Atatürk Şart Değil, Demokrasiye Uyun Yeter!

AKP'de son dönemde başgösteren Atatürk tutkusunun tartışmaları sürüyor, daha da sürecek gibi görünüyor.

Tartışmalar daha çok girişimin, içtenliği dolayısıyla da inandırıcılığı üzerinde odaklanıyor.

Sorunun can alıcı noktasının o olmadığı kanısındayım.Gerçekten de, davranış ister “bu Atatürk'ü ne yaptıysak bir türlü silemedik, bari kendimize benzetelim!” niyetinden kaynaklansın, isterse AKP'nin 15 yıllık politikalarının seçmenin Atatürk'te simgeleşen laik Cumhuriyet'in önemini kavrayıp bu değerlere sarılma dürtüsünün siyaset sahnesine yansımasının ürünü olsun, sonuçta siyasetçinin içtenliğinden çok daha önemli olan laik Cumhuriyet ile kazanımları ve değerlerinin korunmasında halkın uyanık bekçiliğinin,gecikerek de olsa, iktidarı da etkileyecek dereceye erişmesi olgusunu göstermesi bakımından önemli ve olumlu olduğunu düşünüyorum.

Gerçekten de Atatürk ve laik Cumhuriyet düşmanlığının toplumda oluşturduğu tepkinin bu politikayı yıllarca sürdürmüş olanları bile etkileyecek düzeye gelmiş olması demokrasi açsından sevindiricidir.


Demokratik siyaset sahnesinde “düşman” kavramının yeri yoktur.

Düşman kavramı demokrasi sahnesine girdiği andan itibaren, demokrasinin özü olan iktidar ile aynı çizgide olmayanların demokratik hak ve özgürlükleri alanı terk etmek zorunda kalırlar.

İktidarların devletin kurucu felsefesi ve değerlerine düşman olduğu ülkelerde devlet iktidar gibi düşünmeyenlerin üstünde baskı aracına dönüşerek, kendi kendini yemeye başlar.

İktidar politikalarının bu yola girmemesi yolundaki en büyük güvence ise toplumun demokratik bilincidir.

Son gelişmeyi işte bu bilinci göstermesi açsıdan önemli ve olumlu buluyorum.

Ama burada başka bir yanılgıya düşmemek, bütün toplumun tornadan çıkmışcasına biteviye olmasını beklememek gerekir.

Herkesin aynı siyasi görüş ve doğrultuda olduğu bir toplum, içinde demokrasiye yer olmayan, bir ütopyadır.

Demokraside herkes aynı görüşte birleşmez, farklılıkların temel hak ve özgürlüklere saygı çizgisinde barış içinde birarada yaşamasını öngörülür.

Bu durumda toplumumuzda herkesin kemalist olmasını beklemenin gerçekçi de , gerekli de olmayacağı kendiliğinden anlaşılır.

22.04.1983 tarihli 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 4. maddesi şöyle der:

“Siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdırlar. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak çalışırlar.”

Doğrusu bu maddeki ifadenin yukarıda dile getirilen amaca uygun ve gerçekçi olduğunu söylemek pek mümkün değil.

Bütün siyasi partilerin Atatürk ilkelerinden biri olan devrimcilik ilkesine bağlı olarak hareket etmesini ve çağdaşlaşmayı hedefleri arasında ön sıraya geçirmesini istemek demokrasiye uygun değildir.

Toplumun içindeki muhafazakar kesimden bu yönde örgütlenmesini ve politika uygulamasını talep etmek ne demokrasiye sığar, ne de hakkaniyete...


Zaten bu hüküm gerçekte de bir anlam ifade etmemiş, Erbakan Hoca'nın ve bugüne kadar varan takipçilerinin partilerinin siyaset arenasında yer almaları ve iktidar olmaları engellenememiştir.

Buradaki “Atatürk ilke ve inkılapları deyiminin yerine demokrasinin temel kavram, kurul ve kurulları ibaresinin kullanılması daha doğru olacaktır.

Demokrasilerde kimsenin herkesin kendisi gibi düşünmesini talep hakkı yoktur.

Türkiye'de Kemalistlerin herkesten Atatürkçü olmalarını talep haklar olamaz, yoktur da...

Biz de, AKP'den ve önderinden Atatürkçü olmalarını değil, sadece demokrasinin temel kurum ve kullarına saygı göstererek, laik Cumhuriyet de dahil, hiç bir kuruma düşmanlık beslememelerini, kışkırtmamalarını talep ediyoruz.

Hepsi bu!

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR