Avrupa, Avrupa Duymasan da Gör Bizi!

Kola takılan saatten, oturulan koltuk ve yaşanılan haneye kadar yayılan büyüklük tutkusu ya da gösteriş merakı diyebileceğimiz tavır; elbette bir üstünlük ifadesidir.

Üstünlük duygusu ise aslında iç benlikteki yetersizlik, çapsızlık kanısını, başka bir deyişle kişiliğe « ezikliğini » unutturmaya yarayan psikolojik bir sendrom olarak aşağılık kompleksinin bir tezahüründen ibarettir.

Büyüklükle gösterişin en çok prim yaptığı devletler nedense dikta rejimleriyle yönetilir ve herşeyin devasasına vurgun devletlilerin hemen hepsi de nedense diktatörlerdir!

Mussolini, Hitler ve Çavuşesku’nun devasa mimari yapı ve bazıları proje olarak kalan muazzamlık hayallerindeki benzerlik, tıpkı basım düzeyindedir. Franko ise meşumluğuyla meşhur Şehitler Vadisi’yle aynı hayali gerçekleştirmiştir.

Afrika’daki en az gelişmiş; yolsuzluğun, yoksulluğun ve katliamların tavan yaptığı ülkelerdeki diktatörlerin ezilen halkla alay eder gibi diktikleri saraylar, elbette raslantı değildir.

Aşağılık duygusu, kötülüğü de büyük ve gösterişli yapan canavarlar yaratacak kadar verimli bir hastalıktır!


AB’nin ikinci başkenti sayılan Strasbourg’da Türkiye’nin bir büyükelçiliği, bir de konsolosluğu var. Alsace bölgesinde de 145 bin Türk göçmen yaşıyor. Türkiye, şimdiki binaların verdiği hizmete dar geldiği gerekçesiyle 2014 yılında tüm misyonları tek bir adreste toplayacak yeni bir temsilcilik inşaatı başlattı.

Strasbourg’luların epeyce şaşkın, biraz da « içine ne koyacaklar acaba » diye tedirgin bakıp « süperkonsolosluk » adını taktığı yeni temsilciliğin boyutları; kıt’a büyüklüğünde sayılacak ülkelerden ABD’deki Beyaz Saray’ın, Çin’deki Zhongnanhai Sarayı’nın boyutlarını aşmış, Rusya’daki Kremlin’e ve tabii kıt’a büyüklüğünde bir ülke sayılmasa da dünyanın en büyük sarayına sahip Türkiye’nin Beştepe Külliyesi’ne az çok yaklaşmış durumda: 4 binadan oluşan Strasbourg Külliyesi, 8 bin 900 m2’ye yayılıyor…

Dışı Strasbourg’a özel pembe taşlar ve İznik’ten getirtilen türkuaz çinilerle kaplanan külliyenin, bitince çok güzel olacağı kesin. Ama asıl amacın, Türkiye’nin Avrupa’ya üstünlük taslaması olduğu da belli!


İsviçre, bildiğiniz İsviçre: Yüzölçümü ve nüfusu gayet mütevazi, ama dünyanın en zengin, halkını en iyi yaşatan ve en demokratik ülkelerinden biri. Kendi topraklarında hangi muazzam sarayı ve hangi ülkedeki devasa temsilcilik binasıyla göze çarpıyor, bilmiyorum. Ama Strasbourg’daki Avrupa Buluşmaları’na İsviçre’den katılan Zürih Üniversitesi Finans Profesörü Marc Chesney’i dinlerken, en büyük sarayı görmekten çok daha büyük bir şaşkınlık yaşadım, hayranlık duydum:

İsviçre’de bilim insanları, sanayide robotların kullanılmasıyla işsiz kalacak emekçi kitlelerine « insanca » bir yaşam sunacak formül üzerinde kafa yoruyorlar. Prof. Marc Chesney’in verdiği bilgiye göre, İsviçre’de şimdiye kadar hiç bir yerde vergilendirilmeyen « sanal ortamda finans akışı »ndaki her transferin artık % 0,4 oranında vergilendirilmesi kabul edilmek üzere.


Yapılan hesaplara göre, finans ürünlerinden alınacak bu minicik vergiden 400 milyar İsviçre Frankı gelir elde edilecek ve vatandaşlardan başka vergi toplamaya ihtiyaç bırakmayacak! Tam tersine İsviçre, çalışan ya da çalışamayan tüm yurttaşları ve daimi oturma izni bulunan göçmenlere, « kamu yararına » görecekleri bir iş karşılığı ayda 1000 İsviçre Frankı tutarında « koşulsuz taban maaş » bağlayacak.

Kamu yararı dedikleri, ormanları, dağları temizlemek, engelli komşunun bahçesini bellemek, hatta evinde çocuğuna bakmak gibi işler…

Yasaların halkoylamasına sunulduğu İsviçre’li finans profesörü Chesney, « 100 bin imza topladık, » diyor. «Yasa da en geç 2018 şubat ayında çıkar. Çünkü devlet, iktidar, muhalefet, herkes anladı: Toplumsal barış bu formülden geçiyor! »

Büyük devlet, galiba asıl böyle olunuyor. Ne dersiniz?

Bir şey kaçırmayın! sosyal ağlardan bizi izleyin...


Yorum yazabilmeniz için önce giriş yapmalısınız.

Henüz kimse yorum yapmadı.

MGKMEDYA ÜZERİNDEKİ DİĞER TARTIŞMALAR