Düzen Adamı

Değerli ve yararlı hayatlar, iki şeyle anlatılırlar:

İdealleriyle ve hayalleriyle…

Bu idealler ve hayaller kendilerine özgün karakterleriyle, başka hiçbir şeye benzemezler. Başkanlarınca çok önceden öğrenilmiş kuralların, yasakların, geleneklerin, göreneklerin ve törelerin karşısında dururlar. İdeallerinin heyecanını düşürecek, hayallerindeki enerjiyi alt edebilecek her türlü alçakça saldırı, onların en tehlikeli düşmanıdır.

Kısa yolları sevmezler… Elde edecekleri her değer uğruna verdikleri mücadelelerde, hayallerine ve ideallerine bir adım daha yaklaşmış olmaktan sonsuz gurur ve mutluluk duyarlar. Ütopyalarının gerçekleşmeyeceğini bilmelerine rağmen, bu sonsuzlukta bıkmadan ve usanmadan yol alırlar. Katedilen her bir kilometrede de, sahiden yaşarlar…

Toplumları, dünyayı ve belki de tüm evreni tepeden tırnağa güzelliğe boyamak isteyen bu kişilikli ve zor hayatlar, en büyük gücü tek bir şeyden alırlar:

Düzenin adamı olmamaktan…


Sistemin adamı olmayı şiddetle reddetmiş, zengin karakterlerin, elbette ki ödedikleri bedeller son derece ağır olmuştur, olmaktadır ve olacaktır. Can sıkıcı, sinsi ve öldürücü düzende yer alan, sıradan adamlar tarafından maruz bırakıldıkları baskılarla ve zorbalıklarla başa çıkmak, her zaman zordur, onlar için.

Değerli ve yararlı hayatların aksine, kısa yolların köşelerini seven düzen adamları, karşılarındaki canlılığa tahammül edemezler ve bu coşkuyu söndürmek için savaş açarlar. Açılan bu savaşın logosunda, kısa yollardan elde edilen para, şan ve şöhret yer alır. Attıkları sloganlarda da, uzun yolları seçenlerin “enayilik”lerini haykırırlar.

Bu, dünyadaki değerli olan her şeyi ıskalamış olanların tipik davranış biçimidir. İçte var olan öfkenin, olmamışlığın ve kıskançlığın dışavurumudur.


Toplumların, bu iki karaktere de ihtiyacı vardır. Tıpkı tabiatta da olduğu gibi yaşamın var olabilmesi için, zıtlıkların birlikteliği söz konusu olmalıdır. Özellikle de düzene karşı çıkmışların, yaratıcılıklarının olabilecek en canlı haliyle sürebilmesi için, sistem adamlarınca atılan “keriz”lik naraları, bir yerde gereklidir.

Fakat, eğer bir toplumda düzen adamlarının sayısı bir hayli yüksek seviyedeyse ve yaratıcı hayatlar en büyük kötülükleri yaşamak mecburiyetindeyse, orada ciddi bir problem vardır.

Bugünün Türkiye’sinde olduğu gibi…


Şu yadsınamaz bir gerçek ki, herkesin aynılığı hedeflediği bir ülke oluverdik. Farklılıklara, yaratıcılıklara ve cesur yüreklere tahammülümüz kalmadı… Aynı şeyleri söylüyor, aynı şeyleri okuyor, aynı şekilde düşünüyoruz.

Farkında değil misiniz?

Üstümüzdeki kumaşların kesimi bile aynı…

Herkes için tek bir yolun olduğuna inanıyoruz… Bu köhne anlayış için de, en başta çocuklarımızı kullanıyoruz. Doğar doğmaz, onların kaderlerini belirleme cüretine girişiyoruz. Onlar için haysiyetli ve namuslu bir hayattan önce, lüks araçları ve çok odalı evleri düşlüyoruz.

Dolayısıyla, düzenin adamı olmayı kaçınılmaz görüyor, hayatın bir türlü içinde yer alamıyoruz… Figüranlığa, gönüllüce onay veriyor, gerçekten de iyi karakterleri canlandırabilecek olanların, sahnelerini karartıyoruz…


Bunun siyasetle bir alakası yok…

Başkanlarla, bakanlarla, partilerle de bir ilişkisi yok…

Bunun izahı, bizzat bize bağlı… Bu durumun sebebi, dünyaya gelir gelmez karşılaştığımız anlayışla ilgili. Sistemi körü körüne benimsemiş ve değiştiremeyeceğine inanmış ana-babalarımızla alakası var, bu vaziyetin.

Siyasette ve diğer her türlü alanda yaşadıklarımız da yalnızca birer sonuç; o kadar…

Kabahatimiz, korkmuşluğumuzda…

Suçumuz, balyozları her defasında yanlış adreslere indirmişliğimizde…

Günahımız, “Böyle gelmiş, böyle gider!..” cümlesindeki kabullenişimizde…

Kısaca;

En büyük sorunumuz, düzen adamı olmayı seçmemizde…

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR