İçi Geçmiş Zihniyet

Şu sıralar, gerek lise düzeyinde, gerekse de üniversite seviyesi eğitim sistemimizde yaşadığımız ani değişikler;

Anlamsızlığımızın…

Artık kendimizden bile saklayamadığımız yetersizliğimizin…

Kesinliği aşikâr olan niteliksizliğimizin…

Ve bir türlü üzerimizden söküp atamadığımız basiretsizliğimizin kaçınılmaz sonucudur.

Zihinsel ve düşünsel alanlardaki çürüyüşümüz, haliyle en başta eğitime yansıyor. Daha doğrusu, en önemli mesele olan eğitimdeki kalitesizlik, neredeyse tüm bünyemizi hasta etmeye fazlasıyla yetiyor.


Ortada büyük bir problemin olduğu açık… Bunu herkes biliyor ve iliklerine kadar hissediyor. Fakat çözüm her zamanki gibi yine yanlış yerde aranıyor. Sınavdaki soru sayısının artmasının veya azalmasının var olan tüm sorunları iyileştireceğine inanılıyor. LYS’den TYT’ye geçildiğinde, daha mutlu gençlerin yetişeceği sanılıyor. Puanlamada değişiklik yapıldığında, daha nitelikli bir geleceğin ümitsiz beklentisine giriliyor…

Ama ne yazık ki;

Her defasında işler biraz daha içinden çıkılmaz bir hâl alıyor…

Artan veya azalan soru sayısı, mutsuz ve umutsuz gençlerin sayısını biraz daha arttırıyor…

Puanlamada yapılan değişiklikler, sadece vahameti ortada olan niteliği, az daha aşağılara doğru çekiyor…

Fikirde ve zihniyette devrim yaratmadıkça gelen her yeni şey, hiçbir zaman eskiye kıyasla daha iyi olmuyor, olamıyor…

Elde kalan ve kaldıkça da pahalıya patlayan tek şey;

İçi geçmiş bir insan yığını oluyor…

Kendine bile yararı dokunmayan, içi geçmiş bir insan sürüsü…


Öğretmenlerimizde ve dolayısıyla eğitim fakültelerimizde köklü değişikler yapmadıkça, eğitimde iyileştirme sağlayamayacağımızı bir türlü anlayamıyoruz. Toplumun en önemli yapısı olan ailede, ana-babanın vizyonundaki genişliğin, direk olarak bir gencin mutluluğunda ve geleceğinde rol oynadığını belleyemiyoruz.

Sayısız zırva eğitim sistemlerinin arasında gezinirken, aktif kullandığımız ana dilimiz Türkçenin eğitimin en temel yapıtaşı olduğunu kavrayamıyoruz… Bu yüzden, hem yanlış yazıyoruz, hem tersten okuyoruz, hem de birbirimizi anlayamıyoruz…

Yeni gelen her sisteme bir umut bağlanıyor, fakat her seferinde de yarı yolda kalıyoruz. Bataklığın dibine biraz daha yaklaşıyoruz…


Vaziyetimiz bu olunca sonuç ortada;

Şimdi oturmuş, dayakçı gözü dönmüş öğretmenlerin, sopalarının ucundaki çocuklarımızı ibretle seyrediyoruz.

Dıştan görünümü, cami kubbesini andıran okullara, öylece bakakalıyoruz.

Sayısı kütüphanelerimize fark atan imam hatip liselerini seyre dalıyoruz.

En mühim, en sağlam, en derin konuların kitaplarımızdan silindiği bir devri yaşıyoruz.

Ne diyebilirim ki?...

Epeydir perişan bir durumda olduğumuzu biliyordum da;

Ama içimizin geçtiğini daha önce hiç bu denli, iliklerime kadar hissetmemiştim…

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR