73.Venedik Festivali'den Notlar

"Orizzonti" (Ufuklar) bölümünde yarışan Reha Erdem, "Koca Dünya" ile, kendine has sinema dilinin doruklarına ulaşıyor.

Kahpe dünyanın hüzünlü kurbanları...

Mehmet Basutçu/ Venedik

"Geceyi gündüzlerine koyuyorlar. Işık, karanlığa yakındır diyorlar... Eğer ahireti evim diye bekliyorsam; eğer çukura babamsın sen diyorsam; kurda kuşa anamsın, kardeşimsin sen diyorsam; öyleyse benim ümidim nerede ? " Bu cümleler bir travestinin ağzından ( Reha Erdem'in kaleminden) dökülmektedir... Sıvaları dökük duvarların alakaranlığında Türkan Şoray posteri göze batan çıplak odadaki yatakta, kucağına sığınan yeni yetme genç Ali'ye seslenmekten çok, kendi kendine yakınmaktadır aslında. Ancak, bıyığı yeni yeni terleyen Ali, bu sözler gerisindeki anlamı kavrayacak kadar acıyla yoğrulmuştur bile... Ve bu kahpe dünya, ince omuzlarına daha ağır yükler yıkmak üzeredir...

Senaryosunu yazıp yönettiği " Koca Dünya", Reha Erdem sinemasının doruk noktalarından biri. Reha Erdem, kendine özgü sinema dünyasının temel öğelerini ustalıklı bir mizansen eşliğinde ince ince örerken, yalın bir şiirsellik damıtıyor. Akıcı bir sinema dili sergiliyor. Görsel bir senfoni besteliyor. Dikkatle, şevkatle gözlemlediği doğanın değişik çehrelerinin karşıtlıklarla dolu rengarenk dekoru içinde, sevgiye, ilgiye ve güven veren sıcak kucaklara özlem duyan öksüz iki kardeşin (çocuğun) yeni bir kimlik, yeni bir dünya arayışlarını, tüm lirizmine karşın özde gerçekçi bir yaklaşımla, adım adım izliyor. Bu koca dünyamızda, bin bir kahpelikten kaçıp kurtulacak bir yer kalmadığını anımsatırken, izleyicisini bilinçli bir hüzne boğuyor...

Otomobil tamircisi yanında çıraklık yapan 18-20 yaşlarındaki Ali, kızkardeşi Zuhal'i "evlâtlık"'edinen ailenin pençesinden çekip almak; daha 13 yaşında, imam nikahıyla onun bunun koynuna itilmekten kurtarmak için şiddete başvurmak zorunda kalır. Birlikte, Ali'nin motosikletiyle kaçıp izlerini kaybettirmek isterler. Farklı bir yol filmidir "Koca Dünya". Yolculuk, zaman zaman derelerin buğulu suları üzerinde, kayıkla yapılan zaman ötesi sessiz gezintilere dönüşür. Güzelim bir ormanın, göl sularının derinliklerine sığınarak mutlu bir geleceğin düşünü kurarlar. Yakınlardaki kasaba, panayır yeri, panayırdaki dönme dolap, çekici genç ve güzel kahpe, uluyan kurtlar, her şey, safça kurdukları o güzelim düşler önüne dikilen binbir engeldir ...

Benim adım Mi -Mi, seninki de Kum-Kum olsun der Zuhal bir gün Ali'ye. Keyiflidir. Birlikte oldukları için mutludur. Orman içinde gizlenen derme çatma kulübeleri bir saraydır... Mi-Mi hastadır; ateşler içinde sayıkladığı bir zaman karşısına çıkıveren mandayı babasıyla özdeşleştirecek, "beni sen verdin onlara, sen sattın!" diye suçlayacaktır. İki kez beliren sevimli beyaz keçinin güzel gözlerindeyse annesini görecek; özlemini yumuşak bir sesle dile getirecektir... Ancak, geçmişin acılı gerçekleri, yeni bir kimlik bularak özgürce yaşamalarına izin vermeyecektir...

"Koca Dünya"yı izledikten birkaç dakika sonra, Hotel Excelsior'un kalın kırmızı halılı koridorlarında yürürken, boyu küçük parmağımın yarısı kadar incecik bir bebek kertenkele, hemen önümde, biraz şaşkın, bir o kadar da ürkek ve telâşlı adımlarla, tanıtım standlarının bulunduğu, yeşillik ve sudan yoksun yanlış yöne doğru kuyruğunu titreterek hızla kaçıyor. Çaresiz bir şefkatle bakakalıyorum arkasından...

Eğer Reha Erdem'in, dinginlik arayan fırtınalı iç dünyaların sesini izlenimci tonlar eşliğinde yalın bir senfoniye dönüştüren "Koca Dünya"sından, duyularım alabildiğine bilenmiş olarak çıkıyor olmasaydım; o küçücük kertenkeleyi kuşkusuz görmeyecek; belki de, farkında olmadan ezip geçecektim...

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR