EFSANEDEN HAZİNEYE

Berenger Sauniere, yoksul ve çok çocuklu ailesinin “karnı doysun” diye Kilise’ye teslim ettiği, dolayısıyla hasbel kader ruhban saflarına katılmış, ama inançlı bir din adamıydı. Ne var ki güçlü kuvvetli bir erkek için, bekaret yemini edilen Katolik Papazı olmak zor değilse de, kalmak pek kolay sayılmazdı.

Çiçeği burnunda bir papaz olarak 1885 yılında Rennes Le Chateau kasabasına atanan genç Sauniere, ekmek teknesi kilisenin harap halini görünce, kadim tapınağı tamire karar verdi. Ama kendi parası yoktu, mesleki üstleri de zırnık vermiyordu. Altı yıl uğraştı didindi, sonunda kasaba belediyesinden borç aldığı parayla 1891 yılında kilisenin restorasyonunu başlattı. Bu sırada öteki sorunu da çözmüş ve Marie Denardau adlı pek dindar hanım müridini, hem hizmetçi, hem metres tutmuştu. Kasabanın Katolik cemaati ikinci durumdan haberdar olsa bile, biçare papazların Kilise tarafından yasaklanan cinsel ilişkiyi bir şekilde yaşamaları gerektiğini biliyor ve çocukları istismar etmelerindense, kendi aralarında ya da gizli metreslerle çözmelerine göz yumuyordu.

1893 yılında kilisenin restorasyonunda çalışan işçiler, papazın dikkatini,
duvarı kaplayan taş levhalardan birindeki röliyefe çektiler. Levhanın üstüne,
çok eski olduğu belli, at üstünde şövalye figürleri kazınmıştı. Sauniere, Malta
Şövalyeleri’ne ait olduğunu anladığı levhayı görünce çok heyecanlandı. İşçilere duvarın arkasını kazdırdı ve yemek molası verip, kilisede yalnız kaldı. Söz konusu taş levha günümüzde “Şövalye” adıyla Rennes Müzesi’nde sergileniyor. Ama olayın gizemi, Sauniere’in levhanın gizlediği zulayı keşfinden öteye tuhaflaşmasıyla başlıyor: Her gece, kasabada el ayak çekildikten sonra ininden çıkan papaz, peşinde metresi Marie dağ tepe dolaşıyor, nerede bir mezar bulsa eşiyor, deşiyor ve… Birden bire zengin oluyor!

1897 yılında biten restorasyon masraflarının tamamını üstlenip, Hz. Meryem’in adını verdiği kiliseyi hiç alışılmadık renklere boyatıyor, heykellerle donatıyor ve vaftiz kurnasına da Şeytan figürü oyduruyor! Para öyle çok ki, hızını alamayıp mertesi/hizmetçisinin üstüne 6 dönüm arazi alıyor, üstüne Bethanya adını verdiği muhteşem bir villa, arazinin en tepesine de Hz.İsa’nın bağışladığı günahkar azize Magdala’nın adına bir kule dikiyor. Ne var ki kendisi, ömrü boyunca kilisenin arkasındaki papaz evinde oturuyor. Yaptırdığı villa ve kulede, akın akın gelen ve kimliği gizli tutulan konuklarını ağırlıyor.

Papaz Sauniere’in apansız zenginliği kasaba ahalisinin hışmını çekerken, Katolik Kilisesi de Magdala Kulesi’nin -bir çeşit deniz feneri!- yasa dışı bağışlarla ilişkisinden kuşkulanıyor. Önce Rennes Belediye Başkanı, çok eski yüzyıllarda yaşamış Blanchefort markizinin mezar taşındaki kitabeyi sildiği ve hatta taşın yerini değiştirdiği anlaşılan Papaz Sauniere’in, mezarlıklarda dolaşmasını yasaklıyor. Ardından Katolik Kilisesi de restore ettirdiği kilisede papazlık yapmak yetkisini alıyor elinden…

Berenger Sauniere 1917 yılında sırlarıyla birlikte gömülüyor. Tüm servetini
bıraktığı ve 1953’e kadar yaşayan Marie Denardaud’yu da kimse konuşturamıyor: Papazın gizemli serveti o gün bugündür 500 kitaba konu oldu. Kimileri, papazın yasa dışı bağış toplayarak zengin olduğunu, kimileri de Vizigot’lardan Malta Şövalyelerine geçen hazineden, mezarlara dağıtılmış kadarını bulduğunu ileri sürüyor. Başka bir deyişle hayali geniş araştırmacı yazarlar, Sauniere’in gizemli servetinden ekmek yiyorlar. Ama aralarından sadece biri Sauniere’inkine fark atacak bir servet kazandı, o da Azize Magdala ile Hz. İsa’yı gizlice evlendirerek çoluk çocuğa karıştırmakla yetinmeyip, Kudüs’ten Fransa’ya göç ettiren Dan Brown…

Öyle ya da böyle, Fransa’nın Rennes Le Chateau kasabasının günümüzdeki en
büyük gelir kaynağı, Papaz Sauniere’in ardında bıraktığı üç anıtı görmeye gelen turistler ve hazine yazarlarıyla hayal avcılarının rüyalarını süsleyen, bulmaktan asla umudu kesmedikleri Kudüs Hazineleri… 

“Toprak tepelediğini sanan kişi, sonuçta çukur kazıyor da olabilir.”

ERNEST BRAMAH

«G» NOKTASI

İlkeli direnişini saygı ve takdirle izlediğim İsa Gök haricindeki CHP’li milletvekillerine sormak için yanıp tutuşuyorum:

N’aber?

Aralarında sevdiğim arkadaşlarım da var, ama kusura bakmasınlar, çenemi tutmak benim için onları gücendirmekten daha azap verici: Bir ay dayanamadınız, koltuklarınıza oturmamaya. Bir telaş, bir heves koşup ettiniz yemininizi, kendi elinizle taktınız demokrasi maskesini, ceberrutluğa.

Aranızda kaçınız Silivri’de bir duruşma izlemişti ki hukuka “ay ay katlediliyor” diye bağırmaktan başka bir iradeyle karşı durasınız…

Kaçınız zahmet edip bir Ergenekon tutuklusunu ziyaret etmişti ki, milletvekilliklerine sahip çıkasınız…

Kaçınız Balyoz davasıyla ilgilenmişti ki, komutan istifaları derdiniz olsun bugün…

Yemini de ettiniz. Şimdi bakalım neyi, acaba nasıl bir muhalefetle kurtaracaksınız artık?

Kurtarılacak bir şey kalmadığına göre, bari koltuklar rahat mı?