ARAF’TA KALANLAR

Özgürlüklerimizi tek tek budayanlara, haklarımızın üstüne kapanan kurşun kapaklara karşı, işte size bir okur mektubu, bir silkinme çağrısı:

“Sizler ki bu toprakların suyunu içtiniz, buğdayını öğütüp taş fırın ekmeklerini yediniz. Sokaklarında çember çevirdiniz, yerli filmler  izlediniz. Sonra da Amerikan blue jeanleri giyip Beatles dinlediniz . Yerli malı haftaları, 10 kasımlar, Cumhuriyet bayramları,  1 mayıslar, kurban bayramları ve ramazan ezanları ile büyüdünüz.

Özetle hepimiz  aynı hamurdanız.

Pek çok insan sudan sebeplerle bir araya gelip  gazinolarda eğlenebiliyor, stadyumlarda  ortak bir çoşku seline kapılabiliyor , taksimde yılbaşı kutlayabiliyorken ; nedir bizi  kutsal  bir  dava için  bir araya gelmekten alıkoyan?

Demokrasi, sadece seçim günleri sandık başına  sessizce dikilip oy vermek midir? Yoksa,  askeri darbelerde ve nüfus sayımlarında sessizce  ekran başında oturmak mıdır demokrasi?

Hem de geleceğe dair kaygıların cevaplarını bile bilmeden.

Kendi kaderini  belirlemedeki   bu teslimiyetçilik ve kadere rıza gösterme  niyedir?

Nedir bu iki arada bir derede kalmak, yersiz yurtsuz olmak? Bir kaybolmuşluk ki nereye ait olduğunu bilmeden; köhne, eskimiş, çağın dışına düşmüş koşullanmaların kuklasına dönüşenler, dönüşmeyenleri her gün biraz daha kendilerine dönüştürüyorlar.

Niçin  aklın, ışığın , sevginin , estetiğin, yazarın , çizerin, müziğin,  kadının, çocuğun ve illaki gençlerin yok edilmeye çalışıldığı  bu   ortamı sorgulamıyorsunuz?

Verildiği kadarını kabul etmeyerek; ihtiyaç duyduğunuz insan gibi yaşamayı, özgürce düşünme ve ifade etme hakkınızı sorgulamayı, yorumlamayı ve size dayatılanı reddetmenizi engelleyen güç nedir?

Anadolu denilen  mozayikteki Hititlinin  genlerini taşıyan insanların kurduğu Cumhuriyetin ilk bankalarının ismi  bile  ETİ  ve SUMER olduğu  halde  bugünkü  ayrıştırma,  bölme adına yapılan ırkçılık mı, kendini bir yere ait hissedemez  hale getirdi sizleri?

Hayata dair pek çok şeyi anlatamaz , anlatsa da anlaşılamaz halde olmak mı sizleri bu kadar ‘öyleyse ben yokum’ umutsuzluğuna iten?

Görüyorum ki hepinizi  ARAF’ta topladılar ve bekletiyorlar…

Kurbanlık koyunlar gibi, cennet-cehennem  ikiliğini  reddeden ruhlarınızın  iki arada bir derede kalmayı yeğleyerek, eşikte dikilerek, kuşkusuz sizden bir başkasının öne düşmesini bekleyerek,  bekliyor, bekliyorsunuz. Kalmak değil  durmaktır önemli  olan zaten, diyorsunuz ve ne yardan geçebiliyorsunuz  ne de serden..

Haydi gelin,  hep birlikte  isteklerimize, umutlarımıza, düşlerimize uygun bir  Türkiye’yi yaratalım. Kendi kaderimizi elimize alalım. Özellikle gençler  ve  kadınlara  sesleniyorum.  Gerçek bir özgürlük istemez misiniz? Parklar, deniz kenarları, kahveler  sizin  düşlerinizi paylaştığınız yerler olsa, kötülük mü olur? İsteyen kafayı çekse, isteyen sevgilisini dudağından öpse, her gazeteyi- kitabı korkmadan taşısanız elinizde, bebek ölümleri olmasa, kocalarınızdan  dayak yemeseniz, töre cinayetlerini bitirsek,  üniversitelerin önünde  polisler, panzerler görmeseniz, çocuklar kimsesiz bırakılmasa sokaklarda, tiner koklamasalar, isteyen istediği tanrıya inansa ;  bu dünyada sahte peygamberlerin vaat ettiği cennetlere gerek kalır mı?

Size bunların imkansız olduğunu , kader olduğunu, bu dünyada çile çekmenin sevap olduğunu  öğrettiler ve inandırdılar. Halbuki ben size  Ömer Hayyam desem, Hacı Bektaş, Mimar Sinan,  Nazım Hikmet desem ; Mustafa Kemal,  Orhan Veli, Yaşar Kemal, Server Tanilli, Abidin Dino, İlhan Koman, Sakallı Celal, İlhan Selçuk, Nermi Uygur, Uğur Mumcu, Cahit Arf, Münir Nurettin,  Ekrem Akurgal, Muazzez İlmiye Çığ, Türkan Saylan, Ara Güler desem.. Daha yüzlercesi desem…

Hiç kimse  onları kandıramadı, yollarından alıkoyamadı. Yalana, dolana , kadere  isyan ettiler, yolumuzu ışıttılar.

Şimdi sıra bizlerde.

Haydi gençler, kadınlar , umutsuzca  ARAF’ta bekleyenler, var mısınız aydınlığa? Bizler için tükenenlere  borcumuzu ödemeye?

Mehmet Kabasoğlu

Yeni Parti[1] Başkan Yardımcısı”