K’ANAL İSTANBUL

Çılgın ülkemden bir buçuk aylık ayrılığımı bitiren uçak gecenin içinden süzülüp İstanbul’a teker bastığında, geçen çarşambayı perşembeye bağlayan sabaha karşı ve AKP, seçim kampanyasının zirvesine oturttuğu “çılgın proje”sini yeni açıklamıştı.

Eve varır varmaz neyin nesidir diye televizyona zıpladım, kanalları zapladım,
bir baktım zaten tüm kanallarda bir kanaldır gidiyor… Kimi televizyon kanal
erbabının meğer lağımcılığı da varmış, -yanlış anlaşılmasın, “lağımcılık” tahkimat siperi ve tüneli açmak mesleğidir- ciddi ciddi en, boy, derinlik ölçüyor, ellerinde bir kazmaları eksik, dilleriyle sanal bir kanal kazıp içinde gemi yüzdürüyorlar.

Önce ekrandakiler kafayı sıyırttı sandım. Sonra baktım, “proce” sanal manal,
ama ciddi ve AKP önderliğinde, millet kafayı yemiş: Genel seçimlere bir buçuk ay kala, İstanbul’u bölecek kanal tartışılıyor!

***

Türkiye, 12 Haziran’da TBMM’ne Edirne’den Ardahan’a siyasi coğrafyasını temsil edecek milletvekillerini seçmek için sandık başına gidiyor. İşsizlikten açlığa, ekonomideki gelir dengesizliğinden dış açığa, ÖSYM rezilliğinden gençlere yapılan haksızlığa, hapisanelerde yıllardır yargılanmayı bekleyen “muhalif fikir” tutuklularından kısıtlanan kişisel özgürlüklere; bitirilen tarımdan tüketilen hayvancılığa, binlerce sorunu ve tek bir çözümü var bu ülkenin: Demokrasi.

Demokrasiyi içerdiği tüm özgürlük ve haklardan budayıp, salt seçimlere indirgeyen AKP iktidarının, Türkiye’nin tamamını ilgilendiren milletvekili seçimleri propagandasını İstanbul’a odaklaması, nasıl bir mantıktır?

Aslında soru saçma ve ben saçmalıyorum, AKP değil. 21 Ekim 2010’da Erdoğan’ın boyunu, Kılıçdaroğlu’nun soyunu tartıştıktan ve havuzlu havuzsuz villaları çatıştırdıktan sonra, “Güneydoğu’dan kadın getirin 4 evlilik yapın” çılgın procesiyle şahlanıp “taraf olmayan bertaraf olur” uyarısıyla Anayasa oylanan diyarda… Yerel belediye seçimlerinde, İstanbul seçmenlerine sunulması ancak düşünülebilir zihnisinir proce, elbette genel Türkiye seçimleri propagandasıdır.

Yerel belediye seçimlerini de Kıbrıs’ı Türkiye’den çözecek çılgın bir proce
kazandırır, herhalde!

Seçmenin kime, neye, niçin ve hangi beklentilerle oy verdiğini böylesine iyi
bildiği bir ülkeye “ileri demokrasi” gelmez de ne gelir, sorarım size?

***

Türkiye “ileri demokrasi” bekleyedursun, AKP İstanbul’u kanaldan götürmeye
aday, sevgili okurlar. Bu kanal, belli ki anallere girmeyi hak edecek boyutlarda olacak. Sakın terbiyesizleştiğimi, BTK’nın internette yasakladığı “anal” kelimesini kullandığımı sanmayın!

Bu “anal”, tıpkı “kanal” gibi Latince kökenli bir sözcük olup, önemli olayların
kaydedildiği “yıllık” demektir. Yorum ve yorumcu anlamındaki “analiz” ile “analist” de anal sözcüğünün türevleridir. BTK’nın “anüs”e bağlandığı için internette sansürlediği öteki “anal”dan farkı, bizim analin Latince yıl kavramı “anno”dan doğmuşluğudur. Anal’in, yazılı kültürü başlatmakta önemi öyle büyüktür ki, tarihteki ilk kronolojik eser, Tasitus’un Roma devlet kayıtları, Roma Analleri adını taşır.

Kanal’ın kökeni de oldukça ilginç: Eski Yunanca’da “kana”dan çıkıyor, Latince’ye “kanalis” olarak geçiyor, İtalyanca geniş boru demek olan “kanone”ye dönüşürken, diğer Latin kökenli dillere “kanal” diye yayılıp çubuk, kaval, içi boş tüp, su borusu anlamını kazanıyor. Tahmin edebileceğiniz gibi “kanalizasyon” da “kanal”ın türevi…

***

Gelmiş geçmiş en kunt uygarlıklardan biri olan Roma devleti, anal tutmayı
da kanal açmayı da çok iyi bilirdi. Öyle ki, tuttukları analler bugün tarih
eğitiminin temelini oluşturur ve su bentlerinden kanalizasyonlara, açtıkları
kanallar hem hala ayakta, hem de mimar mühendislik dersidir.

Eh, biliyorsunuz İstanbul da Roma İmparatorluğunun Doğu ve Batı diye bölünmeden önceki sonuncu başkenti. Büyük Konstantin’in emriyle ve sadece 5 yılda kuruldu, 11 Mayıs 330’da Nova Roma adıyla doğdu. Koca Roma ve Osmanlı parçalanıp göçtü, İstanbul mu ilelebet ayakta kalacaktı?

İstanbul’u nihayet parçalayacak kanal, tarih anallerine de K’anal İstanbul
diye geçecektir elbet.

“Sakal bilgeliğe yetseydi, tekeler Eflatun olurdu.”

YUNAN ATASÖZÜ

«G» NOKTASI

“K’anal İstanbul”un üstünü de kapatsınlar, geçecek gemiler yağmurda ıslanmasın. Hazır yarmışken toprağı, enini biraz daha geniş tutup k’analın iki yanına dönerci, köfteci dükkanları kurulsun, gelip geçen gemi personeli tabldottan bıkmıştır, epeyce tıkınır. İncik cıncık, hazır giyim, turistik eşya dükkanları da unutulmasın. Boğaz’dan geçerken durup alışveriş edemeyen gemiciler, böylece anayurttaki yakınlarına İstanbul hatırası da alır, k’analdan daha fazla döviz girişi sağlanır. Bittabi k’analın iç aydınlatılmasının şıkır şıkır olması gerekir. Her on metrede bir elinde lambayla dönen Mevlana heykelleri dikilmesini öneriyorum. K’analın tavanına elli metrede bir tesettür giyim, futbol takımları, GSM operatörleri vb.nin sponsor olacakları devasa fiyonklar atılması, kapalı bir mekandan geçildiğini unutturacak ve gemi çalışanlarında gerdeğe açılan bir düğün salonundan geçtikleri algısı yaratacaktır.