DÖNER DEMOKRAT DÖNERCİ DESPOT

İngiltere, kuruluşu sayılan 927 yılından bugüne hep monarşiyle yönetildi,
kralların mutlak otoritesi yerini zamanla demokratik bir kraliyete bıraktı,
sanılır. Oysa modern dünyanın hem en eski demokrasisi, hem de en uzun ömürlü emperyal monarşisi olan bu ülke tarihinde kısacık da olsa bir “cumhuriyet” dönemi vardır.

1638’den 1660’a kadar kanlı iç savaşlara sahne olan İngiltere’de, komşusu
Fransa’dan tam 141 yıl önce, tam olarak 1649 yılında bir kralın, Birinci Charles’ın kellesi kesilip “English Commenwealth” diye anılan bir cumhuriyet kurulmuştur. Hepi topu 4 yıl sürebilen cumhuriyet rejimi, kurucularından olan General Oliver Cromwell’in “parlamento” darbesiyle son bulmuştur.

20 Nisan 1653 günü parlamentoda kürsüye çıkan Cromwell, “Ben, senyörünüz artık bıktım! Bu işi burada bitirecek ve gevezeleri susturacağım. Defolun gidin, yerinizi sağlam adamlara bırakın!” diye kükrer ve emreder: “Açın kapıları!” Emir subayı Harrison’un işareti üzerine kapılar açılır, içeri 30 silahşör girer. Parlamento sıralarının önüne sağlı sollu dizilirler. İngiliz milletvekilleri neye uğradıklarını anlayamadan, kürsüden inip parlamentonun ortasına ilerleyen Cromwell ayağını yere vurarak, hırsla “Siz buna parlamento mu diyorsunuz?” diye haykırır. Milletvekillerinden Chaloner’i gösterir, “Aranızda sarhoşlar var!” Çapkın ozan Henri Marten’i gösterir: “Karı kız peşinde koşanlar var!” Bulstrone’a diker gözlerini, “Hırsızlar, ahlaksızlar, İncil’e hakaret edenler var! Bir de Tanrı kulu halkın parlamentosuyuz, diyorsunuz. Utanın. Defolup gidin, bir daha duyulmasın adınız. Tanrı adına defolun buradan!”

Cromwell’in beş yüz küsur yıl önce İngiliz parlamentosunun lağvını ilan eden
sözlerinin tamamı, iki yıldan beri Türkçe olarak ve “tarihe geçen” bir söylev
diye internette dolaşıyor. Ben Türkçe söylevin özgünlüğünü doğrulayamadım,
ama yukardaki sözler, Cromwell hakkında yazılmış bir kitaptan alıntı olup,
daha da önemlisi söyleyenin sonudur:

Kendisini İngiltere, İrlanda ve İskoçya uluslar topluluğunun Koruyucu Lord’u
ilan eden darbeci General Oliver Cromwell, lağvettiği parlamentonun genel kurul salonunun kapısına da “Mobilyasız kiralık oda” tabelası astırdı. İrlanda ve İskoçya üzerinde kurduğu kanlı baskıyla ektiği kin tohumları, 20 yüzyılda bile yeşermesine karşın, zulüm diktası sadece 5 yıl sürdü. Bu beş yıl içerisinde, Britanya’yı köktendinci Protestan bir despotluğa dönüştürdü, tiyatroları kapattı, dansı ve müziği yasakladı.

1658 yılında malarya hastalığından öldüğünde, 59 yaşındaydı. Cenazesi, önce
alayı valayla Westminster Kilisesi mezarlığına gömüldü.

Ama ölür ölmez yeni bir parlamento oluştu ve sürgündeki İkinci Charles’ı tahta çıkararak monarşiyi yeniden kurmak kararı aldı. Kralcılar, despot Cromwell’in henüz çürümeye zaman bulamayan cesedini mezardan çıkardılar, zincire vurdular, tepetaklak astılar. Hırslarını alamadılar, kafasını da kestiler.

İngiltere’yi monarşi rejimine yeniden döndüren aynı parlamento, demokrasinin de temelini attı. Despotluktan o kadar çekmiş ve yorulmuştu ki halk, İkinci Charles’ı tahta çıkaran parlamento, 1679 yılında kabul ettiği ünlü Habeas Corpus yasasıyla, kişisel özgürlükleri güvence altına aldı ve gerekçesiz tutuklamaları yasakladı. İngiliz Kralları, bu tarihten öteye “ister asar, ister keser” olmaktan çıktı ve 1679’da ilk çentik atılan mutlak iktidar dönemi, kırpıla kırpıla bugünlerdeki simgeselliğine ulaştı.

Bugünlerde dünya, Arap ülkelerini sarsan halk isyanlarının nereye varacağıyla meşgul. ABD, Büyük Ortadoğu Projesi’yle altyapısını hazırladığı ve canla başla tetiklediği bu isyanlardan, Türkiye’de “başarılı” olduğunu varsaydığı deneme modelinin yayılmasını, yani İslamcı bir demokrasi umuyor. İlk patlamayı İran’da bekliyordu, Tunus’ta patlayıp Mağrıp’a yayılınca şaşırıp biraz hazırlıksız yakalandı, ama umudunu yitirmedi. Bence ABD ve uyduları, İngiltere gibi Hristiyan ülkelerin 17.yüzyılda başlattıkları demokrasi sürecinden, İslam coğrafyası da üç yüzyıl gecikmeyle, ama hala geçer, diye düşünüyorlar.

Belki doğrudur, belki yanlış. Ama varsayım doğruysa, diktatörlerini Mısır
ve Tunus gibi kovan ya da Libya’daki gibi kovmak üzere olan halkların önünde çok uzun bir karışıklık dönemleri var. Yok model Türkiye ve demokrasi derken tepetaklak despotluğa yuvarlandığımıza bakılırsa, ya varsayım yanlış ya da BOP’un İslamcı demokrasinin adı başka.

Monokrasi olabilir mi acaba?

“Louisiane’lı vahşiler* ağacı kökünden kestikten sonra meyvesini toplarlar.
Despot hükümet de böyledir.”
CHARLES DE MONTESQUİEU

*Kuzey/Güney savaşında kölelik yanlısı Amerikalılar

«G» NOKTASI

Bugün ABD ve Avrupa’nın “Çek git!” çağrısı yaptığı Libya despotu Muammer Kaddafi, bir zamanlar aynı ülkelere yaptığı resmi ziyaretlerde kendisiyle saray bahçelerine kurdurduğu kendi çadırında görüşmeye bile boyun eğilirdi. Hatta Libya, despot Kaddafi’nin yönetimi altında, 2003 yılında oy çokluğuyla BM İnsan Hakları Konseyi Başkanlığına seçilmişti!

Ya yarın? Cromwell gibi cesedi mi asılacak, yoksa Saddam Hüseyin gibi canlısı mı?