İnsan mısın? İnsan Gibi mi?

Referandum oylaması sonrası, tercihi ‘hayır’ olanlar için başka bir çokseslilik hali başladı. Özellikle tercihini evet yönünde kullandığını, başkanlık sistemi ve rejim değişikliğine dek götürebilecek yeni anayasa düzenlemesini desteklediğini söyleyen firmalara, boykot uygulamak üzere çağrılarda bulunan söylemler duyulmaya başlandı.

Tüketici, her türlü düzende, her üretim şekli ve her pazar yapılanmasında en önemli faktör ve aktördür. Bu sebeple ortaya çıkmış ve gelişmiş reklam sektörü, diğer başka iletişimi kuvvetlendiren mecralar ve kollarla beraber, tüketicinin nabzını tutabilmek ve onların kanına girebilmek için çırpınır durur. Kimi çok doğru olan işlerin ve ürünlerin duyurulması ve güçlenmesi için hayati önem taşımakla birlikte, çok etik olmayan, hadi biraz dilimizin kemiğini bükelim, son derece zararlı olan ürün ve üretim şekillerini de allayıp pullayabilir. Tüketici bu yaklaşımlara inanabilir. Ciddi satış rakamlarına ulaşılabilir. Toplum zehire bulanıp yarınlarını yitirebilir.

Bu ihtimal ve bittabi içerdiği riske karşı durmak üzere kurulmuş bazı kamu kurum ve kuruluşları elbette ki vardır. Ancak onlar da ağırlıklı olarak rekabeti korumaya yönelik tutum sergilerler. Onun dışında ve belki de haliyle, ürünün sağlık açısından olumlu/olumsuz terkibi, mevzuları dışıdır. Zira bununla ilgilenmiş olması gereken başka bir kamu kurumu olarak tarım bakanlığı ve ilgili alt yapılanmaları vardır.

Ancak… Burası hikayenin tıkandığı bir başka noktadır.

Geçmiş zamanda oldukça deneyimli üst düzey bir gıda mühendisi bana şöyle demişti: Gıda mühendisliği, esasında beslenmeyle ilgilenmez. Bizim için önemli olan gıdaların işlenmeleri esnasında uygulanan yöntem ve formüllerin insan canına kastetmiyor olmasıdır. Yani, birisi filanca yoğudu yiyip ölmemelidir, bir başkası filanca peyniri yiyip septik şoka girmemelidir, ya da şu reçeli yiyen yüz kişi şiddetli ishalden hastanelik olmamalıdır, hatta bu makarnadan tüketmiş bir aile toptan acile kaldırılmamalıdır gibi. Herhangi bir sebzenin, misal ıspanağın şüphesiz topraktan söküldüğü ilk anda tüketilmesi, besin değerinden maksimum oranda faydalanılmayı sağlar. Ama bu mümkün değildir. Ispanak toplanır, yıkanır, kurutulur, doğranır, eh bu kadar çabaya biraz dayanması lazımdır, gerekli işlem uygulanır, ambalajlanır, depolanır, sevkedilir, yine depolanır, satılır, nihai tüketicinin buzdolabına girer, belki birkaç gün de öyle bekler, sonra ambalajdan çıkarılır, tekrar yıkanır, ocakta ya da fırında pişirilir. Yenir!

Bunca müdahaleden sonra bu ıspanaktan hangi toplam faydanın elde edileceğini saptamaya çalışırken, toplam zararı da bir kenara atmamak lazım. Yetiştirilmesi esnasında kullanılan tohum, ekilen toprak, sulama suyu, uygulanan tarım ilaçları derken… İşte bunlar da başka kontrol mekanizmalarına tabi. Bizim son derece haklı gerekçelerle reddettiğimiz, tohumundan hasadına geçen süredeki sağlığı tehdit eden maruziyetlere, konvansiyonel anlamda olur veriliyor olması sebebiyle, müdahale edilmiyor. Dolayısıyla bir ziraat mühendisi için de, yiyeni öldürmeyecek dozda zirai ilaç kullanılmış olması, görevini hakkıyla ifa ettiğini gösteriyor. Vücutta çeşitli zamanlar içinde alınıp, atılamadığı için akümüle olmuş tüm bu zirai ilaç artığı zehirlerin hesabını, kimselere sormak mümkün olmuyor.

İşin bu evresinden sonrası tababetin içine düşmeyle son buluyor. Beslenme bilmeyen, eğitiminde beslenme yer almayan hekim, geriye dönük olarak bu zincirin halkalarından da bihaberken, tedaviye yönelik elemanları bulmakta her zaman doğru bir yol izleyemiyor. Toplumun en uzun süre mürekkep yalamış, en kitabi ve okullu eğitimli hekimleri, denizi geçip derede boğuldukları bir düzenin parçası olup, hastalıkların sebebinin kökenini araştıracak vakte sahip olamayarak, kendilerine tanınan kısa sürelerde muayenelerini tamamlayabilmek için, uygun en iyi ilaç terkibinden bir şifa yolu belirlemeye çalışıyor.

Referandumdan çıkıp buraya vardıktan sonra bu yazı bitmez gibi gelse de… Bağlamaya çalıştığım yer aslında şudur: Siz ve sağlığınız, kimsenin çok da umurunda değil!

Şayet umurlarında olsaydı, ne tohum yasaları çıkardı, ne de GDO’sundan hibritine her tür ithal girdiye mecbur bir tarım ekonomisi oluşturulurdu.

Farklı fiyat aralıkları ve kullanım şekilleri ile geniş bir yelpaze içindeki, her keseye uygun tarım ilaçları ithalatı, dış ticaret açığını şişirip durmazdı.

Umurlarında olsaydı, gelişen tıp teknolojisiyle övünüp erken teşhiste fersah fersah yol katettiklerini söylemek yerine, bu kadar çok erken teşhis edilmek zorunda kalan hastanın sebebini araştırmadan duramazlardı. En ufak umurlarında olsaydı, öldürmez de oldurmaz da ürünler yaratmak ve o esnada dünya kaynaklarını hunharca harcamak yerine, bir ürünün orjinaline en yakın haliyle bir tüketiciye ulaşması için tüm bilgiyi seferber etmeden duramazlardı.

Ah bir umurlarında olsaydı, henüz küçücük ilkokul çağı çocuklarının ergenliğin tam göbeğine düşüp, nasıl başedeceğini bilmediği bedensel değişimleriyle boğuşmalarına razı olunmazdı.

Birilerinin, umduğunuz gibi umurlarında olabilmiş olsaydınız efendim, kime nasıl yeteceği meçhul olan bir asgari ücretle baz düzeyde de olsa insana yaraşır besinlere ulaşamadığınıza dövünmek zorunda kalmazdınız.

Toprağımız ölüyor.

Suyumuz ölüyor.

Havamız ölüyor.

Siz yaşayacağınızı mı sanıyorsunuz?

Şimdi… Diyorum ki! Sizin de doğumla birlikte sahip olduğunuz bu doğal kaynaklardan yararlanma hakkınızı elinizden alan kocaman firmalara, küçücük bir karış boyunuzla yapabileceğiniz kocaman bir şey var. O tek atımlık kurşununuzu ister havaya sıkarsınız, ister beynine, ister kalbine hedef alırsınız. Canınıza kastedildiğini düşünüyorsanız üstelik, o hedefi de kaçırmazsınız.

Bir firmayı boykot mu etmeyi düşünüyorsunuz? Edin. Ama tüh, yerine alacağım ürün o markette kalmamış, bir kereceik alayım bari deyip kararınızı çiğnemeyin. Bir prensip kararı alarak boykotunuzu o firmanın tüm ticari alanına yayın. Ama dikkat edin. Sol cepten alıp sağ cebe koyuyor olabilirsiniz. Bu büyük firmaların, büyük firma dostları olur. Dolayısıyla, su akar yolunu bulur misali, sizin üç günlük ya da otuz günlük boykotunuz neredeyse yaprak bile kıpırdatmayabilir.

Ama…

Ya bir firmanın tüm mallarını boykot ederken, bir başka büyük firmanın ürünlerini tüketmeye başlamak yerine, küçük ve lokal üreticilere geçerseniz, ne olur?

O büyük üreticiler üç kuruş parayla ürünlerinin tamamını topluyor diye, tüm cefayı çekmesine rağmen ses çıkaramayan üreticilerin eline biraz para değse, onunla çoluğunun çocuğunun hayatını idame ettirse, palazlansa, daha iyi üretim koşulları için talep edeceklerimizi yerine getirmez mi? Biz insan gibi besinlere ulaşırken, o da insan gibi bir düzene kavuşmaz mı?

Bakınız, bu insan gibi tabiri aslında çok ağırdır. Ne var ki, halihazırda kullanıldığı yere cuk oturuyor. Oysa o anamızın karnında, ‘gibi’ halinden çok uzak, bizzat insan olmak için beklemiş, gelişmiş, büyümüş ve dünyaya gelmiştik. Geldiğimiz o anda, rant uğruna, daha fazla kazanç uğruna, güç uğruna, türlü hırslara bürünmüş kişilerin gaileleri uğruna, kaybedeceğimiz bunca şey olacağını hiç de tahmin edemezdik.

İnsan tek ve hür doğduğu dünyanın, tek ve hür ferdi olarak kalabilmek için bir savaş verecekse şayet, bunun için en erdemli yolu seçmeli, kendisine dayatılanlara razı gelmek bir yana, haklarının gaspına ağır tepki vermeli, düzenin arkasından söylenmek ve sövmek yerine, önüne geçip dur demelidir.

Bana göre tek çözüm, ‘Ben olmazsam, tüketici olarak, sen her akşam önüne koyup ürettiklerini kendin yersin efendi’ diyerek, bir an bile arkaya bakmadan uzaklaşmak gereklidir.

Tüm alışveriş pompalamalarına karşı korunaklı bir miğfer olarak hakkaniyet erdemini giymeli, yanımızda yöremizde kim varsa üreten ona yönelmeliyiz. İyi kötü aramadan, önce onun yaşayabileceği hava sahasının oluşumuna katkı vermeli, ardından taleplerimizle şekillendirmeliyiz.

Mümkün en az işlenmiş ürünleri alıp, bunları evimizde basit işlemlere tabi tutup, içimizi dışımızı, aklımızı ruhumuzu, kalbimizi vicdanımızı tertemiz beslemeliyiz.

Kopan ya da kesilen parmağın yerine yenisi çıkmıyor arkadaş. İnsansak hala, ‘insan gibi’ için nelerin feda olacağını görmezden gelemeyiz.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR