İMAM TAMAM DA REİS KİM OLACAK?

İş adamı Maşallah Peker’in bir trafik kazasında yitirdiği oğlunun adı ve anısına, Kırıkkale Üniversitesi merkez kampüsünde bir cami yaptıracağını, basından öğrendik. Gerekli izinler alındıktan sonra inşaatına başlanacak camide, aynı anda 1500 kişi namaz kılabilecekmiş…

Soyut bir gücün varlığına ve dünyada biten yaşamın başka bir boyutta sürdüğüne inanmak, insanların büyük acılara dayanmasını sağlayabilir. Maneviyat özellikle ölüme karşı tek sığınak olunca, iman  insanların çoğu için bir ihtiyaçtır.

Ancak, uygarlığın ileri mi, geri mi olduğunu da ölüm karşısındaki manevi sığınağın sosyal yorumu belirler.

Türkiye, İslamiyet dünyasında orta ölçekli nüfusuna karşın, resmi sayısı 100
bini aşan camiyle zaten en çok mabet sahibi ülke. 

Maşallah Peker, oğlunun anısını Kırıkkale Üniversitesi’nde gençlere somut
kazanımlar sağlayacak, onları dünyadan haberdar edecek bir medyatek, sinema, tiyatro ya da konser salonu, hatta olimpik bir havuzla yaşatsa, hem daha anlamlı, hem daha insanca, çünkü birleştirici olmaz mıydı?

***

Ülkemizde, artık kağıt üstünde boş sözcüklerden ibaret “dini devlet işlerinden ayıran laiklik” ilkesini geçiyorum… Ama özel bile değil, bir devlet üniversitesini, üstelik salt sünni Müslümanların mabediyle donatmak, Aleviler başta, sünni olmayanlara ayrımcılık, tarafsızlığa saygısızlık ve demokrasinin olmazsa olmazı sekülerliğin yok edilmesinden başka bir şey değildir.  

Kırıkkale Üniversitesi’nin ortasına kurulacak cami, Türkiye’de salt devletin
değil, toplumsal zihniyetin de tek yönde, sünni İslamiyet’te Orta Çağ’daşlığını
göstermektedir. Kuşkusuz Kırıkkale bir başlangıçtır, başka üniversiteler de
camilerle donatılacaktır.

***

Neden Kırıkkale’den başlandı derseniz, yanıtı adı bende saklı genç bir okur
mektubunda gizli:

“Bir siyasal partinin ilçe başkanlıkları, üniversite, lise ve yurtlarda ‘reis’
adı verilen bir öğrenci başkanı seçiyor. Bu reisin, fakülte başkanı, bölüm
başkanı gibi yardımcıları da oluyor. Yurtlarda ise yurt reisi, kat reisi vb.
Bu yapılanma, “teşkilatlanma” diye anılıyor ve hangi ilin üniversite ya da
yurdunda böyle bir yapılanma varsa, o il ya çok dinci, ya da muhafazakar milliyetçi oluyor.

Reislik yapan öğrenciler, diğer öğrencilerin tüm yaşantısına karışıyor. Saçının
uzun, kulağının küpeli olmasına karşı çıkıyor, tehdit ediyor, gerekirse dövüyorlar. Sevgililerin birbirine ölçülü davranmasını, öpüşmemesini emrediyorlar. Olur da bir öğrenciyi içkili görürlerse, vay o öğrencinin haline. Aynı şekilde Ramazan’da oruç tutmayan öğrencilere dayak atılıyor. Kimi öğrenciler baskılara boyun eğiyor, kimileri ise yapılanmaya katılarak kendisi de ‘reis’ oluyor ve bu şemsiyenin altına sığınıyor.

Öğrenci, Reis’in yap dediğini yapıyor, yapma dediğini yapmıyor. Doğu kökenli
öğrenciler için bu koşullarda öğrenim görmek, gerçekten çok zor. Zorla ‘Türküm’ dedirtilmek, zorla İstiklal Marşı söyletilmek gibi dayatmalarla bu siyasal parti teşkilatının hedef tahtasındalar. 10 Kasım’da Dumlupınar Üniversitesi’nde Diyarbakırlı bir öğrenci tarafından öldürülen teşkilat üyesi öğrenci, durumun en somut örneği ve baskının yarattığı kinin dışa vurumu. Söz konusu ‘teşkilat’ın bağlı olduğu siyasal parti başkanı, öldürülen öğrencinin mezarını da ziyaret etti.

Bu baskıcı yapılanmalar, özellikle Kütahya, Bursa, Yozgat, Çorum, Elazığ,
Erzurum, Kırıkkale üniversiteleri ve yurtlarında var. Lütfen bu konuya duyarlılık gösterip dile getiriniz. Zorbalıkla baskı altına alınan öğrencilerin de dili çözülecektir.”

***

Kuşkusuz yukarda tarif edilen siyasal parti yapılanmasının, hangisi olduğunu
anlamışsınızdır. Bu partinin ve gençlik kollarının 1980’lerdeki kanlı şöhreti
öylesine ürkünç ki, okurun açıkça yazdığı adını “başıma bela almamak” için
tarifle yetiniyor, arifliğinize bırakıyorum.

Yaklaşan seçimlere doğru AKP ile bir koalisyona göz kırpan bu parti, “milliyetçi” söylemi dışında dinci mi dinci ve ümmetçiler kadar seküler demokrasi düşmanı. Yukarda sayılan ve daha pek çok üniversitede sünni şeriat, zaten ortak baskı aracı. Bu din baskısında ümmetçilerle milliyetçiler sopayı tutmak için çekişiyorlar, o kadar.