DUA, BEDDUA VE FAHRENHEİT

Küçük kasabanın birindeki caminin tam karşısında arazisi olan adam, bir gece kulübü inşa etmeye başlamış. İmam ve cemaat buna şiddetle itiraz etmişler. Ancak mal sahibinin kendi arazisi üzerine istediği türde işyeri açmasına da yasal olarak karşı çıkamamışlar.

Tüm cemaatin tek yapabildiği şey, imamın öncülüğünde bu gece kulübü için her gün beddua etmekten öteye geçememiş.

İnşaat ilerlemiş ve açılışına birkaç gün kala, her nasılsa şiddetli bir yıldırım
düşmesi sonucu gece kulübü yerle bir olmuş.

Caminin cemaati olaydan duydukları büyük memnuniyeti saklamaya gerek görmemiş.

Gece kulübü sahibi adam cami imamının ve cemaatin doğrudan ya da dolaylı olarak gece klübünün yıkımından sorumlu oldukları gerekçesiyle camiye karşı tazminat davası açmış.

Cami imamı ve cemaat, savcılığa verdikleri savunmalarında bu konuda herhangi bir şekilde sorumlu tutulmalarına şiddetle itiraz etmişler.

Bu olayın kendi dualarından dolayı meydana gelmiş olabileceği iddiasını da kabul etmemişler.

Gerekli tüm belgeler tamamlanıp mahkeme günü geldiğinde hakim dosyayı dikkatle incelemiş ve taraflara dönüp:

“Bu konuda nasıl bir hüküm verebileceğimi bilmiyorum,” demiş.
”Ancak dosyadaki tutanaklara bakarsak ortada tuhaf bir durum var. Taraflardan birisi duanın gücüne inanan bir gece kulübü sahibi, diğeri ise duanın gücüne kesinlikle inanmayan bir imam ve cemaati!…

***

FAHRENHEİT, anglosakson ülkelerinde kullanılan ısı ölçüsü olup, bu ölçüde
451’inci kademe, bir kitabın yandığı sıcaklık derecesidir.

Ray Bradbury, FAHRENHEİT 451 adlı bilim kurgu romanını yazdığında 25 yaşındaydı. 1952 yılında yayınlanan roman, belirsiz bir gelecekte kitapların insanlık için “yıkıcı” sayılması üzerine kurgulanmıştır. Totaliter bir devlette, okumak yasaklanmış ve kitaplar, bu iş için özel eğitilen “çakıcı itfaiye” birlikleri tarafından yakılıyordur.

Çakıcı Montag, kendi birliğinin en deneyimli kitap yakıcılarından biridir.
Yaşamından hoşnut ve yaptığı işin doğruluğundan emindir. Ta ki güzel komşusu Clarisse’in kendisine yönelttiği varoluşcu sorularla karşılaşıncaya kadar… Başlangıçta, genç kadını “bir tahtası eksik” diye değerlendiren Montag’ın düşünceleri, tanık olduğu korkunç bir sahneyle değişir. Kitaplığını sakladığı ortaya çıkan yaşlı bir kadın, evini terketmeyi reddederek kitaplarıyla birlikte yanmayı yeğleyince, Montag düşünmeye başlar. İnsanların yok edilmelerine bunca direndikleri kitaplarda, cayılmayacak ne vardır?

Çakıcı Montag, gizli gizli okumaya başlar. Kendisini « suçüstü » yakalayan
karısı tarafından ihbar edilince, kendi evini yakması emredilir. Montag, elindeki alev makinasını birliğin komutanına çevirir ve kaçar. « Kitap insanları »nın, başka bir deyişle « okurların » gizlendiği ormana sığınır. Bu insanlar, « suç kanıtı » kitapları yok etmeden önce, tek tek ezberlemektedirler… Montag, yasadışına düşen kitap okurları arasında komşusu Clarisse’e rastlar ve o da bir kitabı ezberlemeye başlarken, roman biter.

***

Tarih, Antik Çağ’dan günümüze dinlerin ve despotların, herzaman « topluma
zararlı » oldukları gerekçesiyle ve daima « toplum yararına » yaktıkları kitaplar, yıktıkları kitaplıklar, yok ettikleri düşünce yapıtlarıyla dolup taşar, sevgili okurlar.

Heinrich Heine, « Kitapların yakıldığı yerde, insanları da yakarlar,» derken
yanılmamış, Naziler önce meydanlarda kitapları, ardından gaz odalarında insanları yakmışlardır.

Günümüz Türkiye’sinde kitap, daha basılmadan, yayınlanmadan, sanal ortamda imha edildiğine göre, tuhaf bir durumla karşı karşıyayız:

Taraflardan biri, kitabın gücüne inandığı için imha eden bir cemaat , diğeri
cemaatin gücüne inandığı için imha edilen bir kitap…

Üstelik, hiç olmazsa aklımızı bu hışımdan korusun diye gidebileceğimiz tarafsız bir yargı organı bile yok!

"Bana birinin üç satır yazısını verin, size onu astıracak gerekçeyi
vereyim !"
RİCHELİEU

«G» NOKTASI:

SAATLİ MAARİF*
göz göre göre yitirdin
helal süt emmiş gerçeklerini
söz vere vere bitirdin
kadir kıymet bilenlerini

sana baştan demişlerdi
kendin ol, gerçek ol, tek ol diye
seni çoktan silmişlerdi
çıkarcı, taraflı, bencilsin diye

yanıldığın hayat
bunaldığın hayat
sabrına yenilen kavgalardır!
darıldığın hayat
suç olduğun hayat
dişinin kovuğunda lokmalardır!

kaçırdığın hayat
kuruttuğun hayat
saatli maarife yazılandır!
acıttığın hayat
sır olduğun hayat
aynada kalbine yansıyandır!

*NERHAN HEPŞEN’in söz ve müziklerini yazdığı “Bi’Özet Bu” adlı taptaze albümünden alınmıştır.