İKTİDAR ALGISINDA TESTOSTERON SALGISI

Sinema tarihinin başyapıtı «Citizen Kane », Amerikalı basın imparatoru William Randolph Hearst’ün yaşamından esinleniyordu. Filmin yönetmeni ve baş aktörü Orson Welles, Yurttaş Kane rolünde megaloman basın imparatorunu bir eldiven gibi tersine çeviriyor, beyaz perdedeki «alter ego»sunu gerçeğinden daha inandırıcı kılıyordu.

William Randolp Hearst, filmin gösterime girmesini engellemek için her yolu
denedi. Yapımcı RKO şirketine, negatifi yakmak karşılığında 842 bin dolar bile önerildi.

Yurttaş Kane’in prömiyeri, 1941 yılı Ocak ayında yapıldı. Orson Welles, filmin
gösterildiği sinema salonundan çıkarken, yanına yaklaşan bir polis memuru,
«Yerinizde olsam, otele dönmezdim…» deyip kayboldu kalabalıkta. Welles, nasıl bir arı kovanına çomak soktuğunun bilincindeydi. Memurun uyarısına hangi anlamı yükleyeceğini bilemedi, ama dinledi. Geceyi, bir bardan ötekine gezerek geçirdi.

Bir süre sonra, eğer o gece otele dönseydi, odasında tanımadığı bir kadının
onu beklediğini öğrenecekti. Tabii ikisini birlikte basacak fotoğrafçı ve polislerin de uzakta olmadığını…

***

Siyasal ya da ekonomik iktidar çatışmasında en çok kurulan, çünkü en kolay
düşülen tuzak, seks tuzağıdır. Rakibini cinsel zaafıyla avlamak insanlık tarihi
kadar eski, öylesine bilindik bir yöntemdir ki, bu yöntemi ateşin yaktığı,
suyun boğduğu, elektriğin çarptığı kadar bilmesi gereken ve nedense hepsi erkek olan muktedirlerin, hala seks tuzağına düşebilmeleri, şaşkınlık vericidir !

Yurttaşları tarafından kısaca DSK diye anılan Dominique Strauss Kahn, belki
kendi kendisine kurduğu, belki de başkalarının tasarladığı bu tuzağa düşen
ve cinsel zaafına yenilen sonuncu kurban.

Tecavüz girişiminden suçlu olsa bile kurban, çünkü her suçlu, katil de olsa
işlediği suçun kurbanıdır bir anlamda. Ardında edinilmemiş bir insanlık, travmatik bir geçmiş, baskıcı bir kültür, bir kompleks, aklından bir zoru vardır… Diye düşünüyorum. Belki yanılıyorumdur, bilmiyorum. Ama DSK özelinde, durum gerçekten vahim, trajik ve karışık.

***

Vahim, çünkü bu adam dünya çapında bir ekonomik krizin ortasında, yardıma gittiği ülkeleri batırmakla ünlü IMF’yi yapıcı bir fon haline getirdi. Üçüncü Dünya ülkelerine yardım kaynakları sağladı. ABD hegemonyasına karşı, güçlü bir AB’ni savunuyordu. Yunanistan’ın düze çıkabilmesi, Portekiz’e yardım çıkartılması büyük ölçüde onun karizmatik kişiliğine ve liderleri ikna yeteneğine bağlıydı. Özellikle de sarsılan Avro’nun geleceği…

Trajik, çünkü «ne oldum deme, ne olacağım de» deyişini en kallavi örnekle
doğruluyor: IMF başkanı olup, dünyanın beş büyük ülkesinden biri Fransa’nın cumhurbaşkanı olabilecekken, birkaç saat içinde kameraların karşısına elleri
arkadan kelepçeli tecavüz zanlısı niteliğiyle savruldu. Fransa, sağıyla soluyla,
iktidarı ve muhalefetiyle topyekun şokta. DSK’ya yöneltilen ağır suçun şaşkınlığı, işlemiştir, işlememiştir tartışması bir yana, ABD’nin «masumiyet karinesi»ni Avrupa’da düşünülemeyecek bir hoyratlıkla çiğnemesinden, henüz sanık bile olmayan bir zanlının medyatik anlamda linç edilsin diye kameraların önüne atılmasından şokta.

Karışık, çünkü zanlının gerçek olan cinsel zaafına kendi kendisine mi yenildiği, yoksa bu zaafını kullanan bir tuzağa mı düşürüldüğü, kesin değil. DSK’nın geçmişi aleyhine çalışıyor. Çapkınlığı dillere destan ve 2002’de Tristane Banon adlı kadın gazeteciye tecavüz girişimi bile var. Belki başka girişimleri de ortaya çıkar.

***

Ancak, bu işin içinde Amerikalı bir parmak da olabilir. Sarkozy, gelmiş geçmiş Fransız cumhurbaşkanları içinde ABD politikalarını destekleyen tek lider. ABD’nin Afrika’yı ele geçirme planları Fransa üstünden yürüyor. DSK’nın yarış dışı kalması, Sarkozy’nin yeniden seçilmesi önündeki önemli bir engelin kalkması demek.

Uçkur düşkünü DSK’nın otel odasına, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürecek
bir hanım göndermek kimi gizli servisler için pek zor olmasa gerek.

Türkiye’yi sallayan seks kasetleri de ABD kaynaklı, biliyorsunuz. Acaba Fransa için de kaset çektiler mi dersiniz?

“Yararsız iki organdan biri prostat, öteki cumhurbaşkanlığıdır.”

GEORGE CLEMENCEAU

«G» NOKTASI

New York savcılığının iddiasına göre saat 12 sularında Sofitel otelinde tecavüz girişiminde bulunan DSK, saat 13.30’da asansörde yurttaşı Fransızlarla karşılaşmış, tatlı tatlı sohbet etmiş, sonra otelden çıkışını yapıp kızıyla başbaşa öğle yemeği yemiş. AB zirvesine uçmak üzere havaalanına giderken otele telefon edip, cep telefonlarından birini odasında bırakıp bırakmadığını sormuş. Polis, DSK’nın nereye gittiğini bu telefon konuşması sayesinde saptayıp uçakta derdest etmiş bulunuyor. Günlerce önce alınmış uçak biletine rağmen, mahkeme de «Kaçıyordu, demek ki kaçabilir» savıyla tutukladı.

DSK kadar zeki bir adamın tecavüz girişiminde bulunduktan sonra bu kadar soğukkanlı davranması, epeyce tuhaf. Ama olanaksız değil. Testosteron fazlası, savaştan cinayete neler yaptırmaz, neler…