TANI BUNLARI TANI DA BÜYÜ!

20.03.2011 tarihli Radikal Gazetesinin Radikal İki bölümünde E.Fuat Keyman’ın
“Yeni CHP de kaçan fırsatlar” başlıklı bir yazısı yayınlandı. Yazar, siyaset
bilimci ve profesör unvanına sahip ve liberal sol görüşlü olarak tanınıyor.

Fuat Keyman’ın Radikal İki de yayınlanan yazısını konu edişimiz, kesinlikle,
yazıyı anlam ve içerik olarak önemli bulduğumuzdan değil. Yazıyı; kendisini
solcu / demokrat olarak tanıtıp bilgiçlik taslayan bu tür “liberal aydınların”,
iktidar dalkavukluğunda geldikleri yeni aşamaya iyi bir örnek olması bakımından
ele alma gereği duyduk.

Yazarın iktidar hayranlığı öylesine bilinçaltına işlemiş ki, yazısında, CHP’yi
över gibi yaparken dövüyor, akıl verir gibi yaparken aşağılıyor, hiçbir olgu
ve veriye dayanmadan bilimsel kestirimlerde bulunuyor, ele aldığı konuda (Türkiye
AB ilişkileri) önemli bir sorumluluğu olmayan CHP’yi AKP’nin yapamadıklarından
sorumlu tutan sağlıksız bir mantıkla bilimsellik taslıyor.

Yazar şöyle diyor: “… 12 Haziran 2011 seçimlerini de, büyük bir olasılıkla,
güçlü çoğunluk hükümeti kuracak bir oy oranıyla kazanacak AKP Türkiye’yi iyi
yönetmekte aynı başarıyı gösteremiyor. … AKP seçim kazanma ile iyi toplum yönetimi
arasında doğan bu ikilemi çözemiyor.” Yazarın ikilem dediği şey, Türkiye’nin
temel sorunları. Daha sonra CHP’ye gelelim diyerek sopayı ele alan yazar, şimdiden
kestirimlerde bulunuyor. “Yeni CHP üzerine umutlar azalıyor. Yeni CHP’nin enerjisini
ve çalışmasını seçim kazanmaya yoğunlaştıracağı, yaşadığımız ‘zayıf muhalefet
sorunu’nu çözeceği, AKP ile arasındaki oy farkını azaltarak siyasi alanı daha
dengeli bir duruma getireceği ve böylece 2011’de olmasa bile, sonraki seçimlerde
AKP ye alternatif olabileceği üzerine düşünceler zayıflıyor. Türkiye, büyük
bir olasılıkla 13 Haziran 2011 sabahına güçlü AKP hükümeti ve zayıf muhalefet
yapısıyla uyanacak.” Dedikten sonra, “En önemlisi tüm bu sonuçlardan, Kılıçdaroğlu
liderliğindeki ‘Yeni CHP’ söylemi ve oluşumu sorumlu olacağı için, CHP bir
kere daha kendi iç kavgasına geri dönecek. … CHP Türkiye’ye de büyük zarar
vermiş olacak.” Yazının bundan sonraki kısmında, dozunu artıran bir şekilde,
CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’ye ne kadar zarar vereceği ballandırılarak
anlatılıyor.

İnsanın aklına hemen Hoca’nın “Hırsızın hiç mi suçu yok!” diyesi geliyor ama
ne mümkün! Suçlamaların arkası kesilmiyor: “ … bu gün demokrasiye, şiddete
uğrayan kadınlara, tehdit altındaki Kürt aydınlara, başta gençler olmak üzere
işsizlere ve yoksullara, Türkiye’nin AB projesine, basın özgürlüğüne ve hukukun
üstünlüğüne …” sahip olamamaktan kaynaklanan sorumluluk kime ait? Yetmedi,
ODA TV bağlantıları, ODA TV de çalışan bir gazetecinin CHP üst yönetimi ile
neden görüştüğü, bilinen tutukluları çağrıştırarak seçimlerde aday gösterilmeleri
olacak şey değil, yazara göre. Sonunda bakla ağzından çıkıyor yazarımızın,
“Böyle sorunların ya da kafa karışıklığı üreten haberlerin konuşulduğu ortamda,
ne söylem ve vizyon temelinde yeni olan bir CHP den, ne de CHP’nin seçim başarısı
elde etmesinden konuşmak mümkün.”

Eğer yazar, CHP’ye gerçek duygularla önem veren, önemseyen bir geçmişe ve
kişiliğe sahip olsa idi, seçime gidilirken aradığını bulamamaktan kaynaklanan
düş kırıklığını biraz abartılı olarak dile getirmiş diye düşünürdük. Ama öyle
değil. Son dönemde yaşananlar, “bu tür aydın ikiyüzlülüğü”nü bütün çıplaklığıyla
ortaya koyduğundan olacak, soldan dönme bu “aydınlarda” mahcubiyet duygusu
belirmeye başladı. Fakat yine de, iktidarın, size artık ihtiyacımız yok, demesine
karşın, işbirlikçi yandaşlıklarından bir türlü vazgeçemiyorlar. CHP’yi önemsermiş
gibi yapıp, “ne yapalım, işte görüyorsunuz, AKP ‘den başka seçenek yok,” demeye
getirerek topluma umutsuzluk aşılıyorlar.

Ele aldığımız yazıda yapılan budur. Baştan sona kendisini ele veren bir açıklıkla,
iktidar yandaşlığı sergileniyor, CHP üzerinden AKP ye mesajlar gönderiliyor…

Biz elbette CHP savunuculuğu yapmıyoruz. Kendilerini demokrat ve solcu olarak
tanıtan bu tür entelektüel “aydınların” neye ve kime hizmet ettiklerini ortaya
koyması bakımından güzel bir örnek oluşturduğu için ve konusu itibariyle de
CHP üzerinden seçeneksizlik ürettiği, egemen sınıf hizmetçiliği yaptığı, gericiliğe,
sömürüye ve hukuksuzluğa hizmet ettiği için bu yazıyı ele aldık.

Bilindiği üzere, üretim araçlarını elinde bulunduranlar, zihinsel yapımızı
oluşturan ve denetleyen araçları da ellerinde tutarlar. Bu nedenle, toplumun
düşünce hayatı, genel olarak, egemen sınıf ideolojisinin etkisi altındadır.

Toplumsal dönüşüm ve değişimin derinliğine yaşandığı dönemlerde, kitlelerin
zihni bulandırılır, kafası karışır. Böylesi dönemlerde, kafası karışık ‘aydınlar’
da nedense çoğalır. Piyasa özgürlüğünü ve egemen sınıf ideolojisini entelektüel
bağımsızlık adı altında savunanlar ortaya çıkar. İktidara dalkavukluk yapan
bu gibi kişiler, kitle iletişim araçları aracılığıyla, topluma önemli birileriymiş
gibi takdim edilir. Sonra, sistematik ve ideolojik bir deformasyon, bu kişiler
aracılığıyla topluma dikte ettirilir. Kapitalist sistemin mantığına uygun bir
alış/veriştir yapılan. Bu alış/veriş, özgürlük, demokratlık ve bilimsellik
adı altında gizlenir. Egemen sınıf, kendi ideolojisini yayarken, kamuoyu oluştururken,
muhalefeti ve solu denetim altına almak isterken, birçok yöntem yanında, muhalif
kesimlere yakın işte bu tür ‘aydınları’ kullanır. Kitleler, unvanlarına, bulundukları
kurumlara ve konumlarına bakarak gerçek yüzlerini ve amaçlarını bilmediği bu
kişilerin etkisinde kalır.

Uzunca bir süreden beri kamuoyu oluşturmada bu gibi kişiler etkin rol oynuyorlar.
Bilerek ya da bilmeyerek toplumun aklını çeliyorlar.

Ama artık gün döndü. Toplumun bilinci berraklaşıyor.

Hayatın devrimci pratiğine ters düşerek yalpalayan, iktidarın dahi artık kendilerine
ihtiyaç duymadığı kafası karışık aydınların çıplak yüzlerini topluma göstermek
gerekiyor.

Şairin dediği gibi, “… Tanı bunları, tanı da büyü!”