ONLAR Kİ BAL ARILARI KADAR…

Onlar ki yeryüzünde kaynayan haşarat kalabalığının sayısal üstünlüğüne karşı, bu dünyada çiçekler açtıran, ağaçları meyveye durduran, canlıları besleyen, zaten yokluğu da insanlığı bitirecek olan bal arıları kadar azdırlar. 

İyi niyetli, mangal yürekli, cömert ve aydındırlar.

Olmazsa Türkiye’nin olmayacağı Cumhuriyet okurudur, onlar. Türkçe’ye aşıktırlar. Dilini iyi bilir,  aşkını paylaşan yazara hem ders, hem de başka hiç bir gazete okurunun ifade edemediği değeri verirler.

Gazeteciliği öğrendiğim Cumhuriyet’e yazar olarak döndüğümde gönderdikleri tüm kutlama e-posta’larını yanıtladım. Ama zarflı pullu mektuplar var ki, kimi tümcelerini sizlerle paylaşmamak olmazdı, çünkü arı insanların en ballısı onlar.

Mektubuna, “Hoşgeldin Cumhuriyet’in Has Kızı…” diye başlayan ve “Bir Cumok” diye imzalayan okur, “Destina” başlıklı romanım (Literatür Yayıncılık) çıktığında söylediklerimi kesmiş, saklamış, benim anımsamadığımı, bana anımsatıyor:

“Eğer bu yozlaşma, değerlerin erozyonu ve kimliksizlik sürerse, şahsi görüşüm –ki, kimseyi bağlamaz- Cumhuriyet 101.yaşını göremeyeceği gibi, Türkiye de modern biçimde işgal edilecektir. Romanda Küresel Yönetişim dediğim, dünya literatüründe Global Governance’tır. Modern işgalciler gelir, bulunduğunuz bölgenin stratejik önemi neyi gerektiriyorsa, size onu yaptırırlar. Küresel Yönetişim, bugün Kosova’da başarıyla uygulanmakta. Yarın Irak’ta, belki Afganistan’da ve hatta Kudüs’te ‘sorunları’ çözmek için başvurulacak, çünkü modern zamanların uluslararası dengeleri kollayan siyasal yöntemdir. Sorun oluşturan Türkiye gibi stratejik bir ülkede, bütün dünyayı memnun eder…”

***

Öğrencilerine ilişkin anılarını “İnsanlığın Solmaz Gülleri” (T.C.Kültür Bakanlığı/Cep Kitapları) adı altında toplayan ve zaten 12 kitabın yazarı, yaşamını aydınlanmaya adayan Osman Bolulu yazıyor:

“Hoşgeldin, gün/ışık geldin Mine G.Kırıkkanat. Anam ve sevgilim gözlü, babam söz’lü, Cumhuriyet düşünüşlü güzel kız! Cumhuriyeti katılayacağına inanıyor, sana güveniyorum.

Sunuş sözlerim, bilinen erkek tipinden birinin söz rüşveti değil. Hiç kız
kardeşi olmamanın acısını yaşamış, ama üç kız babası olmakla mutlanan bir dedenin içten seslenişi.

Yıllar önce ‘Silik Kadınların Kişiliksiz Çocukları’ diye yazmışım. Kadınları/anaları eğitmeden uygarlaşmanın ve demokratlaşmanın gerçekleştirilmeyeceğini savunmuşum. Öğretmenliğimde kız öğrencilerime daha özen göstermişim. Bakanlık müfettişliğimde okullarda kız-erkek sayısının eşitliğini aramışımdır.

Sağduyulu yazar, gazete yazarı birer kamu öğretmen ve eğitmenidir. Onlardan biri Mine G.Kırıkkanat, sen de kamu öğretmenisin.

Önemli olan toprağa bir kara leke olarak düşmemek, yaşadığından iz bırakmak, insanlık tarihine kayıt düşmektir. ”

***

İlkokul öğretmeni Metan Numanbayraktaroğlu, “Hoşgeldiniz, mücadele dolu ve ışık saçan yuvamıza. Başarılar, güzellikler sizin olsun sevgili yavrum…”
demiş güzel elyazısıyla kaleme aldığı mektubunda.

Diş Hekimi Osman Nuri Altunay: “İnsanın ruhunu karartan haberler birbiri ardına üstünüze üstünüze gelirler, çok güzel bir haber alırsınız bazen. İçinize bir sevinç dolar. Umutlanırsınız. Vatan’dan ayrılmak zorunda kaldığınıza üzülmüştüm, ama şimdi iyi olmuş diyorum…”

Mehmet Ermutlu, “Bekir ağabey ve sizi bizlerle buluşturdukları için…” diye
başlayan mektubunda, Cumhuriyet yönetimine yürek dolusu teşekkürlerini gönderiyor.

Veli Devecioğlu, Bilecik Bozüyük PTT merkezinden çektiği bir telgrafla iletmiş sımsıcak duygularını.

Volkan Uçar’ın üzerine kapanan dört duvar arasından “görüldü” damgasıyla uçup elime konan ak kağıtta: “Hoşgeldin Kalemşör! Yaşımın küçüklüğünden olsa gerek, ilk gidişini hatırlamıyorum, ama dönüşünün güzel olduğu kanısındayım. Pazar, Çarşamba takipteyim. Tüm güzellikler seninle olsun…”

***

Ve daha niceleriyle her pazar ve çarşamba, sanki  senkronize olduk, yazışıyoruz. Cumhuriyet’in hiç bir gazeteye nasip olmayan tutkulu bir okur kitlesi var. İlk kez yazdıklarımın doğru anlaşıldığını duyumsuyorum.     

Bir yazar için en büyük ödül, kuşkusuz okurun yazarlığıdır.