BU AYAKLAR BU BAŞLARI ÇEKMEZ

Dünyada bir gariplik, yolunda gitmeyen bir şeyler var. Hastalıklı bir durum,
insanlara olması gerekenmiş, olağanmış gibi yutturuluyor.

Üstelik, sınırları kaldıracak diye alkışlanan küresel ekonomi, tüm ülkeleri
para girişi, para çıkışı, ihracat, ithalat ve borçlanmayla birbirine bağladığından, yolundan çıkana set çekmek, hastalığı bir yerde durdurmak, yayılmasını önlemek, şimdilik olanaksız görünüyor.

2009’da ABD’de, insanları ev almak, araba almak başta, olanaklarının üstünde harcamaya özendirerek, arsızca, hayasızca borçlandırarak para kazanan çoğu banka ve banka gibi para işleten özel emeklilik sandığı battı.

Banka dediğiniz, at değil. Deve de değil, eşek de. Yani can değil. Elbette
arsızlar ve hayasızlar, onları yöneten borsacılar ve bankacılardı. Peki milyonlarca mütevazi insanın emeklilik birikimini batırıp yaşamını karartan, milyonlarcasına krediyle aldıkları evlerini barklarını haraç mezat sattıran borsa tellalları, bankacılara ne oldu? Yarattıkları çakma hisseler, yaptıkları kumarbazca yatırımlar, ölçüsüz bir kazanmak hırsıyla almadıkları önlemler ve aldıkları riskler, batırdıkları paralar yüzünden ne ceza aldılar? Herhangi bir bedel ödediler mi? Evlerine mi el konuldu, maaşlarına mı?

Yoo. Aralarından “yasa dışılığı” kanıtlanan biri, Bernard Madoff cezalandırıldı
sadece.

ABD’deki kriz, ekonomi küresel ya, tüm dünyayı etkiledi. Türkiye, böyle bir
bankacılık krizini 1999’da geçirdiği ve sistemi güçlendirdiği için şimdilik
sağlam duruyor. Ama 2009 Amerikan krizinin şok dalgaları dünyanın geniş genelini sarstı ve pek çok halkın yoksullaşmasından hala sorumlu, çünkü birisinin ödemesi gerek faturayı ve sömürü sürüyor.

Ekonominin tümüyle çökmesinden korkan hükümetler, kamu parasıyla bu bankaların boşalan kasalarını doldurdular. Yani hayasız “trader”ların ve arsız bankacıların oynayıp yitirdiği meblağın devasa boşluğunu, halen bu hükümetler halkın cebinden, işinden, kazancından, sosyal haklarından yaptıkları kesintiler ve onların sırtlarına, çocuklarına, hatta daha doğmamış torunlarına yükledikleri borçlanmayla dolduruyorlar.

Diyeceksiniz ki bankacılık krizinden sözümona etkilenmeyen Türkiye’nin durumu da farklı değil, üstelik doğmamış torunlarımızın borçları daha bile yüksek. Doğru. Ama bizler, gelişmiş ülke olmadığımız için alçaktan düşüyoruz. Yüksekten düşenlerin hali daha beter!

Üstelik başkasının parasını har vurup harman savuran banka yöneticilerine
bir bedel ödetilmediği gibi, benzeri bir krizin tekrarlanmaması için hiç bir
önlem alınmadı. Yani ne dünya, ne Türkiye’de  yeni bir çöküş, olmaz değil.
Düşünün ki Fransa’da sadece Societe Generale 5 milyar Avro batırdı, bu batışa neden, kudurmuş gibi yapılan çürük operasyonların faturası tek bir “trader”a kesildi. Adam, üç bin küsur yıl yaşar da çalışırsa, 5 milyar Avro’yu maaşından kesile kesile geri ödeyecek. Societe Generale’in CEO’sundan genel bilmem ne müdürlerine hepsi yerli yerinde, aldılar parayı devletten, oturuyorlar. Şaka gibi, ama gerçek.

ABD’de ilk batan bankalardan biri Goldman Sachs’tı değil mi? Medyalar, günlerce bu bankanın devasa zararından söz ettiler. Goldman Sachs, devletin karşıladığı zararına rağmen çalışanlarının yarısını işten çıkardı, küçüldü, ayakta kaldı. Geliri, 2010 yılında  %13 daha geriledi. Geçen hafta Goldman Sachs’ın yönetim kurulu neye karar verdi dersiniz? CEO’su Lloyd Blankfein’ın 600 bin dolar olan yıllık ücretini 2 milyon dolara çıkarmaya ve belli başlı yöneticilerine de zam yapmaya! Zarardan kar diye buna mı deniyor acaba, bilmiyorum ama…

Küresel ekonomi dedikleri rekabet cangılında, verimlilik uğruna milyonlarca
insanı işten çıkarıp, istihdam edileni yarı ücrete iki kat çalıştırırken…
Arsız bir azınlığı binlerce insanın ömür boyu kazanamayacağı servetlerle donatmak… Ve bu azgın azınlık yüzünden çığrından çıkan ekonomik zararı halkın sırtına borç yüklemek… Bana çok sürebilir bir düzen gibi gelmiyor.

Arap ülkelerinde “özgürlük” istemiyle başlayan isyanların temelinde, aslen
diplomalı genç işsizlerin başkaldırısı var. Küresel ekonomi gelir uçurumunu
açtıkça, başka isyanlara tanık olacağız.

Yazdıydı, dersiniz: 21.Yüzyılda dünya, halk ayaklanmalarına gebe.

“Kredi, ödeyemeyecek birinin ödeyemeyecek başka birini bulup,
ödeyeceğine kefil gösterdiği sistemdir.”

CHARLES DİCKENS

«G» NOKTASI

Dostlar buluşmuşuz. Çilingir sofrasını kurmuşuz. Uzun zaman olmuş hep birlikte aynı masaya oturmayalı. Çınlatıyor kahkahalarımız Asmalımescit’i. Gençlerimiz birbirinden hoş: Deniz Kurdoğlu, Ece Üner, Elif Yıldız, Devrim Sirmen, Deniz Bayramoğlu. Olgunlarımız da zaten genç: Mine Sirmen, Ali Sirmen, Dinç Üner.

Özlemişiz birbirimizi, mutluyuz. Sevgili arkadaşım Dinç Üner de beni epeyce özlemiş, gerçekçiliğinden taviz vermeden iltifat ediyor:

“Ne o, pek formunda görünüyorsun, Anna Aslan’a mı gittin?”

Anna Aslan, gençleşme yöntemlerinde nuhu nebiden kalma bir Bulgar emekçisi, bugünlerde yeniden moda. Benim yanıt vermeme kalmadan, Ali Sirmen patlatıyor:

“İhtiyaç yok. Tayyip herkesi geriyor!”

Yıkılıyoruz, ama tıksırana kadar değil. Katılana kadar.