KÜLAHLI DEMOKRASİ SİLAHLI DEMOKRASİ

Protesto aracı olarak çiğ yumurta, ilk kez ne zaman ve nerede kullanıldı,
bilmiyoruz… Ama dinazorların bile yumurtladığı düşünülürse, yeryüzünde insandan önce yumurta vardı ve protesto tarihindeki yeri, kuşkusuz insanlık tarihi kadar eski.

Daha doğrusu, “düşünen insanlık” tarihi demeliyiz. Çünkü düşünmeyen insanlık da öfkelenir, ama öfkesini dengelemez, dolayısıyla protesto etmeyi bilmezdi. Kızdığına önce hırlar, kaçıramadığına da saldırırdı.

Vahşi insanın ilk silahı, dişleriydi. Kaba güçle yere yıktığı hasmını önce
ısırır, sonra da parçalayıp çiğ çiğ yerdi. İnsanın düşünebildiği, eline silah
olarak iri bir kütük alması ve ateş yakabilmesiyle anlaşıldı. Hayvanlardan
farklılaşması da savunmak ya da saldırmak için kullandığı birinci araç kütük
ve yendiği düşmanı artık çiğ değil de, pişirerek yemesiyle başladı. Yedikçe
akıllandı, akıllandıkça daha ince düşündü ve öfkelerini dizginlemeyi, hoşnutsuzluğunu zarar vermeyecek yöntemlerle ifadeyi öğrendi. Saldırmadan protestoyu icat etti ve öfkelendiklerine yumurta atmaya koyuldu!

***

Başka bir deyişle, bugün dünyada ve Türkiye’de politikacılara çiğ yumurta
atan öğrenciler, öfkesini zarar vermemek amacıyla dengeleyen, saldırmak yerine protesto etmeyi “düşünen” insanlardır.

Oysa yumurta atan öğrencilere tekme tokat girişen, coplarla, gözyaşartıcı
bombalarla saldıran polislerin, düşüncesi gelişmediği için öfkesi dengesiz
ilkel insanlığın “evrim görmemiş” kalıtlarını taşıdığı söylenebilir.

Eğer yumurta atmak şiddetse, ölçülü bir şiddet olduğu içindir ki protesto
kapsamında değerlendirilir. Ama ölçülü şiddete ölçüsüz şiddetle müdahaleye,  vahşet denir. Türkiye’de bu vahşeti uygulayanların, tarih öncesinden bu yana geçirdikleri tek evrimin, giysilerinin hayvan postlarından robokop kılıklarına, silahlarının da kütükten copa dönüşmesi ve yeni aksesuarlarla çeşitlenmesinden ibarettir.

Peki bu şiddet skalasında, yumurta yiyenlerin konumu nedir? Üstüne yumurta atılan politikacının öfkesi, atan gençlerin zaten vahşice dövülmesiyle yatışmayıp, onları 2 yıl hapis istemiyle yargılatması, hangi kategoriye girmektedir?

Düşünen insanın ölçülü şiddet kategorisine mi, yoksa ilkel insanın ölçüsüz
vahşet güdüsüne mi?

***

AB’den sorumlu devlet bakanı ve başmüzakereci olarak gerçekten canla başla çalışan Sayın Egemen Bağış, beni bu konuda hem şaşırttı, hem de düş kırıklığına uğrattı. Demek ki Türkiye’yi taşımaya çalıştığı AB’nin ne demokrasi ölçüsünü, ne de hoşgörüsünü taşıyormuş kendi kafasında. Türkiye’nin ergeç mutlaka AB üyeliğine ortak inancımızdan dolayı, bugüne değin ayrı bir yere koyuyordum Sayın Bağış’ı. Demek ki ceketinin yakası kadar demokratmış. Demek ki bir yumurta
sarısı niyetini bozar, cilasını dökermiş.

Demek ki AB bir Türkiye amacı değil, AKP aracıymış, ölçüsüz öfkesiyle içini
dışa vuran Sayın Egemen Bağış için de… Yoksa hangi gerçek demokrat, AB değerlerini gerçekten paylaşan hangi AB yandaşı, Türkiye’nin geleceği demek olan gençleri “ceketimin yakasını kirlettiler,” diye iki yıl hapisle yargılatır?

***

Gerçekten AB üyeliğine hazırlanan hangi ülkede gençler, “parasız eğitim istiyoruz” pankartı açtılar diye 14 aydır tutukludur? Hangisinde gazeteciler, yazarlar, öğretim görevlileri ne ile suçlandıklarını bilemeden üç yıldır “tutuklu” yargılanırlar? 

AB üyeliği için çalışan hangi hükümet, AKP’nin çıkarmaya hazırlandığı silah
yasasını meclisten geçirebilir, gençliğini 18 yaşından öteye silah lobilerinin
iştahına terkeder?

Bir yandan yumurta atan gençleri hapse tıkacaksın,  öte yandan her birine
beş silah taşıma izni vereceksin. Nasıl bir demokrasi bu? Silahlı ya da külahlı,
ama kuşkusuz AB demokrasisi değil. 

Sakın “demokratik” bir iç savaş hazırlanıyor ve kurşun atan “demokrasi” galiplerine gül atılacak olmasın?