VİCDAN SAKAT, AMA SAKATAT RAHAT

Canlılar arasında insan türünün, diğer memelilerden tek üstünlüğü, beyinsel
yeteneğidir. Ve insanoğlu tüm memeliler gibi beyni sayesinde hissedebildiğini, bal gibi bilir. Ama nedense, düşünsel duygusallığına başka bir sakatatı kaynak gösterir: Yüreğini. 


Âşık olunca yüreğine ok saplanır. Karşılık bulursa, sevdiğinin yüreğiyle birlikte çarpar yüreği. İki gönül bir olursa, samanlık seyran olur hatta. Ayrılık, yüreğini parçalar. 
Zaten keder de kalbini kırar. Üzülünce kanar. Sevinince coşar.

Cesursa yüreklidir, korkaksa yüreksiz. Kahramanların yüreği mangal gibidir.
Oysa duyarsızdır manda gibi yürekler. Başkalarına yardım eden, iyi yüreklerdir. Kötülük, kötü yüreklerin işlevi. Bazen yüreğiyle bile düşündüğü olur kişinin.

Acaba niçin böyle soyut işlevler yüklemiştir insanoğlu, zaten işi başından
aşkın yüreğine? 
Sanırım karaciğer, heyecanlandığımızda pıt pıt etmediği için!

Yürekten konuşurken karaciğer nereden çıktı demeyin, çünkü insanoğlu bugün ‘dudaktan kalbe’ pompaladığı tüm duyguları, ilk çağlarda karaciğere depolardı.

Anımsayın: Prometheus’un karaciğerini deşerek yer kartal, kalbini değil. Çünkü Prometheus’un insanlığa değin düşünceleri, duyguları, haksızlığa isyanı, dolayısıyla ilkeleri, coşkusu ve cesareti yüreğinde değil, karaciğerindedir. Batı kültüründe duyguları önce karaciğer temsil ederdi. Ortaçağ’dan öteye yürek, karaciğerin yerini aldı.

Doğu ile Batı kültürlerinin su geçirmez olmadıklarını, insanca duyguların
evrenselliğini iyi anlatan bir örnektir ciğerden yüreğe taşınan duygusallık.
Prometheus efsanesi Antik Yunan mitolojisine ait olmasına karşın, en azından Kuzey Yarıküre’deki tüm dillerde, ciğerden yüreğe geçiş eşzamanlı yapılmıştır.  
    
Eski zamanlarda iki ciğer bir olunca samanlık seyran olur muydu bilmem, ama karaciğerin duygusal iktidar döneminden kalan izler vardır, dilimize: ‘Ah ciğerimin köşesi,’ der Çingene, uzaktan sesi yankılanan sevdiceğine. Can ciğer olur birbirini seven arkadaşlar. Korkaklar ciğersizdir. Cesurlar, ciğerini söker alçakların. Soysuzların ciğeri beş para etmez. 


İnsan türü memeliler, ciğerde başlayıp yürekte süren yoğunlukların dışında
da, sakatatla ifade ettikleri düşüncelere düşkündürler. Kimi düşüncelerin “aşağılık” tanımını hak etmesi, elbette insan vücudunun aşağı bölümündeki sakatata yakıştırılmasıyla ilişkilidir.

İlkeli ve yurtsever aydınlar, hukukun katli pahasına tutuklanıp, ülkenin bağışıklık sistemini çökertmek amacıyla uyduruk davalarda yargılanırken, birileri boşuna “Türkiye bağırsaklarını temizliyor!” demedi, herhalde. Ulusal sindirim sisteminin savunması böyle çökertildi, mikroplar da gelip rahatça yerleştiler.              

Cumhuriyet devrimlerine kin kusanların, devrimleri savunanlara kan kusturduğu işte bu Türkiye’de, dün TBMM’de yemin eden CHP’liler acaba siyasal onuru hangi, vicdanı hangi sakatata yüklediler?

Tutuklu milletvekilleri için yürekleri sızlıyor, ciğerleri  yanıyordu da mı
ant boykotuna girdiler, “Tüm milletvekillerinin TMBB’de olması gerektiğine
inanıyoruz,” lafıyla yağ bağladı, su serpildi sakatatlarına ki kuzu kuzu döndüler sözden?

“Siyaset kurumu için sorunların gündeme getirileceği, tartışılacağı, değerlendirileceği ve çözüm bulunacağı yegane ortam TBMM’dir,” deyince oh (ya da ant) çekip ağıla döndüklerine göre, artık geçen dönem muhalefette hangi performansı gösterdilerse yineleyebilir, hangi anti demokratik yasamayı, uygulamayı, hangi hak, hukuk ve adalet kıyımını nasıl önledilerse, aynısını yaparlar: Heyt be dedirten nutuklar atarlar, kokart takarlar, tutuklu arkadaşlarının resmini takarlar ceket yakalarına, vampirleri sarımsak başı, hilafetçileri de Atatürk rozetiyle kovup savarlar, icabında.

Gerçi savuşturup savunacak pek bir şey kalmadı, ama…

CHP yer aldığı için muhalefet var diye meşruiyet kazanan bu TBMM, artık kimbilir ne ileri demokrasiler yasar! 

Vicdanı leşkere bağlayıp, milletvekili koltuğuna oturunca rahatlayan bir muhalefetin ilkeli, kararlı ve cesur duruşunu temsil eden sakatatın adını, varın siz koyun.

“Cesaretime kulak verdim, sesi soluğu çıkmayınca, ben de susup
karışmadım.”
JULES RENARD

«G» NOKTASI

Dünkü gazete haberiydi: Bursa’da açtığı “Dergah” tezgahına gelenlere erkek kadın ayrımı yapmaksızın ve cennet vaadiyle cinsel istismarda bulunan 47 yaşındaki Uğur K., tecavüz sonrası psikolojisi bozulan bazı mağdurların şikayeti üzerine tutuklanmış. Şikayetçilerin, yürek imanıyla girdikleri dergahtan başka bir sakatatın acısıyla çıkmaları çok anlaşılır bir mağduriyet.

Oysa evli ve 2 çocuk babası Uğur K., “Kadın erkek hiç bir müridimle zorla cinsel ilişkiye girmedim. Zikir esnasında cezbolan sır odama gelir. Kucağıma oturur. İlişkiye girmezsem yanmaya başlar, gücü kalmaz ve delirir,” diyor. Zatın cennet fikrini neresinde taşıyıp, zikir cezbini hangi sakatata oturttuğuna bakılırsa, bence mağdurlar ucuz kurtulmuş sayılır.

Allah korumuş, ya gözlerine geleydi…