ASAYİŞ BERKEMAL, ORTALIK YANGIN

Türkiye’nin Trablusgarp Büyükelçiliği’nin, geçen yılın değil, bu şubat ayının
16’sında yayınladığı “Libya’da İstikrar Var” başlıklı duyuru, gelişmelerden
endişeli içlere şöyle (güllü) su serpiyordu:

“…Libya’da halihazırda güvenlik ve istikrar bakımından bir sıkıntı yaşanmamaktadır. Bu konuda, vatandaşlarımızın müsterih olmaları tavsiye olunur. Vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerine ilişkin konular ve gelişmeler, Büyükelçiliğimizce yakından takip edilmektedir. Libya’da iş yapan şirketlerimizin faaliyetlerinin geleceğine yönelik endişe duymalarını gerektirecek bir durumun bulunmadığı, mevcut ortamın, Libya’da gerçekleştirilmesi düşünülen ticaret, yatırım ve müteahhitlik
faaliyetlerinin hayata geçirilmesinde bir engel teşkil etmediği değerlendirilmektedir.”

Şaka gibi değil mi?

Saygın Türkiye’nin pek saydığı Libya’ya saygılı Büyükelçiliği yukardaki değerlendirmeyi yaptıktan hemen sonra bile değil, bir gün önce başlamıştı ayaklanma. İnternet henüz kesilmemişti ve bırakın uluslararası haber ajanslarını, 15 şubatta YouTube’a yüklenen amatör videolar bile 14 kişinin öldüğü Bingazi’de başlayan isyanın durdurulamayacağını açıkça ortaya koyuyordu.

***

Niyetim, asla ve kat’a diplomatik bir temsilciliğin bunca geriye dönük ileri
görüşlü mütalaasıyla dalga geçmek değil. Büyükelçiliğin mazgallarından bakarken dürbünü ters tutmuşlardır; tebdili kıyafetleri yoktur, halkın arasına karışamamışlardır. Pazara gönderilen aşçı yamakları ya da şoförler vb. etin sütün yanında haber getirmemişlerdir. Ya da rezidansın ihtiyaçlarını karşılayan bir bostancı vardır, ona sorulmuştur. Hıyarlar ve patlıcanlar nezdinde asayiş berkemal, cevabı alınmıştır.

Velhasılı insanlık halidir: Osmanlı’nın ağdalı hariciye jargonunu taklit uğruna
sakız gibi çekile çekile, ne yazık ki gerçeğin yanına bile ulaştırılamayan
“muhteşem sülümanca” dilinde yayınlanan böyle bir duyuruyla…. Zaten ve ancaaaak duyuranın Türkçe’sinde “yanılınmış olunabilinir”, başka bişicik olunabilinemez, imdat!

***

Vallahi ve billahi, alay etmek değil niyetim. Hangi ülkenin büyükelçiliği
olursa olsun, 25 bin yurttaşının çalıştığı, hele başbakanının daha birkaç ay
önce ödül aldığı bir ülke için, “Aman gelmeyin, durum vahim!” demek kolay değildir. Ne var ki diplomatik jargonun bir araba laf edip hiç bir şey söylememek üslubu da böyle zamanlar için geliştirilmiştir. Libya’daki Türkiye Büyükelçiliği’nin acemiliği, olayların başlangıcında bu jargonu “asayiş berkemal” derken, “temkinli olmak gerekir” şifresi içeren bir açıklamada kullanmak yerine, “müteahhitliğe de devam edebilirsiniz, yatırım da yapabilirsiniz,” güvencesi vermesidir.

Böyle bir güvence, Türkiye Büyükelçiliği’nin Libya’da sokaktan bile haber
alamayacak kadar toplumdan kopuk ve iş tuttuğu ülkeye “Fransız” kaldığının
göstergesidir. Bizim “okullu” diplomatlar, böyle hataları çok az yaparlardı,
eskiden. Acaba AKP’nin aktif dış politika sabırsızlığı içinde “acul alaylıları”
temkinli okulluların önüne geçirmesi olabilir mi, yanlış diplomatik değerlendirmelerin kaynağı?

***

Ama yiğidi öldür, hakkını yeme: AKP hükümeti ve Dış İşleri Bakanı Davutoğlu’nun özenle geliştirdiği aktif (bazen de saldırgan) dış politika, Türkiye’nin dünyadaki önemini arttırdı ve küresel ticarette yeni pazarlara ulaşmasını sağladı. Türk diplomasisinin Libya örneğindeki gibi düştüğü açmazlar, Batı diplomasilerinin debelendiği paradoks havuzlarından daha derin değil.

Demokratik özgürlükler anlamında koptuğumuz özelinde AB, genelinde Batı ölçülerini hiç olmazsa “ikiyüzlü çıkarcılık” politikasında yakaladık. Başbakan Erdoğan, Arap ülkelerinin diktatörleriyle  kucaklaşırken de ABD, AB liderlerinden ne fazla, ne eksik “ticaret” yapıyor; birkaç ay sonra aynı diktatörleri istifaya çağırırken de ABD ve AB liderlerinden daha az « samimi » değil.

Küresel ekonomik dünyada, böylesi “samimiyet”e dış politika deniyor. Türkiye’nin farkı, ayaklanan Arap ülkelerinde daha dün kucaklanan “diktatör kardeşler”i bugün “demokrasi” uğruna çekip gitmeye çağırırken, bizzat diktatörlüğe dönüşmesi.

“Demokrasilerde, halkı kendini yönettiğine inandırmak sanatına politika
denir.”
LOUİS LATZARUS

«G» NOKTASI

Mağrıp ve Maşrık’ta ayaklanan Arap ülkeleri, Türkiye’yi örnek alıyormuş. Doğrudur.

Bugün Türkiye’deki gibi “İslami demokrasi” için ayaklanan halklar, tarihte dün diyebileceğimiz kadar yakın yarım yüzyıl önce de Türkiye’nin kurtuluş savaşını örnek almışlar, Türkiye gibi bağımsızlıklarını kazanıp, Türkiye’deki gibi “cumhuriyet” kurmuşlardı.

Cezayir’in bağımsızlık savaşçıları Bumedyen, Bin Bella ve arkadaşları, Tunus’ta Habip Burgiba, Mısır’da Nasır gibi pek çok Arap ülkesinin cumhuriyetçi devrimcileri birer Atatürk hayranıydılar ve bazılarının “asker” kökenli olması raslantı değildi. 1969 yılında Libya Kralı Muhammed İdris el Sanusi “Türkiye’deki yıllık tatili”ni geçirirken devrilmişti Kaddafi tarafından. Bu ülkelerin eski efendileri Türklere sevgi ya da nefret duygularıyla, ama hiç bir zaman kayıtsız kalmadıkları kesindir.

Ne var ki şimdi, daima özendikleri Türkiye’nin onların geride bırakmak istediği baskıcılığa özendiğinden henüz haberleri yok.