Ne CHP ile ne de CHP'siz …

Herkes hala 16 nisan referandumunun mesajını çözümleme çabası içinde.

Şaibeli halk oylamasında en büyük yenilgiye uğrayanın Devlet Bahçeli ve geleceğinin ne olduğu konusunda büyük soru işaretleri bulunan, MHP olduğunu söylemek yanlış değil. Tabanının çağrısına büyük çapta uymadığı Bahçeli, artık ölü ordunun komutanı konumuna düşmüştür.

AKP tarafından yutulma sürecine girmiş olan MHP'nin geleceğinin ne olacağını, partinin muhalif kanadın önderleri tarafından ( şu anda bu kanat içerisinde liderliğe en büyük aday, kulislerde yakında FETOcülük suçlamasıyla içeri alınması ihtimali konuşulan Meral Akşenerdir) tekrar canlandırılıp canlandırılamayacağını önümüzdeki dönem göreceğiz.


Bugün açık görünen diğer gerçek de, sandıktan en büyük kayıpla çıkanlar arasında son 15 yılın sandık şampiyonu Tayyip Erdoğan ve partisi AKP'nin de bulunduğudur.

YSK'nın yasayı ve hukuku ayaklar altına alan davranışının tartışmasını “atı alanın Üsküdar'ı geçtiği” yanıtı ile kesmek isteyen Tayyip Erdoğan istediği sonucu şaibeli biçimde kıl payı sağlarken, meşruiyet tartışmaları bir yana bırakılsa bile, büyük kentlerde, ekonominin motoru olan bölgelerde ve her yerde eğitimli genç nüfus katında oy kaybına uğramıştır. Bu durumda, genç, eğitimli, dinamik , yani yarının Türkiye'sinin desteğini yitirmekte olan Erdoğan liderliğindeki AKP oylamanın kaybedenlerinden biridir. Gözlemcilerin belirttiklerine göre AKP örgütü de olayı bu şekilde algılamaktadır.

Buna karşılık, en büyük kargaşa ve tartışma, 16 nisandan başarı ile çıktığı söylenebilecek olan CHP 'de yaşanmaktadır.

CHP'de her hareketli dönemde yaşanmış olanlar, 16 nisan ertesinde bir kez daha tekrarlanmıştır.

Referandumun hemen sonrasında, CHP'nin eski Genel Başkanı ve ömür boyu Genel Başkan adayı Deniz Baykal, bir kez daha ortaya atılmış, hiç bir şeye talip değilim klişesiyle, ben sözcüğünü telaffuz etmeden CHP'nin Genel Başkanlığına ve Cumhurbaşkanı adaylığına talip olduğunu açıklayarak, parti içi bitmeyen yarışın sinyalini yeniden vermiştir.

Bu gibi durumlarda artık bir CHP klasiği haline gelmiş olan ve “ne yapmalı, nasıl yapmalı?” değil de, “kim ile yapmalı?” sorusuna yanıt arayacak olağanüstü kurultay çağrısı bir kez daha ısıtılmıştır.


Bütün bunlar ve de ek olarak, Akşam Gazetesi'ne verdiği demeçte CHP'de kadroların değişmesini gerektiğini söyleyen Fikri Sağlar hakkında MKYK'nın oy birliğiyle ihraç talebiyle disipline gönderilmesi, hele hele, tam da Tayyip Erdoğan'ın “ kadiri mutlak tek adam” konumunun tartışıldığı günlerde, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun“çatlak seslerin kapı önüne konulmasını” telaffuz etmesi, çoğu kişide şu ortak kanının oluşmasına yol açtı:

-CHP cephesinde, yeni bir şey yok. CHP eski tas eski hamam.

Dikkatinizi çekerim, bütün bunlar CHP'nin, bütün baskılara, engellere ve olumsuzluklara karşın başarılı bir kampanya yürüttüğünde çoğunluğun görüş birliği halinde olduğu bir dönemde meydana gelmektedir.

Bütün baskılara, korkunç zulme , elverişsiz koşullara karşın, büyük gayret yaratıcı güç, azim, dinamizm isteyen zorlu çabalar yaşama geçtiği takdirde tünelin ucundaki ışığa erişilmesi olasılığının belirdiği bir ortamda CHP, tarihin kendisine yüklemeye hazırlandığı misyonu yerine getiremeyeceğini düşündürtmektedir.

Bu şekilde düşünenler, CHP'nin sorununun herhangi bir nöbet değişikliği olmayıp, çok daha ötesinde, bir yeniden yapılanma konusu olduğunu da dile getirmekte ve kaçıncı olduğu bile rahatlıkla söylenemeyecek, birbiri ardından gelen düş kırıklığıyla şu hükme varmaktadırlar:

-Bu iş bu CHP ile olmaz.

Eğer olay bu kadar sade olsaydı iş kolaydı.

Daha vahimi ise şimdiye kadar yaşananların bu işin CHP siz de olamadığını göstermiş olmasıdır.

Evet ne CHP ile oluyor, ne de onsuz.

Asıl çıkmaz işte bu.

CHP bu kısır döngüyü kıramazsa, tarihi vebalinden kurtulamaz.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR