ARKADAN GELEN İSTİMLER

5 Şubat 2001 günü, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne bomba gibi bir
mesaj düştü: Afganistan’daki Taliban yönetimi, kısacık tarihinde ilk kez, uluslararası meşruiyet, yani iktidarlarının tanınması için görüşmeye hazırdı.

Çağrı bizzat Taliban Dışişleri Bakanı Muttawakil’in (ya da Mütevekkil) ağzından, İngiliz The Times gazetesinde yayınlanmıştı. Muttawakil, ülkesinin Batı’dan yardım aldığı 1996 öncesi ilişkilere dönmesi karşılığında, muhataplarını başta Usame bin Ladin’in sınır dışı edilmesi, pek çok hassas dosyada memnun etmeye hazır olduklarını bildiriyordu. Taliban hükümeti, petrol şirketlerinin emrindeki Bush yönetimine, Kazakistan petrollerinin Afganistan’dan emniyetli geçişine dair güvence de veriyordu.

***

Washington, Taliban’ın çağrısına olumlu yanıt ve Afganistan ile yeni ilişkiler
kurmak yetkisini Leyla Helms’e verdi. Leyla Helms, bir zamanlar CIA Müdürü
Richards Helms’in yeğeni, Afgan kökenli bir Amerikalıydı. SSCB’ye karşı Afgan savaşı sırasında, doğrudan Washington’a bağlı Friends of Afghanistan «dostluk» derneğinin başına getirilmiş ve ABD kamuoyunda Afgan mücahitlerine «sempati uyandırma» kampanyasını yönetmişti. Baba Bush yönetimi sırasında, ABD ile Afganistan arasındaki tüm gayriresmi diplomatik ilişkilerden sorumluydu. Leyla hanım, 1999 yılında NBC televizyonu hesabına Afganistanlı kadınların yaşamını konu alan bir belgesel de çekmişti. Belgeselde öylesine övüyordu ki Taliban rejimini, ne NBC ne de başka bir televizyon kanalı, bu taraflı «eseri» göstermeye cesaret edememişti.

5 Şubat 2001 çağrısından sonra, kolları tekrar ABD – Taliban ilişkilerinin
iyileştirilmesi için sıvayan Leyla Helms, 18 ve 23 Mart arasında Molla Ömer’in
başdanışmanı Seyid Rahmatullah Haşimi’yi ABD’ne getirtti. Amerikalı araştırmacı gazeteci Wayne Madsen’ın sürdüğü ize bakılırsa, bu beş günlük gezi sırasında Haşimi’nin ilk durağı Directorate of Central Intelligence, yani CIA ile Dışişleri Bakanlığı İstihbarat Dairesi arasındaki köprüyü oluşturan DCI oldu. Ama Haşimi’ye verilen önem, bununla bitmiyordu. Molla Ömer’in sağ kolu, haberalma örgütlerinin özel olarak izlediği ABC televizyonu ve National Public Radio’dan da Afganistan’ın sesini duyurmak şansına sahip oldu.

***

Bu ziyaret sonrası ABD, Afganistan’a 114 milyon dolar ek yardım yapmayı kabul etti. Aynı yılın başından beri devam eden yardımlar toplam 124 milyon doları aşmıştı ve bu durum bizzat Colin Powell tarafından 17 Mayıs’taki bir basın toplantısında açıklandı.

Oysa bu açıklamadan sadece bir gün önce, BM genel sekreteri Kofi Annan’ın
Afganistan temsilcisi ve aslında ABD’nin has adamı Fransesc Vendrell, Roma’da devrik kral Zahir Şah’la görüşüyor ve kendisinin Afganistan’a «muhtemel» dönüşü üstüne pazarlık yapıyordu.

15 Temmuz’da ABD, Berlin’deki Afganistan toplantısında ilk kez Taliban rejimine karşı muhtemel bir askeri operasyondan söz etti. Ve 17 Temmuz’da, uluslararası Batı ittifakı tarafından Taliban’a iki maddelik bir mesaj niteliğinde haber salındı:

  • Usame bin Ladin’in yakalanması için Afganistan içinde ve Taliban’a karşı
    bir müdahale düşünülüyordu.
  • Eski Kral Zahir Şah’ın Kâbil’e dönüp iktidarı ele alması için görüşmeler
    başlamıştı.

Sizin anlayacağınız, 2001 yılında bir yandan Taliban’a yeni mali yardımlar
çıkarılırken, öte yandan Afganistan’a savaş açılıp Usame Bin Ladin’in «bitirilmesi», 11 Eylül saldırılarından aylar önce kararlaştırılmıştı. Üstelik ABD’nin yanı sıra tüm Batılı müttefikler tarafından… 11 Eylül, aslında harekatın salt ABD hükümranlığına geçmesini sağladı, ABD’yi tek başına yetkili kıldı, o kadar.

***

Yukarda okuduğunuz satırlar, Jean Charles Brisard ve Guillaume Dasquié’nin
«Bin Ladin, Yasaklı Gerçekler» başlıklı belgeselini özetlediğim ve 2002 yılında yayınladığım yazı dizisinin bir parçasıdır…

Zaman geçiyor, taktik değişmiyor, sevgili okurlar. Kaddafi’nin Libya’sı, 13
Mayıs 2010’da BM İnsan Hakları Komisyonu’na üye seçildikten bir yıl sonra,
halen «insan haklarını ihlal ettiği» gerekçesiyle bombalanıyor !

“Savaş, idam sehpasına gönderen tekil suçu çoğul işleyip ödül kazanmak
sanatıdır.”
JEAN HENRİ FABRE

«G» NOKTASI

Dağdan dağa göçerken kıstırılamayan, Taliban’dan izale edilip malum villaya yerleşince bulunup vuruldu, diyorlar. Bir de şöyle düşünün : Bin Ladin on yıl önce öldürülseydi, ABD bunca zamandır Afganistan’da durabilir miydi ? Irak’ı istila edebilir, Kuzey’inde bir Kürdistan, Kürdistan’da da yakın gelecekte İran’ı vuracak 50 bin mevcutlu bir üs kurabilir miydi ? Bugün NATO mato, cümbür cemaat Libya vurulabilir, Afrika haritasını yeniden çizecek, Orta Doğu ve belki Türkiye’yi bile yeniden biçimleyecek Arap baharı başlatılabilir miydi ?

Obama, «Adalet yerini buldu !» diyor. Neyin nerede ne bulduğuna bakarsanız, Adalet’in de kim olduğunu bulursunuz!