HUKUK TAMAM DA ÇAĞ HANGİSİ?

Avrupa tarihindeki ilk özel yetkili mahkeme, Roma Katolik Kilisesi tarafından
9.yüzyılda kurulan Engizisyon Mahkemesi’dir. Bu mahkemenin özelliği, son karar mercinin yargıçlar kurulu değil, Papa’nın atadığı ve “Birinci Enkizitör” diye anılan bir baş savcı oluşuydu. Bu baş savcı, ihtiyaca göre “taşınır” mahkemeler kurar, bir savcıya yetki verir, yargıçlar kurulu atar, yanlarına infazla sorumlu işkencecileri ve cellatları alet edevatlarıyla birlikte katar, bir nöbetçi mangası eşliğinde görev yerine gönderirdi. 1478’de İspanya’da, 1531’de Portekiz’de çok iş olduğu için kalıcı kurulan mahkemelerin tüm savcıları da yetkilerini Vatikan’daki Baş Savcı’dan almış olup, tek merkezden yönetilen Engizisyon Mahkemesi’nin çoğul anılmasının nedeni bu alt yapılanmadır.

Bilinenin aksine Yeni Çağ’la bitmeyen ve yer yer, örneğin Almanya’da 18.yüzyıl başına kadar süren Engizisyon Mahkemeleri, yüzyıllar boyunca Avrupa’da bir dehşet iklimi yarattı. Güya Katolik dogmaları inkar edenleri, ruhunu şeytana satan ya da şeytana tapanları ve büyücüleri yargılayan bu özel yetkili mahkemenin asli görevi, Katolik Kilisesi’nin hegemonyasına muhalefeti yok etmek ve muhalifleri “temizlemek”ten ibaretti. Temizlik ritüeli de dogmalar kadar değişmezdi: Sanıkların ruhu, yetkili savcının işlediğini iddia ettiği ipe sapa gelmez suçları itiraf edinceye kadar işkenceyle arındırılır, ardından günahkar vücudu bazen canlı canlı, bazen ölüsü yakılarak temizlenirdi.

***

Bilmenizi isterim ki, tarih boyunca ve tüm dünyada, hangi rejim altında ve
hangi düzeni korumak adına kurulursa kurulsun, “özel yetkili mahkemeler”in
istisnasız tümü, muhalefeti yok etmek amacına hizmet eder. İşkence de biçim
değiştirmiş, daha kansız ve sofistike yöntemlerle aynı sonuçları verecek biçimde sürdürülmektedir: Muhalif ruhu yalnızlaştırarak öldürmek, tecritli bedenin de hastalık ya da intiharla ortadan kalkmasını sağlamak.

Çağdaş demokrasiler, “özel yetkili mahkeme”lerin kurulmasına salt savaş ve
isyan gibi istisnai durumlarda izin verir oldu. Avrupa’da her ikisi de (şimdilik) tehdit oluşturmadığından sivil hukukta “özel yetkili mahkeme” yok. ABD’nde de yok. George W.Bush’un terörü bahane ederek kurdurduğu özel yetkili askeri mahkeme de, Anayasa Konseyi tarafından lağvedildi.

Türkiye, AB üye adayı olduğu için kapattığı DGM’lerin yerine açtığı Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri ve özel yetkilerle donattığı savcılarla, 21.yüzyılın başında dünyada demokrasi olma iddiasındaki tek ülke örneği ve kendi örneğinin biricik izleyicisidir.

Örnek tek olunca, savcılığı ve mahkemesiyle özel yetkili bir adaletin olağan
adaleti nerede aştığı, hangi hukuktan taştığı belirsizleşiyor. Ve bu belirsizlikte, kamuoyunu hem “herşey olabilir” kuşkusu, hem “bizi de alırlar” korkusu sararken, halen bazıları üç yıldan beri tutuklu sanıkların mağdur edildiğine inandırıyor. Hele özel yetkili mahkemelere, normal ağır ceza mahkemelerinin iki katı tutuklama süresi (10 yıl) tanındığından beri, karar sonucunca aklanabilecek sanıklara ilişkin “haksızlık” duygusu giderek artıyor.

Çünkü bugüne değin tanık olduğumuz özel yetkili yargı uygulaması, İngiltere’nin 1679’ta uygulamaya koyduğu ve çağdaşımız İnsan Hakları Bildirgesi’nin “tarihsel” omurgasını oluşturan Habeas Corpus hukukuna bile uymuyor.

***

Başımıza savcı ve yargıç kesilen kenar mahalle medyasını ve “bizimkiler n’eylerse güzel eyler” kontenjanından yandaş akademisyenleri bir yana bırakırsak, bu özel yargı sürecinde iktidar partisinin hukukçu üyeleri de hangi hukuku okudular, hangi adalete inanır ve savunurlar, belli değil. Ama bugün Türkiye’de hukukçu geçinip “özel yetkili” yargıyı savunanların, Engizisyon hukukunu bilmedikleri gibi Engizisyon hukuku mantığına son veren Habeas Corpus’tan habersiz oldukları kesin.

Bu evrensel cehalete karşın, Roma hukukuyla Şeriat hukuku arasında binamaz kimilerinin, genetik içgüdüleriyle Engizisyon mantığının şark versiyonu,“kısas” ilkelliğine yönelmesi, Türkiye açısından gerçekten dehşet verici bir gerikalmışlığı vurguluyor.

“Düzen adaletsiz olduğunda, düzensizlik bir adaletin başlangıcıdır.”
ROMAİN ROLLAND

«G» NOKTASI

İngiltere’nin 1679’da yürürlüğe koyduğu ve demokrat dünyanın kabul edip halen uyguladığı Habeas Corpus, yani sanık insan haklarına ilişkin hukuk emri, beş kuraldan oluşur. İşte bu kurallardan Türkiye’de es geçilen bazıları:

-Suç eylemi gerçekleşmediği ya da kanıtların yetersiz olduğu durumlarda, yargıç sanığı salıverir. Devlete ihanet gibi ağır suçlar işlendiğine, ancak kanıtlanamadığına dair kanı oluşursa, yargıç sanığı belirli bir maddi teminat karşılığı tutuksuz yargılamak üzere serbest bırakır. Serbest bırakılan sanık, aynı suçlardan ötürü teminatı belirleyenin dışında başka bir yargıç tarafından tutuklanamaz. Teminat tutarı aşırı olmamalıdır.

-Bir sanığın tutuklu olduğu mekan, yasanın öngördüğü istisnai durumlar dışında değiştirilemez. Bir tutukluluk mekanından, bir başkasına nakledilemez.