Namus Ayaklar Altında!

İnsan vücudunu gözümüzün önüne getirelim ve yukardan aşağıya doğru incelemeye başlayalım.

Bu gözlem sonucunda, ilkin en tepede bir beyin olduğunu görüyoruz.

Bedensel tüm faaliyetlerin merkezi… Her şeyin santral noktası… Beş duyunun değerlendirildiği, kıvrımlı, şahane bir organ…

Onsuz düşünme eylemi gerçekleşemez…

O olmadan fikirler üretilemez…

Onun yokluğunda, hayat var olamaz…

“Beyin”siz bir yaşam düşünülemez…


İnsan vücudunda yukardan aşağıya doğru gerçekleştirdiğimiz bu yolculukta, beyinden sonra gözler bizi karşılıyor.

Görmek için yaratılmış ve tıpkı birer akıllı mercek gibi çalışan gözler…

Doğruların ve yanlışların arasındaki farklılığa duyarlı olmak üzere var olmuş, bir çift yuvarlak…

Çoğu kez, söze gerek kalmadan, duyguların yansıdığı iki ayna…

Akıttığı yaşlarla, belki de vücudun en gizemli yerlerinden biri…


Gözlerin hemen sonrasında, çift delikli bir yapı: Burun…

İnsanın nefes aldığı kısım…

İyi ya da kötü tüm kokuları algılayabilen duyu organı…

Özü itibariyle, güzeli duyumsamaktan yana… Öyle ki, içindeki kıllar yardımıyla, gelen havayı temizlemekte, kendisine ulaşan güzel kokular neticesinde, yüzlerde tebessüm yaratmakta…


Burnun hemen aşağısı, ağız…

Yeme, içme ve konuşma merkezi…

Gülümsemelerin ve kahkahaların gerçekleştiği yer…

İçinde bulunan dil, vücudun en kaslı organı…

Sözün iyisi de, kötüsü de çıkabilir ağızdan…

Boğazdan geçen lokmaları, alın teri de getirmiş olabilir, haksız kazançlar da…


Baş bölgesinde unutulmayacak bir diğer duyu organı, şakak hizasında yer alan kulaklar…

Duyabilmek için orada bulunan ve aynı zamanda vücut dengesinin sağlamasında önemli bir rol üstlenen, dışa doğru çıkık, kıkırdaklı kısım…

Minicik çekiç, örs ve üzengi kemiklerinin titreşimi iletmesiyle, işitme eylemini gerçekleştiren, mükemmel bir organ…


Ve tüm bunların sonrasında, gövdenin sol üstünde yer alan kalp…

Tıpkı, beyin gibi çok mühim işlevleri olan kaslı yapı…

Tüm vücudun beslendiği temiz kanın, pompalandığı yer…

Ayrıca, aşkın, sevginin, tutkunun ve vicdanın da ilişkilendirildiği, ilginç bir organ…

Nasıl ki “beyin”siz bir yaşam düşünülemiyorsa, “kalp”siz bir yaşamın da hayali dahi edilemez…

Görüldüğü gibi bütün hayati meseleler, vücudumuzun en üstte bulunan kısımlarıyla açıklanmakta…

Düşünmek…

Sevmek…

Görmek…

Söylemek…

Duymak…

Nefes almak…


Peki, bunları uzun uzadıya neden anlattım?

Hepimizin bildiği gibi, bizde “namus” diyince, akıl otomatikman bel altına doğru kayar. Saflığı ve arılığı, bacak arasıyla anlatmaya çalışırız. Ahlaklılığı ve etiği, bel altındaki marifetlerimizle izaha kalkışırız.

Bu yüzden, kahrolası töreler uğruna kadınlarımızın canlarına kıyarız…

Çocuk gelinlerimizle, yüz kızartıcı neticelere imza atarız…

Pedofilide, yani sübyancılıkta, dünyanın en üst sıralarını zorlarız…

İlkokul, ortaokul ve liselerimizdeki taciz vakalarıyla, gazetelerimizin üçüncü sayfa manşetlerini, iğrenç bir şekilde süsleriz…

Otobüsteki şortlu kadınlarımıza, sapkın ve gözü dönmüş deliliklerimizle saldırırız…

Odaklandığımız, tertemiz yürekler değil, kocaman göğüslerdir…

Düşüncelerimizle ve fikirlerimizle değil, hayvani dürtülerimizle hareket ederiz…

Ağzımız alın teriyle kazanılmış bir lokma yemek yerine, iğrenç salyalar akıtır, yuvarlak kalçalar gördüğünde…

Çalarız…

Yalan söyleriz…

Mantık dışı davranırız…

Ama iş namusluluktan bahsetmeye geldiğinde, kadınıyla ve erkeğiyle, onu sade ve sadece “bekâret”in varlığıyla anlatır, bu izahı kendimize yeterli görürüz…

Nefretle bakar…

Kötü kokulardan beslenir…

İşimize geleni işitiriz…

Lakin temiz bir kişiliğe çıkan yolu, utanmadan “kızlık zarı”ndan geçiririz…


Bizler, hiçbir zaman bedenimizin en tepelerinde yer alan, en hayati kısımlarımızla sağlıklı bir şekilde hareket etmeyiz, edemeyiz…

Daima aşağı kısımlara dikkat kesilir, namusu ayaklar altında çiğneriz…

Sonrasında, sanki dünyanın en akıllısıymış ve namuslusuymuş gibi böbürlenmekten de geri durmayız. Böylelikle, koca evrenin en namussuzu olup çıkarız.

Gün olur da, dikkatimizi aşağılardan çeker, en mühim yerlerimizle yaşamaya heves edersek, belki o zaman yitirdiğimiz namusumuzu yeniden kazanır, beyaz bir çizgide ilerlemeye başlarız…

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR