İKİ KİTAP, BİR TÜRKİYE

Yiğit Okur, yalnız iyi bir roman yazarı değil, pek çok  uluslararası davanın
kahramanı, iyi bir hukukçudur. Son kitabı, «Yazamadığım Romanın Öyküsü»* günümüzden 20 yıl kadar önce İsviçreli bir firmanın Türkiye’nin büyük KİT’lerinden birine açtığı tazminat davasıyla, Cenevre’de başlıyor:

«Avukatlığını yaptığım KİT’in ilgili ilgisiz bir sürü personeli de gelmiş.
Amaç, davayı izlemek değil. Devlet parasıyla turizm. Bunlardan biri vardı ki,
burnumdan getirdi. Hem dangalak, hem ulkala. Yarım saatlik yemek molasında gelip karşıma oturuyor, başlıyor akıl vermeye:

  • İsviçre şirketinin ne kadar ahlaksız olduğunu göstermelisiniz, diyor.
  • Şirketlerin ahlakı yoktur, diyorum.
  • Yani şirketler ahlaksız mıdır ?
  • Hayır, ahlak insanlara özgü bir erdemdir. Şirket de insan değildir.

Kafası karışınca, tutturuyordu:

  • Karşı tarafın avukatı bağıra bağıra konuşuyor. Siz bağırmıyorsunuz. Bağırmadan dava kazanılır mı?

Bir sefer şöyle dedi:

  • Dikkat ettiniz mi, karşı tarafın avukatı konuşurken avuçlarını açıp şaap diye masaya yapıştırıyor. Siz de masaya yumruk atın. Yumruk haklılığın ifadesidir!

Davanın dördüncü günü aklım başıma geldi. Yemeği otelin dışında yedim. Bu
kez oturum salonunun kapısında yakaladı:

  • Efendim, adam konuşurken bağırdıkça, hakemler başlarını kaldırıp ona bakıyorlar. Siz bağırmıyorsunuz, hakemler de size bakmıyorlar. Önlerine bakıp bir şeyler yazıyorlar. Ben diyorum ki, bu adam konuşmaya başlayınca, bizim çocuklar da gürültü yapmaya başlasınlar!»

***

Davayı elbette Yiğit Okur, hem de bağırmadan, kazanır. Ama tam da mahkeme sürecinde, kendisine bir roman kurgusu esinleyecek gazete haberine rastlar. İsviçre’nin önemli gazetelerinden « Journal de Geneve »e göz attığı bir sabah, birinci sayfanın sağ alt köşesinde, « Beraat » başlığı altında yayınlanan kısa bir haberdir bu :

«Bale şehrinin hayvanat bahçesindeki eşeğe cinsel tecavüzde bulunan Türk
işçi beraat etti. Yargıç, eşekle cinsel ilişkiye girmek sanığın örf ve adetinde
olduğu gerekçesiyle beraatine karar verdi».

Yiğit Okur’u önce güldürüp sonra düşündüren haber, olaydan tam yirmi yıl sonra, bir roman kurgusuna dönüşür. Ve yazara, İsviçreli eşek Margörit’le gariban bir Türk göçmenin Bale’deki hayvanat bahçesinde kesişen kaderini, «Yazamadığım Romanın Öyküsü»nde sil baştan yazdırır.          

*Can Yayınları, 2011

***

Alpaslan Işık, turizm sektöründe Türkiye ile dünya arasında köprü kurmuş deneyimli bir işletmeci. Yerli ve yabancı iş verenlerle çalıştığı uzun yıllarda lezzetli anılar biriktirmişti, yaşadıklarını pek anlamlı «Herşey Dahil!»* başlıklı kitapta topladı.

Yiğit Okur’un romanındaki eşek Margörit’e musallat olan gariban işçi nasıl
bir Türkiye resmiyse, Alpaslan Işık’ın  herşey dahil anılarında bir sayfa var
ki, o da «Netekim Türkiye» tablosu:

12 Eylül 1980 darbesi, Turban Marmaris Tatil Köyü’nü de  vurur. Otelden o
gün ayrılmaları gereken yabancı turistler, kapısına asker dikilen köyde mahsur kalır, üstelik zoraki alıkoydukları sürece ücret ödemeyi reddederler.  Otelin de faturayı Milli Güvenlik Konseyi’ne gönderecek hali yoktur, herhalde. Müdür, bedavacılığa karşıdır. Mahsur tutulanları bahçede yatırmaya kalkışır. Neyse ki bir orta yol bulunur, zaten iki gün sonra da turistlere izin çıkar, ülkelerine dönerler.

***

Otelin başına asıl büyük felaket, ertesi yıl ekim ayında gelir. Kenan Evren,
kuvvet komutanları ve bazı danışma meclisi üyeleri, yani 12 Eylül Cuntasının
topluca Marmaris Tatil Köyü’ne teşrif edeceklerdir. Otelin boşaltılması talimatı alınır. Neyse ki sezon sonudur, az sayıda müşteri civar otellere yerleştirilip otel boşaltılır. Beklenen günün sabahı, Kenan Evren’in yaveri gelip «Otel niye boş?» diye sormasın mı? «Talimat böyleydi…» yanıtını alınca, «nasıl olur? Boş otel olur mu? Hangi aklıevvel verdi bu talimatı? Buraya müşteri bulun, çabuk!» demesin mi?

Bir talimatla hakiki müşterileri boşaltılan otel, bir talimatla sahte müşterilerle
nasıl dolduruldu, Alpaslan Işık’ın «Herşey Dahil!»* anılarında acı acı gülerek okuyabilirsiniz. 

*Beyaz Yayınları, 2011

"Bir aslanın komuta ettiği geyikler ordusu, bir geyiğin komuta ettiği
aslanlar ordusundan daha güçlüdür."

KABRİAS (Atinalı General/İ.Ö. 4.yüzyıl)

«G» NOKTASI

«Eski bir tren sesi gibi
geçti zamanlar
Ekmek kavgaları, sevdalar
şehirler ayıramadı bizi
Bir gün aniden kayboldu
Yılmaz’ın küçük gölgesi
Kayboldu Yılmaz
İyice küçüldü gölgelerimiz

İlkokula giden dört çocuktuk
Geceleri kar sürüleri
yıldızları kovalardı
Ölümlerden kaçarken herkes
biz yollarda dikildik
Geldi girdi koynumuza
Yılmaz’ın gölgesi
Zafer, Nurullah, Yılmaz, ben
birbirimize saklandık biz»
AHMET KADRİ ERGİN