Topyekun Çürüme

Sizler de hissediyorsunuz değil mi?

Dokusu bozuldu birçok şeyin…

Sizin gözünüze de baştan aşağı yanlışa bulanmış bir şeyler takılmıyor mu?

Çoğu şeydeki olmamışlık yüreğinize saplanıyor, öyle değil mi?

Nefesiniz daralıyordur, büyük ihtimal…

Canınızı sıkıyordur, havadaki birikmiş toz duman…

Zevk alamıyorsunuzdur, yediğiniz bir tek dahi lokmadan…

Ne güneşin o tatlı sıcaklığıyla ısınabiliyor, ne de karın o bembeyaz masumluğuyla ürperebiliyorsunuzdur…

Çünkü sizler de biliyorsunuz;

Bir tür, aklını yitirme bizimkisi…

Bir tür delirme…

Topyekûn bir çürüme…


Hiç bu denli çaresiz duruma düşmemiştik galiba… Bu kadar perişanca bir hayatın içinde debelenir olmamıştık daha önceden… Hayat, bu derece sıkıştırmamıştı bizleri, en dar köşesine…

Bir şeylerin bedelini ödediğimiz gayet açık. Bir zamanlar, bir yerlerde çok büyük hatalar yapmışız, belliki…

Düşünmemişiz mesela…

Bilerek yanlış olandan taraf davranmışız…

Kolayı seçmişiz hep…

Yaşamı ciddiye almamışız; bu yüzden ya tamamıyla boşvermişiz, ya da her şeye ve herkese acımasız bir saldırıya geçmişiz…

Cümleleri ezberden okumak çok hoşumuza gitmiş…

Binaları yanlış inşa etmişiz; betonundan bir parça çalmadan edememişiz, örneğin…

Ağacı, yeşili, çiçeği düşman gibi bellemişiz; kaba saba baltalar gibi yontulup, kökünden sökmüşüz hepsini birer birer…

Tek bir kelimeyi bile doğru dürüst yazamıyorken kendimizi kâinatın en akıllısı zannetmişiz; bu akılsız, zavallı halimizle dünyaya bile kafa tutmaya kalkışmışız…

Gece yanında yattığımız eşlerimize dahi saf ve masum yanımızla yaklaşamamış, onları bir meta, bir mal gibi görerek, büyük bir sevgisizlikle çocuklarımızı dünyaya getirmişiz…


Şimdi, tüm bu günahlara girmişken, nerden ve nasıl toparlayacağımızı da bilemiyoruz.

Ayağımıza dolanan bela o kadar çok düğüm içine girmiş ki, sanki ne yapsak açamayacakmışız gibi duruyor. Ruhumuzun eskimiş kokusunun berbatlığı adeta geçen her gün, her yanı biraz daha sarıyor gibi…

Olmuyor işte;

Konuşmakla da, yazmakla da olmuyor…

Sandıktaki renk ne olursa olsun, yine olmuyor…

İstediğin kadar yürüsen de, adımlarınla dağ, bayır, ova da geçsen, olmuyor…

Ağzına doladığın “hak, hukuk, adalet”le sloganlar da atsan, yine de olmuyor…

Neden mi?

Çünkü, geçmişin laneti öyle kolay kolay peşini bırakmıyor…

Balta olup yok ettiğin ağaçların “ah”ı böyle böyle çıkıyor…

Betonundan çaldığın binalar, bir bakmışsın tepene yıkılıyor…

Sevgisizlikle dünyaya getirdiğin çocuklar, yarının sadece katıksız sahtekârı, dolandırıcısı ve hırsızı oluveriyor…

Topyekûn bir çürüme, tüm bedeninde son hız yayılıyor…

Gayet açık:

Hayat, kendisine yapılan tüm hakaretlerin bedelini bir bir ödetiyor…

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR