Uzlaşma Kültürü ve Kentlilik

Türkiye’de 2016 yılı içinde 1948 kişi cinayete kurban gitmiş; bu, her gün beş kişinin bir cinayet sonucu yaşamını yitirdiği anlamına geliyor. Nüfusumuz 79 milyon 814 bin 871. Nüfusu 126 milyon 323 bin 715 olan Japonya’da ise aynı yıl içinde işlenen cinayet sayısı 200.

Bizler, gazetelerde, televizyonlarda her gün cinayet haberleriyle karşılaştığımızdan olağan olmayan ölümleri ne yazık ki kanıksadık. Bu haberleri görüp geçiyor, üzerinde düşünmüyoruz.


İnsanlarımız umutsuzdur, öfkelidir. Sürekli yaşanan düş kırıklıkları, düşülen umutsuzluk sarmalı ve buna bağlı olarak kabaran öfke insanları saldırganlaştırmaktadır.

Türkiye, işlenen cinayet sayısı kadar trafik kazası ölümlerinde de Avrupa’da ilk sıradadır. Bu sayılar ülkemizde insan hayatına verilen değerin düşük düzeyinin göstergeleridir.

İnsanların birbirlerine karşı sevgisizlikleri, saygısızlıkları endişe verici boyuttadır.

Ülkemiz genelinde uzlaşma kültürü uygar ülkeler düzeyinde gelişmemiştir. İnsanlarımız, aralarındaki sorunlarda kolayca kaba kuvvete başvurmaktadır. Bir sonraki adım ise cinayettir. Ölümlü trafik kazalarının başlıca nedenlerinden biri de arkadan gelene yol vermemek, sollarken sağdakini sıkıştırmak gibi saygısızlıklardır.


Bilim insanları kentlileşmenin uzlaşma kültürünü geliştireceği düşüncesindedir. Ne var ki kentte yaşıyor olmak kentlileşmek için yeterli değildir. Kentlileşmenin önkoşulu kent kültürünü özümsemeye, içselleştirmeye hazır olmak, buna çaba göstermektir.

Oysa kırsaldan gelen göçmenler kentlerin varoşlarına, çeperlerine yerleşerek ya yeni yerleşim yerleri kurmakta ya da kendilerinden önce gelenlerin yaşam biçemlerine ayak uydurmaktadırlar.

Bu bölgelerde yaşam “kapalı devre” sürdürülmekte, kent kültüründen farklı, geri bir kültür oluşmaktadır. Genel olarak “varoş kültürü” denen bu yaşam biçemi kendini yeniden üreten sosyal bir kısırdöngüdür. Bu kısırdöngü kırılmadan bu bölgelerde yaşayan insanların kentlileşmeleri olası değildir.

Dikkatle incelenecek olursa göç alan kentlerde işlenen cinayetlerin de çoğunlukla bu bölgelerde işlendiği görülecektir.


Muhafazakâr iktidarlar 1950’lerden bu yana oy kaygısıyla bu geri kültürü ayakta tutmak, kapalı devre geliştirmek için ellerinden geleni artlarına koymamışlardır.

Bunun en somut ve en güçlü örneği AKP iktidarıdır. Bu iktidar, varoş kültürüne ayrıca dinciliği şırıngalayarak söz konusu bölgelerde geniş bir oy potansiyeline sahip olmuştur.

16 Nisan referandumundan çıkacak bir “evet” sonucu, bu geri kültürün kentlerin merkezlerine yayılma sürecinin başlangıcı olacaktır.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR