Cesaretin var mı PISA’yı Konuşmaya?...

OECD ülkeleri “Bilim” ortalaması; 493
Türkiye “Bilim” ortalaması; 425

OECD ülkeleri “Dil-Yazı” ortalaması; 493
Türkiye “Dil-yazı” ortalaması; 405

OECD ülkeleri “Matematik” ortalaması; 490
Türkiye “Matematik” ortalaması; 413


Bunlar 5 Aralık 2016’da açıklanan PISA testinin sonuçları… Yani Uluslararası Öğrenci Performansı Değerlendirme raporunun skorları…

Bugünlerde, gündemi meşgul eden meselelerden biri TEOG olunca, bu sonuçların yeniden hatırlanmasının, tam da zamanı olduğunu düşünüyorum.


Okuma, yazma, işlem yapabilme, neden-sonuç ilişkisi kurabilme becerilerini ölçen PISA testinde, Türkiye 72 ülke arasında 50. olmuştu. Matematik alanında, Birleşik Arap Emirliği, Trinidat Tobago ve Moldova gibi ülkelerle aynı sıradaydı. Okumadaysa, Meksika ile sonlarda yer almıştı. Ve bilim alanında, yine Meksika’nın bir sıra üstünde bulunarak sondan ikinci olmuştu.

Bu ne demekti?

15 yaşındaki çocuklara uygulanan bu uluslararası test sonuçları gösteriyordu ki, bizim çocuklarımız okuyamıyor, okusalar da anlayamıyorlardı.

Bir sonuca ulaşmada, birtakım verilerin doğru analizlerini yapabilme yeteneğinden yoksunlardı.

Zamanın ve yapılan yeni keşiflerin, bilimsel teorilerini değiştirebileceğini kavrayamıyorlardı.

Doğanın ve teknolojinin sınırlarını anlayabilecek ve hissedebilecek yetide değillerdi.

Ortalama bir problemi çözemiyorlar, basit aritmetiği kullanamıyorlardı.

Çünkü;

Yıllardır, bu ülkedeki anaları-babaları da, dedeleri-nineleri de her şeyi ezberden okuyarak, yazarak, çizerek gelmişlerdi. Dolayısıyla, bu çocuklar da, aynı kadersizliği yaşamak zorunda kalmış, “düşünme sanatı”yla bir türlü tanışamamışlardı. Akıl yürütmenin nasıl bir şey olduğunu tadamamış, fikir üretebilmenin ne denli ciddi bir uğraşı gerektirdiğini görememişlerdi.

“Düşünememek” yıllardır süregelen, en talihsiz gelenekti…

Bu 15 yaşındaki çocukların sıralarında oturdukları okullar, taştan yapılmış binalardan başka bir şey değillerdi. O sıralarda oturulduğu sürece “sormak, sorgulamak…” seneden seneye yasak hale gelmişti.

“Başarı” önündeki dört şıkka vereceği doğru yanıtlarla bir tutuluyordu…

Evdeki korkak ana-babasının üzerine, şimdi bir de okuldaki öğretmenleri eklenmişti. Memuriyetten atılma korkusu, 2010’lu yıllarda had safhaya ulaşmış, hocalar ülkeden, toplumdan, kaybolan değerlerden konuşmaya cesaret edemez hale gelmişti. Öğretmenleri, geniş bir vizyon aşılmak yerine, sistemin kısırdöngülüğüne sığınmış, öğrencilerine sadece “Tıpçı ol, hayatını kurtar!”, “Devlete kapak at, karnını doyur!” gibi klişeleri empoze eder duruma düşmüşlerdi.

“Yaşama”nın değeri, sadece sahip olunacak meslek ve unvanlarla eşdeğer görülüyordu…

Kısacası;

Yasakların;

Kısıtlı hayallerin;

Fikirsizliğin;

Eleştiriden yoksunluğun;

Ve korkaklığın eline düşmüş çocukların okumada, yazmada, hesaplamada ve bilimsel algılamada başarılı olmalarını beklemek, elbette budalalıktan başka bir şey değildi.


Vahameti ortada olan tüm bu gerçekler değişmeyip, daha da fena bir şekilde geleceği tehdit ediyorken, TEOG zırvalığını kaldırıyorlarmış…

Eeee yani?

Ne olacak?

Ne değişecek?

Ne kazanacağız?

Söyleyeyim:

Hiçbir şey değişmeyecek…

Hiçbir şey kazanamayacağız…

Kazanan yine yalnızca, bu kararı alan siyasi iradenin, önümüzdeki zamanlardaki seçim kampanyası olacak. Yasaklar, korkular ve fikirsizliğin bulantısı biraz daha artacak. Önü açılan tek şey, torpilin ve rüşvetin namussuz cesareti olacak.

TEOG MEOG, geçelim bunları!...

Cesaretimiz varsa;

Oturup, PISA’yı konuşalım…

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR