KÖR KARANLIKTA KELEBEK OLMAK

“Sayın Kırıkkanat,

İsmim Gökşen Sevdeğer. Siz beni tanımazsınız ama benim sizinle tanışıklığım taa küçüklüğüme dayanır… Yanlış hatırlamıyorsam ortaokul sıralarımdı. Ben okulda kompozisyonlarıyla ünlü, edebiyat aşığı bir genç kızdım.

Bir gün, o dönem yazılarınızı paylaştığınız bir gazetede makalelerinizden
birini okuyordum. Bizim evde ne yazıkki gazeteler ya çaydanlık altlığı ya da
sofra bezi olarak kullanılırdı. Bense ucundan köşesinden kurtardığım gazete
sayfasının, sizin yazınızı içeren kısmını gizli gizli okuyor, bana çağrıştırdıklarını bir kenara not alıyordum… Asla unutmam o yazınızı, yıllar geçti başlığı hala aklımdadır: "Kader Mavisi Keder"…

O dönem, okuduğum ve yazdığım için utanmam gerektiği iddası ile beni suçlayan ailemin zihnimde bıraktığı soru işaretlerini dağıtıp, ruhumda açtığı yaraları birbir tedavi ettiği için olabilir hafızamdaki yeri… 

Battaniyemin altında, cılız bir el feneri ışığında gizliden gizliye okuduğum
yazılarınız, itiraf etmeliyim ki, sonrasında yine gizli gizli yaptığım üniversite
başvurularımda, peşimi bırakmayan ataerkil geçmişimle olan mücadelemde ve kadın olmanın bu denli zor olduğu bir ülkede ayakta kalmam konusunda bana hep yardımcı olmuştur. Bu, Mardin’den İstanbul’a uzayan koskoca bir öyküdür aslında ve o yüzden kısacık bir maile sığdırılması da epeyce güçtür… 

Belki çocukluğunda ve ergenlik döneminde derin izler bıraktığınız bu genç
kızı biraz olsun merak edersiniz diye CV’mi ekledim gönderdiğim bu e-maile… Vesile olduğunuz güzellikleri ve başarıları, sırf size olan minnetimi ve vefa borcumu düşünerek mütevazilikten uzak uslubumla yine size sunmak istedim. Fakat üzülerek söylemeliyim ki üniversiteye kadar yakaladığım, sayısız birincilikler, burslar ve ödülleri kapsayan akademik başarım, devamında gelen sosyal ve kültürel etkinliklerdeki liderliğim dışında yapayalnız kaldı. Sektöre yönelik girişimlerimin ‘referans’ adı altında süslenmiş dallı güllü ‘torpiller’ tarafından önü kesildi.

Ben, sizden ilk defa yardım istiyorum Mine Hanım… Yazılarınız yeterince
ışık oldu yoluma, kendimi keşfetmemi sağladı, bana güç verdi, yaptıklarımın
kötü şeyler oldukları için değil bir şeyleri değiştirdiği için insanları rahatsız
ettiğini görmemi sağladı. Yine de sizden bir kez daha bana el uzatmanızı istiyorum…. Ben, düşüncelerimi, sizin gibi, kitlelerle paylaşmak istiyorum… Okuduklarımı onlar için yorumlamak, eleştirilerimle eleştirilmek ve bu sayede kendimi ve kalemimi yenilemek istiyorum. 

Yazılı ve görsel medyadan bir çok isim, özgeçmişimi, hatırı sayılır bir referans ile yanlarına gitmediğim için okunmaya değer bulmadı. Bu konuda beni yönlendirirseniz ve hikayemi dinlemek için on dakika bile olsa bana zaman ayırmayı kabul ederseniz size çok minnettar olurum…

Sevgi ve Saygılarımla.”

goksensevdeger@gmail.com

***

Yukardaki mektubun, bir yazarı nasıl duygulandıracağını tahmin edersiniz,
sevgili okurlarım. Ama benim içimde ne fırtınalar estirdiğini, vicdanımı nasıl
bir sarsıntıya savurduğunu bilemezsiniz…

Bir yanda, güzel bir kelebeğin kendisini koruduğu kadar boğan kozasını kırıp
kanatlarını açmasını sağlamanın sevinci, öte yanda uçmasını engelleyen pencereleri ona açamamanın çaresiz yeisi…Dağıldım.

Gökşen’in salt yerli değil, yabancı ödüllerle dolu özgeçmişini okusanız, siz
de ağlarsınız. Üstün nitelikte olmak için çalışan ve başarı kazanan gençlerimizi, hak ettikleri yeri açmayan niteliksiz nicelerin egemen olduğu bu toplumda, “hak edilen” başarıya özendirmenin doğruluğundan emin değilim. Hele kanatlarını açmadıkları, uçmadıkları ve ancak erkek egemenliğine boyun eğdikleri ölçüde yaşamalarına izin verilen genç kızları… Ama bugün eğdirilen incecik boyunların yarın acımasızca kırılacağını bilen bizler, yine de güzel kelebeklerin özgürce kanat çırpması için mücadeleye devam edeceğiz.

“Kendisini akıllı sanan kadın, eşitlik ister. Akıllanan kadın, eşitlikten
vazgeçer.”
COLETTE

«G» NOKTASI

9 Mart’ta Kaliforniya’daki Redondo sahilini milyonlarca ölü balık kapladı. Denizin üstünde 20 santimlik bir tabaka oluşturan cesetlerde kimyasal atık izine rastlanmadı ve uzmanlar, ilk kez bu çapta bir toplu ölüme neden olan “şey”i açıklayamadılar.

11 Mart’ta Japonya’nın Sendai kenti, bilinen tarihin en büyük beşinci depremiyle sarsıldı ve 8,9’luk afetin yarattığı tsunami, Japonya’dan saatler sonra pek çok ülkeye ulaştı.

“Bir Gün Gece”yi yazmak için depremlere ilişkin özel bir duyarlılık geliştiren bana göre, Redondo sahiline vuran, adeta soykırım ölçeğindeki ölü balık yığınlarıyla iki gün sonra Sendai’yi vuran muazzam deprem arasında bir bağlantı var.

Kuzey Pasifik Okyanusu, 6 Mart’tan bu yana 4 ila 5 derecelik depremlerle sarsılıyordu. Toplu balık ölümlerini, Japonya açıklarındaki 8,9’luk deprem öncesi yerkabuktan denize sızan yüksek oranda radon gazına bağlamak olası. Acaba ölü balık sürüleri, gelecek büyük depremin habercisi miydi?