daha sonra “vel cemaat” eklenmiştir ki, bunu da ileride göreceğiz.

Kurucu akıl, bu gün bizde de örneğini gördüğümüz esaslar üzerinde durur. Tıpkı mecliste “Atatürkçülük ve Laiklik” konusunda sadık olunacağına ilişkin edilen yemin gibi, Ebu Bekir ve Ömer’in başlattığı Arap dirilişinin devamcısı olunup olunmayacağı hususunda bir kırmızı çizgisi vardır kurucu aklın. Ülkü, hiçbir şeye feda edilemez…

Oysa Ali, kalıplara sığmayacak biridir. Kimsenin devamcısı veya takipçisi olamayacak bir karakteri vardır. Yalnız bir dağdır o… Bir sıradağ silsilesi içinde yer alamayacak kadar da görkemli bir dağ hem de…

Aslında o 6 isim içerisinde Ali’den daha “EN” biri de yoktur. Bunu herkes bilmesine rağmen, Osman’a biat edilir…

Ali orayı terk eder… Diğer isimler içinden de tatmin olmayanlar vardır. Yani Ömer’in arzuladığı ittifak gerçekleşmez. Kapıda bekleyen Abdullah b. Ömer de (Ömer’in oğlu) kimseyi öldüremez.

Ömer haklı çıkar… Kan kokusu duyulmaya başlamıştır bile… Ömer’in zekâsı ve bilgeliğiyle sürmüş 12 yıllık bir dönemden sonra, Osman hafif kalacaktır. (İlk iki yılda da Ebu Bekir’in sağ koludur Ömer)

Osman kendi içinde samimi ve naif biri… Zengin ve rahatına düşkün… Akrabalarını, zaafa varan bir seviyede seviyor, kolluyor. Halife olmadan önce de ve ne yazık ki sonra da…

Osman’ın peygamberin iki kızıyla peş peşe evlendiği söylenir… Koca bir yalan daha… “Hatice, peygamberle evlenirken dul ve iki çocuğu olan biriydi”, derler… Bu iki kız çocuğu Osman ile evlendirildi, denir. Oysa bu iki kız, Hatice’nin kızları değildir. Elinde, evinde büyüyen yeğenleridir… Yazı dizimizin başında anlattığımız gibi, Emevi döneminde, Hatice’yi tahfif etmek için söylenmiş bir yalandan başka bir şey değildir.

Detaylara girmeyeceğiz…

Osman halife olmadan önce her ne yapıyorsa, öyle devam eder. Çadırda oturmaz Ömer gibi, yamalı da giymez… Akrabalarına hep yardım eden Osman, halife olduktan sonra da bu yardımlarına devam eder. Atamalar genellikle akrabalarından yapılır. Bu atanan valiler, bir de Ümeyye oğlullarından olunca ( Ebu Süfyan’ın kabilesi) idealizm yerini yozlaşmaya terk eder. Ömer zamanında dokunula bilir olan hilafet, Osman döneminde hiyerarşiye ve bürokratik katmanlarla ulaşılamaz, ses işittirilemez hale gelmeye başlar. Üç kıtaya yayılmış geniş bir coğrafyada homurtular, Ömer dönemi ile kıyaslamalar, küskünlükler başlamıştır bile…

Toy amca çocukları vali olmaya başlamıştır. Aslan payı ise elbette kuzen Muaviye’ye verilmiştir… Şam valiliği… Gassan toprakları… Yani Roma’nın sınır komşuluğu ve o günkü dünya ticaretinin kalbi Şam pazarları…

Dört bir yandan gelen şikâyet mektuplarından, Osman’ın haberi bile olamıyordur artık…

Uyarılar yapmaya çalışanlar da, devlet düşmanı ilan edilmekte ve sindirilmektedir…

Bilgisizlik, ferasetsizlik ve beceriksizliklerle yönetilmeye çalışıldığı her dönemde olduğu gibi, Ortadünya kaynamaya başlamıştır.

Ahmaklar, Ortadünya’da hüküm süremez… Hele ki 20’li yaşlarında bir çocuk, Irak’a vali tayin edilmişse, akacak kanı gayrı hiçbir Tanrı durduramaz…

Fitne uyanmıştır…

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR