YALAKALIKTAN DÖNEKLİĞE ÇAPSIZLIK

«Gecenin Sonuna Yolculuk*» adlı başyapıtın yazarı Celine, tavizsiz, geçimsiz
bir büyük edebiyatçı ve kendisini yoksullara adamış iyi bir doktordu. Ama tuhaftı: İkinci Dünya Savaşı sırasında bir yandan yoksul Yahudiler ve Alman işgaline karşı direnişçiler dahil, hastalarını ayrım yapmadan tedavi ederken, öte yandan resmen «antisemit» olup Alman düzenini öven yazılar yazıyordu.

Onun enginliğinde bir aydının, nasıl olup da ırkçı bir düşünceyi savunduğu
bugün bile hayretle sorgulanır. Yanıt, belki de Celine’in salt Yahudilere değil,
kendisi dahil herkese ve herşeye muhalif oluşudur. Acıyıp yardım ettiği yoksullara bile düşman, tüm dünyayla kavgalı, kendisine uzatılan eli ısıracak kadar öfke adamıdır. Celine kimseden yana değildir ve övdüğü Almanlara bile söver!

***

Alman işgali altındaki Fransa’nın en gizemli gecesi, bugün bile konuşulan
efsane sahnenin kahramanı Celine’dir. Yılı tam bilinmiyor. Kimi tarihçiler
1942 sonu diyor, kimi tanıklar 1943 ya da 1944.

Paris’teki Alman Kültür Ataşeliği, işbirlikçi Fransız yazarları şatafatla
ağırladıkları davetlere Celine’in katılmamasına bir anlam verememektedir. Yine böyle bir davete icabeti için arkadaşı İspanyol büyükelçisi Antonio Zuloaga’nın aracılığı istenir. Celine epeyce nazlandıktan sonra «he» der, ancak bir koşulla: Yanında ressam Gen Paul’ü de getirecektir.

Yazar, yemeğin başında somurtur. Masadaki Almanların, Yahudiliği itham ettiği kitabı «Çerden Çöpten Katliam»’a düzdükleri övgüleri dinler, dinler, sonunda patlar: «Bu kadar yağcılık yeter! Ben antisemitlik hoş görülmezken antisemittim. Devlet politikasına dönüşen bir Yahudi avcılığına katılmamı herhalde beklemiyorsunuz. Oyun bitti, ben yokum!»

Bozulan Almanlar konuyu değiştirir, cepheden gelen haberleri konuşmaya başlarlar. Celine, araya girer: «Palavra atıp duruyorsunuz, galiba iyi gitmiyor işler. Sakın yeniliyor olmayasınız?» Şaşıran bir Nazi, yazara III. Reich ordularının nihai zaferini taahhüt edince, Celine’in ağulu dili iyice sarkar: «Ezberindeki yol haritasını boşuna okuma zavallım, yutturamazsın! Sizin maymun cızlamı çektiğinden beri işiniz bitti!»

Masada kimisi boğulur, kimisi öksürürken, birisi «Hitler’den söz ediyorsanız,
kendisi sapasağlam!» diye itiraz edince, daha beteri gelir: «İktidardaki
budaladan söz etmiyorum. Gerçeği dört dörtlüktü. Ama siz de biliyorsunuz ki, uzun zamandır mezarda. Yerine bu budalayı seçmekle hata ettiniz. İşe yaramazın teki ! Felakete götürüyor sizi.»

***

Ev sahibi Nazilerin elinden bir kaza çıkmak üzeredir. Yazar Fernand de Brinon ve Antonio Zuloaga araya girer, ortalığı yatıştırırlar. Ancak Celine, Almanlarla işini bitirmemiştir. Yanında niçin ressam Gen Paul’ü getirdiği, kahveden sonra geçilen salonda «Haydi Gen Paul, yap bakalım şu bıyıklıyı!» çağrısıyla anlaşılır.

Ressam kalkar, tabakasından bir parça kara tütün alıp burnunun altına sıkıştırır, perçemini alnına düşürür, bir kolunu ileri uzatıp: «Harrr, harr, harr!» diye hırlamaya başlar. Hitler’in inanılmaz gülünçlükte, çok başarılı bir taklididir. Celine çoşkuyla alkışlar ve bazı davetliler gülmemek için dudaklarını ısırırken, Almanların öfkesi tehditkar bir hal alır.

Geceyi hapisanede geçirmek istemeyen Antonio Zuloaga, iki kafadarı yakasından tuttuğu gibi kapı dışarı eder, kendisi de beraber… Üçlüyü Monmartre’a götüren arabada, ressam Gen Paul arkadaşı Celine’in çıkışını hararetle kutlarken, Antonio Zuloaga da yazara aynı çıkıştan ötürü sitem eder. Arabaya bindiğinden beri konuşmayan Celine, bu sitem üstüne sessizliğini bozup: «Dua et ki kendimi tuttum. Aklımdan geçen herşeyi söyleseydim, daha beter olurdu!» der.

***

Roman şablonunu tersine çevirip edebiyatta devrim yapan Celine, Nazilerden
yana çıkarken de cesurdu, dönerken de.

Bizim ellerde AKP hükümeti gak deyince hamam tası, guk deyince havlu koşturan kimi köşebentlerin, bugün çekingen «gazeteciyiz eleştiririz» dönüşlerine bakıyorum da…

Demek ki yalakalığın da bir raconu, dönekliğin bile bir çapı var ve bizimkiler,
yalakalıkta da döneklikte de… yazarlıkta olduğu kadar çapsızlar !

"Sadaka zengini yoksullara, yalaka denir."

NİCOLAS DE CHAMFORT

«G» NOKTASI

AKP’li Beyoğlu Belediyesi, sokak kahvelerindeki sıraları sorgusuz sualsiz toplayıp götürüyor ve kahve sahiplerine sıra yerine tek kişilik iskemle, koltuk, vb. koymalarını öğütlüyormuş. (Birgün Gazetesi, 16.05.2011)

Sevgililerin birbirine değip sarılabileceği sıraları toplayıp imha etmek vacip, ancak yerine tek kişilik oturak koymak yetersizdir. Uzanıp el ele tutuşabilirler, El Hak ! Haramdır. Kalkıp ayakta sarmaş dolaş olurlar, zinhar ! O da günahtır.

Kazık koysunlar.

Ucunu da yuvarlarlar, hem oturan rahatlar, hem oturtan… Esnafa da belediyeye ödenen kaldırım işgaliye kirasını hatırlatır.