Adalet Bedduaya mı Kaldı?

Placeholder4

Hıristiyanlık tarihinin en önemli tarikatlarından biri olan ve «Tapınağın Kılıçdarları » diye de anılan Tapınak Şövalyeleri, 1128 yılında Filistin’deki kutsal toprakları korumak için kurulmuş, bir din ordusuydu.

Son derece fanatik ve örgütlü bu askeri güç; Katolik Avrupa’nın başta Kontantinopolis, Anadolu ve Ortadoğu’da çıktığı tüm Haçlı Seferleri’ne katıldı.

Papalık tarafından « vergiden muaf » tutulan Tapınak Şövalyeleri tarikatı, fethettiği yöreleri yağmalayarak kısa zamanda büyük bir servet edindi.

Ve kaderin cilvesine bakınız ki, Haçlı orduları toplayıp finanse etmekten yoksul düşen Avrupa krallıklarına faizle borç vererek başladığı tefecilik mesleğinde, bugünkü ‘modern’ bankacılığın ve ‘kredi’ uygulamasının temelini attı!


14.Yüzyıl’ın başında, Tapınak Şövalyeleri’ne en borçlu ülke olan Fransa Kralı, « Yakışıklı Philippe » diye anılan 4.Philippe, Tapınak Şövalyeleri’ni bitirmeye ve örgütün servetine el koymaya karar verdi. Tarikat, Fransa Krallığı baş savcısı tarafından hazırlanan « kumpas » iddianameyle, kutsal haçı müstehcen amaçlarla kullanmak, kediye tapmak ve makattan cinsel ilişkiye girmek gibi o çağda cezası ölüm olan tüm « günahlarla » suçlandı.

Yakışıklı Philippe’in baskısıyla Papa 4.Clemente, ki adının anlamı « bağışlayıcı» idi, 3 Nisan 1312 tarihinde bir Ad Providam yayımlayarak hedefteki tarikatı afaroz etti.

Tarikat üyeleri, Fransa’nın kurduğu komploya sarılan tüm borçlu devletler tarafından tek tek yakalanıp, işlemedikleri suçları itiraf edene kadar işkence gördükten sonra yakılarak öldürüldüler.

Sonuncu infaz, tabii ki Fransa’da ve tabii ki tarikatın en önemli şahsiyeti, Tapınak Şövalyeleri’nin Büyük Üstadı, Fransız baş kılıçdarı, Jacques de Molay’inki oldu.


1304 Ekim ayından beri Paris’te hapsedilen Jacques de Molay, 18 Mart 1314’te, Notre Dame Katedrali’nin önündeki meydana getirildi. Mahkumiyet kararı yüzüne okundu.

Ertesi gün, Seine nehrinin ortasındaki iki adadan Ile Saint Louis’nin küçük meydanında yakılarak idam edildi.

Jacques de Molay, alevler vücudunu sararken: « Ey Papa Clemente! Ey Kral Philippe! Sizleri bir yıla kalmadan Tanrı’nın mahkemesine, hak ettiğiniz cezayı almaya çağırıyorum! On üçüncü soyunuza kadar lanetliyorum! Lanet olsun, lanet olsun! » diye haykırdı.

Garip ama gerçektir, aynı yıl 20 Nisan’da Papa Clemente yemek yerken boğularak; 27 Kasım’da Kral Yakışıklı Philippe beyin kanamasından öldü. Fransa kralının üç oğlu vardı. Büyüğünden küçüğüne Molay’ın idamını izleyen 12 yıl içinde sırayla tahta çıktılar ve hiç biri erkek varis bırakmadan, peş peşe öldüler. Fransa’daki Kapesyen hanedanlığı böylece sona erdi.


Jacques de Molay’ın dört dörtlük tutturduğu bedduanın üzerinden geçen 700 yılda; özelinde Avrupa, genelinde Hıristiyan aleminde herşey, çünkü adalet kavramı değişti.

Papa dahil, artık hiç bir siyasi, hatta sade yurttaşlar bile beddua etmiyor kimseye…

Çünkü beddua, beşeri adaletin olmadığı yerde ulvi adalete sığınan insanın çaresizliği; başka bir deyişle geri kalmışlığın ifadesidir.

İslam aleminde hala geçerli olması da zenginlikte ileri gitmişliğin, beşeri adalet ve zihniyette geri kalmışlığı gidermediğiyle açıklanabilir.

Yıl 2017. Türkiye’yi kemiren CİA güdümlü şantaj mafyası, devleti işgal ve ilga çetesi, darbeci terör, hatta cinayet örgütü FETÖ’nün baş imamı Fethullah Gülen, 2013’ten beri AKP iktidarına beddua yağdırıyor. Önemli değil, çünkü yenik ve bedduaları, uğradığı hezimet karşısındaki çaresizliğini gösteriyor.


Ama Cumhurbaşkanı Erdoğan da  15 Temmuz Milli İrade Zaferinin Analizi Kitabı’nın tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, « Ülkemizi böyle bir felaketin eşiğine getirenleri Rabbimin kahhar sıfatıyla kahretmesini niyaz ediyorum, » bedduasıyla FETÖ’cüleri lanetledi ki; işte bu oldukça vahim sayılır.

Çünkü Cumhurbaşkanı’nın bedduası, Türkiye’de beşeri adalete güvensizliğin, on binlercesi tutuklanan ve tutuklanmaya devam edilen kanlı darbe girişimcilerinin cezalandırılmaları için ulvi adalete ihtiyaç duyulduğunun itirafı gibi…

Umarım F tipi baş imamın bedduası tutmaz, Cumhurbaşkanı’nın bedduası tutar.

İkisi de tutmazsa, korkarım içimize Allah’ın suçluyu suçsuzdan ayırmakta zorlandığı ya da her iki tarafı da duymazdan geldiği fikri, doğabilir.

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR