OYUN, YALAN VE GDO

Türkiye’de olduğu gibi zaman zaman başka ülkelerinde gündeminde yer alan GDO’
lu ürünlerin; sağlık, ekonomi ve ekosistem üzerinde neden olduğu olumsuzluklara
değinmek istiyorum.

GDO nedir?

Bir canlıdaki genetik özelliklerin kopyalanarak, bu özellikleri taşımayan
bir canlıya aktarılması sonucu üretilen yeni canlıya Genetiği Değiştirilmiş
Organizma(GDO) deniliyor.

Bilim adamları 25 yıl önce, genleri DNA dan ayırarak başka bir canlıya yerleştirebileceklerini
keşfettiler.Bu işlemi 1996 yılında ilk transgenik ürün olan “flour savr domatesi”
üzerinde denediler.Bunu sırayla mısır, pamuk ve patates izledi.

Peki GDO’ lu ürünlerin zararları nelerdir?

Herşeyden önce doğal değiller… GDO’lu ürünlerin polenleri arılar, kuşlar, böcekler
ve rüzgar gibi etkenlerle normal yöntemlerle üretilen ürünlerde de değişikliğe
yol açabiliyor. Bu ürünler bir sonraki aşamada GDO geni taşıyor. Milyonlarca
yılda oluşan doğal türler, birkaç yıl içinde yok olup gidiyor. Ve böylece biyolojik
çeşitliliğe zarar veriyor.

GDO’ lu ürünler; bu ürünleri yiyen birçok yararlı böcek türünün de yok olmasına
ve yabani otların türemesine neden oluyor. Araştırmalar sonucu uğur böcekleri
üzerinde öldürücü etki yaptığını ve sayılarında ciddi bir azalma olduğunu,
pamuk koza kurdunun ise direnç kazandığını ve kontrol edilemeyecek hızla çoğaldığını
ortaya koyuyor.

Özellikle GDO’ lu soya ve GDO’ lu mısır, çok geniş bir yelpazede tüm gıda
zincirine giriyor. Sadece GDO ‘lu mısırdan üretilen yan ürün sayısı 700 iken
GDO’lu soyadan üretilen yan ürün sayısı 900’ü buluyor.

GDO’ lu soya içeren ürünler; sucuk, salam, sosis gibi kırmızı et ürünleri,
et suyu tabletleri, fındık-fıstık ezmesi, çikolatalı ürünler, unlu mamüller,
süt tozu, hazır çorbalar ve hayvan yemleridir.

GDO’lu mısır içeren ürünler; nişasta bazlı tatlandırıcılar, gazoz, kola, meyve
suları, mısır yağı ve bebek mamalarıdır.Bunların yanında patates, domates,
pirinç, buğday, kabak, ayçiçeği, yerfıstığı gibi ürünler de GDO’ ludur.

Sağlığımız üzerindeki etkilerine değinecek olursak, başta kanser olmak üzere
birçok hastalığı tetikliyor.Allerjiye neden oluyor.Antibiyotiklere karşı direnç
gelişirken, bağışıklık sistemimizin çökmesine neden oluyor.

Dünyada GDO’ lu ekim alanları 1.7 milyon hektarken 14 yılda bu alan 148 milyon
hektara ulaşmıştır. Gelecek yıllarda bu oranın daha da artacağı öngörülmektedir.

Ülkemiz daha önce tarımsal üretim açısından kendi kendine yetebilen dünyanın
sayılı ülkelerinden biriydi, aynı şekilde hayvan sayısı bakımından dünya da
önemli yere sahipken bugün ithal eder duruma gelmiştir.Kısacası çeşitli nedenlerle
Türkiye’de tarım ve hayvancılık çökmüş ve çiftçide zor duruma düşürülmüştür.

İstenmeyen durumlara kolay müdahale edebilmek amacıyla ürünlerin genetiklerini
değiştirerek lezzet, besleyicilik ve dayanıklılık gibi özelliklerini geliştirmeye
çalışıldı. Para kazanmak uğruna insanlığın geleceği hiçe sayıldı. Ne yazık
ki doğal yapılarında değişiklik yapılan bu ürünlerin ilerde, canlı sağlığı,
biyolojik çeşitlilik ve ekolojik dengeye verdiği zarar, görmezden gelindi.

Ve yeryüzü, doğal çeşitliliğe zarar vererek tür zenginliğinin yok olmasına
yol açan GDO’lu ürünlerin yayılarak yaratacağı daha büyük tehlikelerle karşı
karşıya…

Bugün Almanya, Fransa, Avusturya, Macaristan, Yunanistan, Lüksemburg gibi
Avrupa birliği ülkeleri GDO’ lu ürünleri kısıtlar ve kullanımından tüketicinin
haberli olmasını koşul koyarken, Türkiye’ de tarım bakanlığı GDO’ lu ürünlerin
ticaretini hem denetsiz, hem de sınırsız serbest bırakmıştır.

Türkiye’nin bugün en önemli sorunları işsizlik, geçim sıkıntısı, yolsuzluklar
ve sağlıkken iktidar ve yandaş medya halkın dikkatini başka alanlara çekmek
için akıl almaz oyunlarla yasaları hiçe sayan yapay gündemler yaratıp böylece
halkın gerçek sorunlarını unutturmaktadırlar.

İnsan soyunun devamını, gelecek kuşaklarının sağlığını ve Türkiye’ nin doğasını
bozacak olan GDO’lu ürünlerle ilgili konuşan yok!

Oysa son yıllarda başta kanser, kötü beslenmeye bağlı hastalıkların arttığı
gözlenmektedir. Gerçeğin ortaya çıkmaması için kötü beslenmeyle bu hastalıklar
arasındaki bağlantıyı arayan hiç bir ciddi soruşturma yapılmamakta, istatistik
tutulmamaktadır. Ama gerçek apaçık: Hastalıklı kuşaklar yaratılıyor. Bu tehlikenin
önlenmesinde sağlıklı ve bilinçli beslenmenin de bir eğitim konusu olduğunu düşünüyorum.