Türk Milleti Yüce midir?

Ezelden beridir tek bir sorunumuz var:

Hiçbir zaman konuşulması gerekeni konuşamamak…

Aslında hepimiz farkındayız bir şeylerin ters gittiğinin… Bir yerlerde, birtakım şeyler hep yanlıştı bu ülkede… Ve hala da yanlış…

Bunların hepsini biliyoruz…

Bir şekilde bilincinde ve farkındayız, tüm hataların…


Problem, bunun sonrasında…

Var olan sorunlarımızın kaynağını ya da çözümlerini konuşmaya başladığımızda, hep yanlış adreslere yöneliyoruz.

Hemen Türkiye’de güçlü bir muhalefetin olmadığından bahsetmeye başlıyor, parti başkanlarının değişmesinin, her şeyi bir anda değiştireceği aldatmacasına kapılıyoruz.

Bu, elbette ki es geçilmesi gereken bir nokta değil. Evet, belki daha güçlü bir muhalefet, daha heyecanlı, daha dinamik parti liderleri, problemlerimizin giderilmesinde önemli bir rol üstlenebilirler. Fakat bu rolün tam kıvamında iş görmesi için, önce daha hayati meselelerimizi tartışmaya açmalıyız.

Toplumun bizzat kendisini ele almalıyız…

Masaya en önce kendimizi yatırmalıyız…

Kurtuluşu, tek bir zümrede veya tek bir adamda değil, cümleten insanımızda aramalıyız…


Bir toplumun, kendi kendini en derinden sorgulaması, yeri geldiğinde kendine en ağır sıfatları yakıştırması, sanıldığı gibi kötü değildir. Yani, bunu yapmak, bir topluluğun şeref ve namusunu iki paralık etmez. Aksine, kitlenin kendine yönelttiği eleştiriler ne denli acımasız olursa, o derece hayal dünyası geride bırakılır, böylelikle gerçeklerle yüzleşmenin önü açılır ve daha şerefli ve namuslu günlere “merhaba” denilir.

Bu zorlu kabullenişin sonrasında, değişim ve yenilenme de zaten kendiliğinden gerçekleşir. Dolayısıyla, atlattığımız her badire sonrası, otomatikman yönlendiğimiz, o muhalefet de, bu sürece dâhil olacak, neticede kendi kendini düzeltmek zorunda kalacaktır.


Kurtuluşun ilk adımı, “Türk Milleti yücedir!” klişesinden uzak bir şekilde atılmalıdır. Değerli Türk Milleti, yüce olmayı hak etmektedir, istemektedir… Ancak, henüz yüceliğe ulaşamamış, hatta ve hatta bu mertebeden epeyce geri kalmıştır.

Bu, bir hakaret değildir. Asıl hakaret, bu gerçeğin göz ardı edilmesidir. Okuma yazma oranımız, hâlâ olması gereken seviyede değilken, yapılan araştırmalar herhangi bir yazıyı algılama durumumuzun, 9-10 yaşlarındaki bir çocuğun, zekâ seviyesine eşdeğer olduğuna işaret ederken, “Türk Milleti yücedir!” demek, kendimize yapabileceğimiz en büyük kötülüktür.

Bu yüzden, TV’deki tartışma programlarında daha çok yer alması gereken şey, haritanın değişen rengi değil, toplumun değiştirmesi gereken alışkanlıkları olmalıdır…

Gazetelerden, sıradanlaşmış siyaset haberleri yerine, giderek kararan geleceğimizi kurtarmak adına yapabileceklerimiz okunmalıdır…

Yazarlar, politikacılar ve kendini aydın diye addedenler, ağız dalaşlarıyla kuru kalabalık yapmayı bir kenara bırakmalı, toplumsal bazda üretilebilecek çözümler üzerine kafa yormalıdırlar…

Mahkemedeki yargıcıyla, taksideki şoförüyle, hastanedeki doktoruyla, üniversitedeki hocası ve öğrencisiyle topyekûn kendimize dönmeli ve şu soruyu sormalıyız:

Ne oldu da yüceliğe tam anlamıyla layık bir millet, özüne, kimliğine ve kültürüne bu derece yabancılaşıp, kendini kaybetti?


Emin olun ki, kendimizi mahkeme odasının, yargı bölümüne sokmadığımız sürece, içinde sürekli dönüp durduğumuz ve giderek de darlaşmaya başlayan, bu can sıkıcı kısır döngüden bir türlü kurtulamayacağız.

Merak etmeyin;

“Türk Milleti yücedir!” cümlesini tekrarlamaktan vazgeçip, gerçek manada yüce olmak için tüm benliğimizle mücadeleye baş koyduğumuz anda, hayat, bizler için sakladığı tüm güzellikleri sunacak…

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR