SAVAŞ BESİCİLİĞİNDE FANATİZM

Avignon, Türkiye’de yurtdışına açılmak isteyen tiyatro yazarları ve oyuncularının gayet iyi bildiği, tiyatroseverlerin de adını duyduğu bir Fransa kentidir. Çünkü her yıl uluslararası önemde bir tiyatro festivaline ev sahipliği yapar. Bu festival sırasında kentte salt tiyatro değil, her alanda sanat etkinlikleri düzenlenir, resim ve heykel sergileri açılır, sokak gösteriler yapılır. Her yıl onbinlerce insan, dünyanın dört bir yanından festivali izlemeye gelir. Dolayısıyla Avignon, herşeyden önce « sınırsız düşünce ve ifade özgürlüğü » demek olan sanatın dünyaya açıldığı bir kenttir.

Ne var ki Avignon, tarihe de Vatikan öncesi Papalık payitahtı olarak geçmiş,
Katolikler için kutsallığı yüksek bir diyardır.

İşte bu diyara kurulan Caumont Modern Sanat Müzesi, geçen pazar köktendinci Katoliklerin saldırısına uğradı.

Tıpkı dünyanın çeşitli ülkelerinde cuma namazından çıkıp Hz.Muhammed’in karikatürünü içeren Danimarka dergisinden alıntı yapan, Salman Rüşdü’nün Şeytan Ayetlerini yayınlamaya cüret eden yayınevi, dergi, gazete ya da herhangi bir «müstehcen » sergiyi basan, Afganistan’da bin yıllık Buda heykellerini « haramdır » diye kıran köktendinci İslamcılar gibi… Avignon’daki bağnaz Katolikler de pazar ayininden çıkıp modern sanat müzesini bastılar. Amerikalı sanatçı Andres Serrano’nun Hz.İsa ve dua eden bir papazı konu alan iki tablosuna saldırdılar. Müzenin korumalarını bağlayarak içeri daldılar, müze memurlarını da etkisiz hale getirdikten
sonra tabloları parçalamaya çalıştılar.

Günlerdir süren sokak gösterileri ve müzeye yöneltilen tehditler sonucu, «
Mucizelere İnanıyorum » adı verilen sergideki tablolar pleksiglas ardında sağlama alındığından, tornavida ve çekiçle, sınırlı bir tahribat yaptılar. Ama girişim gayet örgütlü olup, katolik ruhbanın parmak izlerini taşıyan bir « galeyana getirme » operasyonuydu.

Aslında kafayı tek bir tabloya takmışlardı : Hz. İsa’nın üzerine gerildiği
çarmıhı, idrar dolu bir bardağa batırılmış gösteren « Piss Christ » adlı kromaj
fotoğraf… Ama dua eden papaz ellerinden başka imge içermeyen bir başka tablo da galeyandan nasibini aldı.

Diyeceksiniz ki, Hz.İsa’yı çişe daldırmak da « müminlerin hassasiyetini rencide eden » epeyce provokatif bir sanat eseri. Müzeyi hedef gösteren katolik cemaat de saldırıyı böyle savunuyor zaten. Avignon Baş Papazı Cattenoz, « Fransa’da idrara daldırılmış bir Kur’an tablosu sanat eseri sayılsaydı, Müslüman müminlerden önce devlet ayağa kalkardı, »derken, doğru söylüyor. Katolik dernekleri, « Niçin aynı duyarlık ve kutsala saygı, bize de gösterilmiyor ? » diye soruyorlar. Haklılar.

Ne var ki bugün Avignon’da Katolikleri galeyana getiren « Piss Christ » tablosu, Fransa’da pek çok kent müzesinde 1987’den beri sergileniyor. Zaten Avignon müzesi tabloyu 2006 yılında da sergilemiş, hiç bir tepkiyle karşılaşılmamış… Tablo, aynı tablo. İnsan ister istemez, aynı Katolik müminlerde 1987’den 2006’ya görülmeyen hassasiyetin, 2006’dan 2011’e geçen 5 yılda nasıl ve hangi nedenle rencide olabilir keskinliğe ulaştığını merak ediyor.

Ben hariç.

Yuriçinde ve yurtdışında, yazılarımda ve konuşmalarımda, yıllardan beri, herhangi bir dine gösterilen duyarlığın, öteki dinlerin de duyarlığını tetiklediğini ve genelinde tüm dinlerin, özelinde de İslamcılığın Hristiyancılıkla basamak basamak, adeta birbirlerine altın beşik yaparak tırmandığını anlatmaya çalışıyorum. Etki tepki dengesidir bu : Laik ya da seküler Avrupa ülkelerinde azımsanamayacak bir nüfus oluşturan Müslümanlar arasında giderek artan İslamcı fanatizme, salt yakarlar, öldürürler, aman hassasiyetleri rencide olmasın diye gösterilen anlayış
ve verilen tavizler, elbette ki Hristiyan fanatizmini canlandırıyor. Ve kutsala
hassasiyetle birlikte, 20.yüzyılın başında zar zor, hatta çok kanlı hesaplaşmalar sonucunda iştahası bastırılan ruhban sınıfının devlet ve toplum üzerindeki etkinliğini arttırıyor.

Bu gidiş, hiç hayra alamet değil. Ve 21.yüzyılda, dincilikle birlikte ırkçılığı
körükleyen fanatik ayrımcılığın, Avrupa’da başlayıp dünyaya yayılacak bir din
savaşını tetiklemesi, hem de yirmi yıl içinde gerçekleşebilir bir olasılık.

"Fanatizmden barbarlığa tek adımda geçilir."
DİDEROT

«G» NOKTASI

Sanatçı ve yazar Bedri Baykam’ı yaralayan bıçaklı saldırganın, aslında cinayete teşebbüs olan suçu, hangi gerekçe ya da « düzenleme »yle işlediğini kestirmek hem zor, hem kolay.

Zor, çünkü zanlı Mehmet Ç. ruh hastası bile olsa, Bedri Baykam’ı Mehmet Aksoy’un heykelini savunuyor diye kurban seçmesi, üstelik Baykam’la birlikte Tuba Kurtulmuş’a da saldırması pek olası değil.

Kolay, çünkü bir sanat eserinin, sanattan hiç nasibini almamış devlet otoritesi tarafından «ucube » diye yıktırıldığı bir ülkede, sanatçının vurularak, bıçaklanarak yıkılması normaldir.

Bedri Baykam ve Tuba Kurtulmuş’a acil şifalar diliyor, kafayı yiyenlerin sardığı Türkiye’ye geçmiş olsun diyorum.