BATI CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK

Banliyöleri dahil Paris’i (2723 km2) ikiye katlayan İstanbul’da (5170km2)
yaşamı basitleştiren herşey değerli. Ama Paris’te ekmekten süte deli danalar
gibi koşturan ve arabası olmayan naçiz yazarınız için bir telefonla hemen her
türlü ihtiyacın eve gelmesi, İstanbul’un en rahat yanı.

Sabah kapıyı açtığımda, bakkalın sevimli çırağını ilk kez, getirdiği gazeteleri
okurken buldum karşımda. Başını kaldırıp desteyi uzatırken, “Abla, bunlar dünyanın başına bela be!” dedi. “Baksana, Irak’a da böyle saldırmışlardı, sıra Libya’da…”

Söylemek isteyip toparlayamadığı düşünce, diktatör Saddam’ı devirip demokrasi getirmek için saldırdıkları Irak’ta milyonlarca kişiyi hacamat edenlerin, aynı gerekçelerle Kaddafi’yi hedef alıp Libya’yı vurmalarıydı.

Gazetelerin baş sayfalarına göz atarken, birden dank etti kafama: BM kararıyla Libya “müdahale”si, Çanakkale Zaferinin yıldönümünün ertesi günü başlamıştı. Raslantıya bakınız ki 96 yıl önce Çanakkale’de Osmanlı İmparatorluğu’na saldıran “itilaf devletleri”yle, bugün Libya’ya saldıran koalisyon hemen aynı takımdı! Zamanı aynı düzlemde düşünecek olursak, adeta Çanakkale’de yenildikleri savaşa, ertesi gün Trablus’ta başlamışlardı…

1915’te Ege Denizi’nden çıkıp gelen savaş gemileriyle Gelibolu’yu bombardımana tutan Batılı koalisyon, İngiltere, Fransa, Avusturalya ve Yeni Zelanda’dan oluşuyordu. Trablusgarp ve Bingazi’yi havadan/karadan bombardıman altına alan ittifakta ise Avusturalya ile Yeni Zelanda’nın yerini, hepsinin başını çeken ABD almıştı. Çanakkale’de Fransızların Türklere karşı dövüştürdüğü Afrikalı Müslümanların rolünü de 2011’deki Libya müdahalesine destek veren Orta Doğu’lu Arap ülkeleri üstlenmiş oluyordu!

Aradaki 96 yıl, bilişim dilinde “zip”lenip yapıştırıldığında, iki savaş tıpatıp
değil, birbirinin akılcı devamı olup, ne mantığı değişmişti, ne gerekçeleri…

Gelibolu yarımadası üstünden Çanakkale Boğazı’na saldıran koalisyonun niyeti, Marmara’ya açılıp Konstantinopolis’i –nihayet- can çekişen Osmanlı’dan geri almaktı. Gerekçesi, kızılların salladığı beyaz Rusların yardımına koşmak, imparatorluk Rusya’sını kurtarmak.

Libya’daki niyetleri, fazlasıyla büyük bu ülkeyi kendileri tarafından daha
kolay yönetilir birimlere parçalamak ve petrolü bölüşmek. Gerekçesi, elbette
öldürdüklerinden sağ kalan halkın görünüşte kendini seçim meçimle yönetmesi, yani demokrasi. Bu zavallı ülkede İngiliz, Fransız ve Amerikalı gizli servis ajanlarının aylardır motive ettikleri ve gerilla savaşı öğretmek için göbeklerinin çatladığı isyancıların, dövüşmekten çok konuşmaya eğilimli savaşçılıklarına bakınca, katıla katıla gülmemek gerçekten imkansız!

Türkiye’nin tarihini bilenler için Libya müdahalesi, bir “deja vu” olayı.
Zaten bilmiyenler bile toplumsal bellek kalıntılarında adını koyamadıkları
bir rahatsızlık damıtıyorlardır, herhalde.

Aynı müttefiklerin Çanakkale’deki yenilgisinden Libya’da beklenen zaferine,
Afganistan’da olanlar ve belki İran’da olacaklar hariç; arada attırdıkları
Irak “müdahale”si ve sıradaki demokrasi bombardımanları, aslında Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki Osmanlı mirasının yeniden paylaşımı. Libya’ya saldırı kararında NATO’nun devre dışı bırakılıp meşruluğa BM’nin dayanak alınması,  Türkiye’yi devre dışı bırakmak içindi. Şimdilik başardılar.

Oysa Türkler bu ülke için kanlarını vermişlerdi.

Düşünün ki Mustafa Kemal Atatürk’ün şehla bakışlı o güzel gözü, 1911-1912
arası İtalyanlara karşı Trablusgarp savunmasında bir şarapnel parçasıyla görme yeteneğini yitirmişti!

Ama Çanakkale’deki itilafçılar, Libya’daki petrolü bu ülkede tarihsel bir
ağırlığın yanısıra hepsinden çok yatırımı olan Türkiye’yle elbette paylaşmak
istemez.

Gerçek şu ki 1915’ten 2011’e, “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok”![1]

Emperyalist yerine küresel kapitalist deyin, devletleri çıkar gruplarına göre
“itilaf” ya da “ittifak” diye ayırın, birleştirin, ekleyin, çıkarın… Hiç
bir değişiklik olmadığını, eskinin yeni, yeninin eski yerine oynadığını göreceksiniz. Hasımlar da belli, takımlar da!

*Erich Maria Remarque’ın Birinci Dünya Savaşı’na dair romanı, 1929.

“Bir savaşın ilk kurbanı, Gerçek’tir.”
RUDYARD KİPLİNG

«G» NOKTASI:

Batı ittifakının Libya’yı ele geçirmekten yakın erimdeki amacı petrol ve gaz, orta erimde Afrika haritasını yeniden çizmek. Dünyanın gelecekteki sorunu besin sıkıntısı, dolayısıyla sulanabilecek verimli toprağa ihtiyaç var. Afrika, yeryüzündeki en geniş “kirlenmemiş” toprak alanı. Libya’nın sınır komşusu ve susuzluktan kırılan Sudan’da, şaka gibi gelecek ama, yakın zamanda dünyanın en büyük tatlı su rezevleri bulundu! Bildiğiniz gibi Sudan’da kısa süre önce Müslümanlarla Hristiyanların barış içinde ayrışacakları bir anayasa oylandı, yani ülke Kuzey ve Güney diye bölünecek. Eh, Batılılar da Libya’nın çok büyük olduğunu, bölünerek daha kolay yönetileceğini dillendirmeye başladı. Kısacası, gözümüzün önünde yeniden biçimlenen bir kıt’a var…