ILIMLI SUDA TİRİT DEMOKRASİ

Geçen yüzyılda, tam olarak 1996 yılının kasım ayında, Mısır basınının “amiral gemisi” Al Ahram gazetesinde Türkiye’deki Refahyol koalisyonu konulu bir makale yayınlanmıştı.

İçi kof basın filolarında “amiral gemi”leri soytarılarla doldurmak gelenek midir nedir, Al Ahram köşebenti Mustafa Mahmut, hükümeti “Erbakan-Çiller evliliği yüzde yüz helaldir,” diye övüyor, “Aynı zamanda şer’idir” üstelemesiyle de şeriata uygunluğunu vurguluyordu. “İstenilen şey, zıtların döllenmesidir. Bu döllenme daha dayanıklı yeni bir şahsiyet modeli ortaya çıkaracaktır. Erbakan-Çiller evliliğinden mutedil bir yavru doğacaktır…” diyordu.  Yazının devamında, Mısır’lı “muharrir”in Erbakan-Çiller evliliğinden İslam ile laikliğin izdivacını anladığı anlaşılıyordu. Bu izdivaçtan “herkesin beklediği İslam dininin ortaya çıkacağını ve yeni kuşak Müslümanların toplumsal patlamalar karşısında daha dayanıklı olacağını,” muştuluyordu.

***

Zamanında alay ettiğim Mısır’lı yazarın, bir koalisyonu biyolojik çiftleşme
gibi anlatan üslubu hariç, ülkesinde 21.yüzyılın 11’inci diliminde patlak veren ayaklanmada, en azından Türkiye’nin rol modeli olacağını öngörmüş meğer. Yanıldığı yer değil, zaman. Ilımlı İslam’ın temelleri Ecevit-Erbakan, Erbakan-Çiller vb. koalisyonları tarafından atıldı, katlarını çıkıp Büyük Ortadoğu Projesi’yle boyamak, AKP hükümetine nasip oldu.

Mısır’ın tekstil bölgesi, sendikaların çok güçlü olduğu ve geçen yıl Mart
ayındaki grevlerin kanlı biçimde bastırıldığı Dakka kentinde, Müslüman Kardeşler üyesi sendika başkanı, batılı televizyonculara yemin billah: “Katiyen şeriatçı değiliz. Türkiye’deki AKP’yi örnek alıyoruz,” diyor.

Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan El Bana’nın torunu Tarık Ramadan, yine batılı televizyonlara, “Bazı Müslüman Kardeşler, Türkiye’deki AKP’ye çok yakın duruyor. Genç kadrolar Erdoğan gibi değişiyor,” diye açıklıyor.

Türkiye’nin göbeğine oturtulduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin çekici gücü AKP iktidarının Arap ülkelerine “ılımlı İslam” örneği oluşturduğu, artık genel
bir kanı. Dolayısıyla BOP’un  öngörmediği yerlerde patlasa bile bölgedeki halk isyanlarını “İslamcı demokrasi”yi empoze etmek için kullanacağı belli.

***

Ancak, Mısır’daki gibi otoriteye itaata karşı ayaklanmış, zorla susturulduğunu haykıran bir halkın, ezan okununca tek bir ağızmış gibi susup secdeye kapanması, ne itaatten bağımsızlık, ne de çoğulcu demokrasi belirtisi.

Sorun, İslamcı bir demokrasi olur mu, İslamiyet demokrasiyle bağdaşır mı bağdaşmaz mı düzleminde değil. Sorun, dinci bir demokrasi olur mu, düzeyinde.

Hristiyan, Müslüman, Yahudi, Budist, her dinden ve dinsiz insan demokrat olur. Ama Hristiyan demokrasi, Şintoist demokrasi olmayacağı gibi İslamcı demokrasi de olmaz. Çünkü demokrasi, doğası gereği sekülerdir: Hangi dinden, inançtan ya da dinsiz ve inançsız olursa olsun, yasalar önünde eşit, aynı haklara sahip olduğu, azınlığın çoğunluk gibi düşünmeye, davranmaya zorlanmadığı özgürlük rejimidir. Zaten özgürlüğün tanımı da budur.

***

Düşünür Alain Finkielkraut, “Mısır’daki Müslüman Kardeşler’den basit muhafazakarlar gibi söz edilip, İslamcı AKP’lilere benzetiliyor. Oysa Türkiye’de AKP, laikleri hesaba katmak zorunda ve laik Türklerin sahip oldukları güç ile meşruiyet, hiç bir Arap ülkesinde yok. Yoksa Erdoğan’ın ılımlılığı tamamen izafi,” diyor.

Ben de aynen katılıyorum, bu düşünceye. BOP’çular bugün Türkiye’yi “ılımlı
İslam” modeli olarak görüyorlarsa, bu ılığı laiklerin soğutmasına borçlular.
Eğer biz direnmeseydik, ağızları yanardı!

Eğer Arap halkları Türkiye’de demokrasi var sanıyorlarsa, o sanrıyı laiklerin varlığı, laiklerin direnci yaratıyor. Ama Müslüman Kardeşler, AKP’yi örnek almakta kesinlikle haklı ve doğru yoldalar. Çünkü AKP, onların zaten şeriatın geçerli olduğu Mısır’a dayatamadıkları ne varsa, Türkiye’de hukuku kanırta esnete dayıyor.

***

Y.N. Bu akşam TV5Monde Kiosque programında yabancı meslektaşlarımla Mısır konusunu tartışacağız. Fransızca bilenler için ilginç olabilir.

“Her günü ne biçtim diye düşünme, ne ektim diye düşün.”
ROBERT LOUİS STEVENSON

«G» NOKTASI

AKP’nin torba yasa tasarısını TBMM’nin çevresinde protesto etmek için toplanan DİSK, KESK, TMMOB ve Türk Tabipler Birliği’nin binlerce emekçisini, polis tazyikli su ve gaz bombalarıyla saldırıp dağıttı.

Öğrenciler, çoktandır tekmelenip coplanmaya, pankart açtın, afiş astın, yumurta attın, diye mahkemelere çıkarılmaya alıştı.

Ergenekon’du Balyoz’du derken, çakma belgeler, telefonlara kazayla aktarılan yanlış numaralar ve düzmece suçlamalarla, insanlar yıllardır yargısız infaz tutuklusu.

Telefonda konuşmak tehlikeli, internette yazışmak sakıncalı, zaten çoğu gazetede de yazmak imkansız.

Üniversitelerin ortasına cami şimdilik sünnet, memurin takımına ve ruhsat peşindeki esnafa Cuma namazı artık farz.

Demek böyleymiş, Arapların özendiği “ılımlı islam” demokrasisi… Zavallı gafiller, ya hiç dayak yememiş, ya demokrasi görmemişler.

Herhalde ikinci şık geçerli.