Süryanilerin Manastırları

Sevgili Duygu Asena ile birlikte bir basın davetiyle Mardin’deydik. Valilik bir sunum hazırlamıştı. Kentin dini mozaik oluşturan camileri, medreseleri, kiliseleri, sinagogları hakkında bilgi veriliyordu.

Gür sesli bir valilik görevlisi her paragrafın sonunda var gücüyle bağırıyordu:

-Hoşgörünün başkenti Mardin!

Ne demekti bu hoşgörü?

Bu memleketin yüzde 99’u Müslüman, hâlbuki bu şehirde Hıristiyanlara ait kiliseler, Yahudilere ait sinagoglar da var.

Biz onları yıkmak, cemaatlerini yok etmek ve gırtlaklarını sıkmak yerine hoşgörü gösteriyoruz!

Dinsel farklılıklar söz konusu olduğunda bu “hoşgörü” hiç de iyi bir kavram değildi. Hoşgörü, bir kabahatin cezalandırılması yerine bağışlanması anlamına geliyordu. Bağışlayan büyüklüğüne büyüklük katıyordu. Bağışlanan da bunun kıymetini bilmeliydi.

Bu sert takdim gezisi sürerken Duygu Asena birden Valiye dönüp sordu:

-Bu sinagogun cemaati var mı?

-Maalesef Duygu hanım kalmadılar.

-Ya şu kilisesinin?

-Onun da yok!

Duygu’nun işaretleriyle Valinin “maalesef” yanıtları dipsiz bir kuyuya inen merdiven gibi aşağıya doğru süzülüyordu.

Sonunda beklenen oldu, Duygu patladı:

-Hepsini kovmuşuz! Nerede hoşgörü?

Basın turu bu soruyla bitti. Hoşgörünün yalancı balonu patlamıştı.


3 Kasım 2002’de yapılan genel seçimlerde iş başına gelen AKP’nin ilk yıllarında azınlık vakıflarının yıllardır süren davaları ve talepleri kabul edilip sonuca ulaştırılmaya başlandı.

Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri sürüncemede olan işler çözülmeye başlanmıştı.

AKP bu tavrı ile Avrupa’da bir hayli takdir toplamıştı.

Fakat aynı AKP 2017’de eskiden yaptıklarının 180 derece açı farklı uygulamalarına girişti.

Bunlardan sonuncu da Süryanilere ait manastırlar, kiliseler, mezarlıklar ve arazilerin Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmesi kararı oldu.

Mardin’in Büyükşehir olmasından sonra kurulan Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu, Süryanilere ait çok sayıda kilise, manastır, mezarlık gibi mülkleri kamu kurumlarına devretti. Hazine’ye tescili yapılan Süryanilere ait kilise, manastır, mezarlıkların bir kısmını Diyanet İşleri Başkanlığı’na devrini uygun gördü.

Konu hakkında ilk haberi yapan Agos Gazetesi’nin sorularını yanıtlayan, Mor Gabriel Manastırı Vakfı Başkanı Kuryakos Ergün, dava açmaya başladıklarını ancak bir yandan da tespitlere devam ettiklerini söyledi. Ergün, 30’a yakın tapu kaydının iptali için Mahkeme’ye gideceklerini söyledi.

Agos’a konuşan Ergün, şunları söyledi:

-Azınlık vakıfları Türkiye’de zaten yıllardır mülk edinemiyordu. 2002’de değişiklik yapıldı. Ve biz de çalışmalara başladık. Bazı tapuları vakfımızın üzerine alabildik. Bazıları için yasal süreçler de devam ediyordu. Bütün tapulara yetişmemizin imkanı yok. Arada kadastro çalışmaları da yapıldı. Kadastrolarda azınlık vakıflarının mülk edinebildiğine dair yasal değişikliğe ilişkin hassas davranmadılar. Biz yetişebildiklerimize dava açıyoruz.

Yetişemediğimiz yerlerde bazı kilise manastır ve diğer mülkler Köy tüzel kişiliklerine bırakıldı.

Kuryakos Ergün, Diyanet İşleri Başkanlığına devredilen 50’ye yakın kilise ve manastır hakkında Vakıflar Genel Müdürlüğüne başvuru yaptıklarını da sözlerine ekledi.


  Şimdi burada durup Türkiye Cumhuriyeti Dış İşleri Bakanlığının yaptığı bir başka açıklamaya bakalım:

“Temel insan hakları arasında bulunan dini özgürlükler konusunda Yunanistan’ın karnesi ortadadır. Bu nedenle başkentinde (Atina) henüz ibadete açık bir cami de bulunmayan, Yunanistan’ın açıklamasında belirttiği dinlerarası diyalogdan ne anladığı soru işaretlerine sebep olmaktadır. Bu çerçevede Yunanistan’ı çağdaş bütün dinlere saygılı ve demokratik bir ülke olmaya davet ediyoruz!”

Yukarıdaki açıklama, Yunanistan’ın Ayasofya’da düzenlenen Kadir Gecesi Özel programı ve sabah ezanı okutulması üzerine gösterdiği tepki üzerine yapılmıştı.

Çok kibar ve insan haklarına uygun, dini özgürlüklere saygılı bu açıklamadan sonra Süryanilerin Manastırlarına, kiliselerine ve mezarlıklara “el koyma” anlamına gelecek uygulama için Türkiye Cumhuriyeti ne diyecek?

Unutulmaması gereken bir şey de şudur: Süryani Manastırların inşa yılları Milattan Sonra 390 ile 425 yılları arasına tarihlendiriliyor.

Türklerin Anadolu’ya gelişleri ise Alpaslan’ın 1071 Malazgirt Savaşını kazanmasından sonraya denk geliyor. Arada Süryanilerin lehine ortalama 700 yıl fark var.

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının Süryaniler ile de ilgili aynı bakış açılı bir açıklama yapması ne kadar güzel olur:

-Bu çerçevede Türkiye’yi çağdaş bütün dinlere saygılı ve demokratik bir ülke olmaya davet ediyoruz!

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR