GÜLEN VE AĞLAYAN UMUTLARIMIZ

Bordeaux, Fransa’nın varsıl bir kentidir. Paris’in varlığına kıyasla, « Devlet
başkenti oradaysa,  şarapçılık başkenti de Bordeaux’da ! » dedirtir ve zaten
dünyanın en fiyakalı şaraplarına da adını verir.

Nisan ayı için erken sayılacak bir yaz güneşi altında vardığım Bordeaux Kitap
Fuarı’nda, diğer davetlilerle sohbet ederek katılım dosyamı almak için sıra
bekliyordum. Adımın nasıl yazıldığını soran bir gazeteciye, « Fransızca’da
mayın gibi… » derken, önümdeki yazarla ilgilenen görevli,  yerinden fırlayıp,
« Hoşgeldiniz Mine Kırıkkanat, sizi sabırsızlıkla bekliyordum ! » demesin mi ?
Şaşkınlıkla baktım, gözlerinin içi gülen güzel bir genç kadın. Yanıma geldi,
sarıldık, öpüştük. Türkçeyi hem çok güzel, hem de Karadeniz şivesiyle konuşuyor. Saç ve göz renkleri de tutuyor, önce bizim ellerden kopup gelmiş Temel ve İdris’lerden, ikinci kuşak Türk sandım. Değilmiş. Bordeaux’nun civarından, yedi göbek Sablons’lu bir Fransız doğmuş, ama kendi deyişiyle « Laz kızı » olmuş !

Ben daha bizim Karadeniz’le Fransa’nın Atlantik Okyanusu’na hısım Sablons
arasındaki kız alışverişini tam çözemeden, adının Claire Lajus olduğunu öğrendiğim hatun, cıvıl cıvıl bir sesle : « Gamze de akşam gelecek sizi görmeye ! » diye müjdeledi. « O da mı Laz kızı? » dedim. « Evet, o da annesi Amasya’lı, babası Erzurum’lu Laz! » demesin mi ?

***

Gerçekten de kaşları yay, gözleri kemençe, endamlı bir esmer güzeli çıkıp
geldi, gece : Gamze Karslı.

Gamze ile Claire’in öyküsü, birbirinin ufkunu açan iki gencin örnek dostluklarından öte, kız çocuklarının eşit fırsat verildiğinde devirdikleri dağlar, aştıkları sınırlar ve kazandıkları başarılar dizini.

Fransa’da Fransızca Dili ve Edebiyatı okuyan Claire Lajus, 2004 yılında AB’nin
Comenus programı çerçevesinde, Türkiye’ye Fransızca dil eğitmeni olarak gelmiş. Samsun Ondokuz Mayıs Üniversite’sinde Gamze Karslı ile arkadaş olmuşlar.

Gamze’nin dört yıl süren İstatistik Bölümü öğrenciliği sırasında, birbirlerine
Türkçe ve Fransızca öğretmişler. Derken Claire, anayurduna dönüp Bordeaux Üniversitesi’nde Çağdaş Edebiyat üzerine Master hazırlamaya başlamış. Ya Gamze ? Üniversiteyi bitirir bitirmez önce Fransa’nın TSF diye anılan dil sınavını, ardından Bordeaux Üniversitesi’nde Biyoistatistik Master’ı yapmak hakkını kazanmış mı size ?

***

Henüz yirmili yaşlarında olmalarına karşın, başarılarıyla sınırları aşıp ufuklarını genişleten iki genç kız, kendi alanlarında 2.Master’larını bu yıl bitirip, « doktora » yapmak hazırlağındalar. Claire, akademisyen kariyerinin yanısıra, başta Özdemir İnce, önemli ozanlarımızın şiirlerini Fransızcaya çeviriyor.              

Gamze’ye « Biyoistatistik ne demek ? » diye sordum. İnsan sağlığı üzerine
yapılan istatistik çalışmalarıymış. «Örneğin benim 2.Master’ım biyoistatistik
uzmanlığı dalında kamu sağlığı, » dedi. Epeyce karışık bir iş olduğu belliydi,
üstelemedim. Gamze’nin hayali, doktoradan sonra Türkiye’ye dönüp biyoistatistikçi gençler yetiştirmek. « Burada kalmak istemez misin ? » diye sordum. « Hayır, » dedi. « Ülkeme yararlı olmak istiyorum. Öylesine parlak gençler var ki, ellerinden tutsanız dünya çapında bilim insanları olurlar…»

***

Türkiye’de o pırıl pırıl gençlerin gözlerinin nasıl bağlandığını, yıllarca
çalıştıkları ve 21.yüzyılda « atlara » bile rêva görülmeyen bir yarışta, üniversiteye girebilme haklarının nasıl korkunç bir planla ellerinden alındığını, düşündüm Gamze’yi dinlerken…. Aileler, çocukları üniversitelere girebilsin diye etinden sütünden kesip, dünyanın hiç bir eğitim sisteminde olmayan dershanelere kürekle para öderken… Dershaneye gidemeyen kimi çocuklar intihar eder, gidenlerin gözlerinin feri sönerken çalışmaktan… Salt falancanın cemaat okullarından, filancanın cinnet dershanelerinden geçmiş  beyni bağlı gençler, kafası bağlı kızlar üniversiteye girebilsin diye uydurulan şifreleri,  kodları düşündüm.

Sen, ben, bizim dershane tezgahı ortaya çıktığında, düzeneğin tatmin edenle
tatmin olan bıyıklı tezgahtarları geldi, gözümün önüne.

İğrendim, sustum. Cumhuriyet’in son kızlarından Gamze’ye kendisi gibi gençler için beslediği umutlara cebren girildiğini, hileyle el konulduğunu söyleyemediğim için sustum.

"Civciv, horozdan öğrendiği gibi öter."
12.yy el yazması/Oxford, Rawlinson

«G» NOKTASI

Samsun, toplumsal anlamda İstanbul’dan daha uygar bir kent. Ne var ki Samsun’da cuma namazına giden bir arkadaşım, bu uygar kentte bile imamın, ahaliye «Karılarınızı dövebilirsiniz, ancak görünmeyen yerlerine vurun ! » diye öğütlediğini kulaklarıyla duymuş. Üstelik cuma hutbeleri ortak, yani bütün camilerde aynı « dersi » veriyor imamlar.

Böylece bazı imamlar ve kimi ahalinin de kadını niçin tesettüre soktukları anlaşılıyor : Dövdükleri kadının görünmez yerlerini arttırarak, kum torbasını genişletiyorlar. Gözler de peçelendiğinde, şampiyonluk garanti !

Kalıyor geriye, altındaki morluklara üstündeki kara çarşafın mı yakışacağı, yoksa mavi burkanın mı çürük mora daha uyacağı…