Yürümek Sevinçtir

Yürümenin bir sevinç olduğunu 1962 yazında, 20 yaşımda, Egenin bütün körfezlerinde denize girmek amacıyla Bursa’dan Bandırmaya doğru yürüyerek yola çıktığımda duyumsamıştım…

Kuşkusuz bir otostoptu bu. Fakat İzmir’e girerken ayaklarımın altının derileri soyulmuştu ve kanamıştı.

Amacımı, anımsadığımca bir ayda gerçekleştirip otobüsle döndüm…

Bu yolculuk bana hem şiirlerim hem bütünüyle yaşamım bakımından tükenmez izlenimler, deneyimler kazandırdı…

Yeniliğe doğru yürüyor olmak her şeyden önce bir mutluluktur…


Aynı yıllarda bir gün, bir gece yürüyüşü deneyimi yaşadım…

İnegöl’de davetli olduğum bir düğün eğlencesinde iki kadın ya da genç kızın birbirleriyle dans ettiklerini görünce derin bir sıkıntı duyarak kalktım ve kimseye bir şey söylemeden gecenin ilerlemiş bir saatinde Bursa’ya doğru yürüyerek yola çıktım…

Arada bir yaptığım, bu gün de pek uzak olmadığım deliliklerimden biriydi bu…

Bir otobüs beklemek, ya da geceyi bir başka yerde geçirmek aklımın ucundan geçmemişti…

Sıkılmıştım ve sıkıntımı ancak sonsuzca yürüme duygusuyla aşabilirdim…

Kaç kilometre yürüdüğümün farkında değilim…

Ipıssız gecede , yeryüzünü çepeçevre kuşatan yıldızlı bir gökyüzünün altında, dünyanın yuvarlaklığını gözlerimle görüp duyumsayarak yürüdüm…

“Yeniden, Hüzünle” adlı şiirimin son dizelerinde yazdığım gibi, saatler sonra,“sabah oldu, oluyor ânında/eski, külüstür, kömür/yüklü sarı bir kamyonla” yolculuğun geri kalan bölümünü tamamladım…


On yıl sonra, bu kez 1970 başlarında, Paris’ten Nice’e uzanan yarı yürüme, yarı otostop yolculuğumun da apayrı öyküleri vardır. Fakat yazıyı bunlarla daha fazla uzatmayayım…


19 Haziran Pazartesi öğleye doğru, o günkü Büyük Adalet Yürüyüşü’nün Kızılcahamam çıkışında başlayan ikinci evresinde Kılıçdaroğlu’yla omuz omuza yürümekteyken, neredeyse unuttuğum o büyük sevinci, yürüme sevincini bir kez daha kuvvetle duyumsadım.

Siyasal amaçlarla elbette pek çok kez yürüdük.

Mitinglerde, 1 Mayıslarda, gösterilerde, protestolarda…

Fakat genellikle(Deniz’lerin büyük yürüyüşünü saygıyla bir yana ayırarak) kentlerde, bulvarlarda yürüyüşlerdi onlar…

Kır yollarını, ırmak kıyılarını, bir yanı uçurum bir yanı ormanla kaplı tepelerden kıvrıla kıvrıla geçen yolları aşarak bir hedefe doğru yürümenin olağanüstü bir tadı var.

Hele bu hedef kutsal bir kavram olan “adalet” içinse…

Beş altı kilometrelik yürüyüş bir an gibi sona erdi ve içimde bir yetinmezlik duygusuyla ayrıldım o sevgili arkadaş konvoyundan…

Fakat sona doğru, mola ne zaman verilecek diye düşünmeye başladığımı itiraf etmeyecek olursam, başta Kemal Beyin kendisi olmak üzere yürüyüşün asıl kahramanlarına haksızlık etmiş olurum...


“Adalet” sözcüğü TDK sözlüğünde “yasalarla tanınan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması” diye tanımlanıyor.

Yasalar da adil olmayabilir. Bence doğrusu “evrensel insan hak ve özgürlükleri” olmalıdır.

Bir de yazılışı ve söylenişi adalete çok benzeyen “atalet” sözcüğü var.

Yani tembellik, eylemsizlik, durağanlık…

Büyük adalet yürüyüşü, toplumu çürüten ümitsizlik ve korku duygularıyla onların besleyip büyüttüğü büyük ataletin aşılacak oluşunun işaret fişeğidir…

NURİYE GÜLMEN VE SEMİH ÖZAKÇA’YI KAYBEDİYORUZ. BİR ÜST YETKİLİNİN ÇIKARAK “GREVİ BIRAKIN. DURUMUNUZ YENİDEN VE ACİLEN GÖRÜŞÜLÜP BİR HAKSIZLIK VARSA GİDERİLECEKTİR” DEMESİ BU KADAR MI GÜÇ. BU KAYIPLAR ÖNLENEMEZSE İKTİDAR CİNAYET SUÇU İŞLEMEKLE SUÇLANMAKTAN KURTULAMAYACAKTIR.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR