KIRILAN VE YEŞERENLER… GENÇLER

Mine Hanım,

07.08.2011 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki "Sokağı Özgür Bırak!" başlıklı
yazınız için kaleminize, yüreğinize sağlık, çok teşekkür ederim. A.Ü. Ziraat
Fakültesi öğrencisi, tutuklu Hikmet TANIL’ın halasıyım. Hikmet mektubunda diyor ki; halacım, ülkemin dereleri, ırmakları, ovaları ve öğretmenleri için hapis yatmaya değer, diyor.

Bu gençler anayasal haklarını kullandılar… Sonuç, özel yetkilli mahkeme
tarafından terör örgütü adına faaliyette bulunmaktan yargılanacaklar. Gerçi
daha ortada iddianame yok, özel yetkili savcımız adli tatilde izin yapıyor.
Bizim çocuklarımız TUTSAK…..

Mine hanım, davada bir şey yok. Muhtemelen ilk duruşmada serbest bırakılacaklar diye düşünüyorum. Ama muhalif olana duyulan kin ve nefret, beni çok korkutuyor. Bir yıldır 2.Ergenekon davasını CUMOK’la izlemeye gidiyorum. Davayla ilgili yazılan kitapları okudum. İşte bu yüzden daha fazla korkuyorum. Umudumu asla yitirmeden bu hukuksuzlukların takipçisi olmaya devam edeceğim.Sizler gibi cesur kalemler yanımızda olduğu sürece bu karanlık günleri hep birlikte AYDINLIĞA dönüştüreceğiz.  

Destekleriniz için teşekkür eder,esenlikler dilerim.

Firuze TANIL

***

Mine Hanım Merhabalar,

Umarım beni hatırlarsınız, Fethiye’ye tatile geldiğinizde birlikte kahve içmiştik.
 
Sizinle yapmış olduğumuz sohbetin tadı hala damağımda.  MGKmedya’dan eski yazılarınızı takip ediyorum ve çok beğenerek okuyorum.

Bugün sizi düşündüm ve soyadınız bana Kanatsız Kuşlar* isimli bir romanı hatırlattı. Kayaköy ile ilgili yazılmış çok güzel bir kitaptı. Hatta Kayaköy’e her gidişimde oradaki virane evleri kitaptaki karekterlerin evleri olarak hayalimde canlandırmaya çalışıp geçmişe dönmek istiyorum.

Ne kadar yazık ki, böylesine güzel bir yer el atılmadan zamanın yıpratıcı
etkilerine açık bir biçimde, kaderine terkediliyor. Oysa dostluk köyü olması
için bir çok proje çalışması yapıldı. Ancak dost olacağımız kişiler Yunanlılar
da olduğu için sanırım tehlikeli bulundu. Bu proje bir düşünce olarak kaldı.
Oysa ne kadar hoş olurdu ,o güzel kiliselerde düğün törenleri, dostluk, barış festivalleri yapılsa…O hüzünlü hikayelerin artık yaşamayan kahramanları belki biraz huzur duyarlardı, çünkü her gittiğimde orada birşeylerini orada bırakmış ruhların sessiz mutsuzluklarını hep hissediyorum.

İşte soyadınız bana o kitabı ve Kayaköy’ü hatırlatıyor. Sanki bu gelişmeler
içerisinde kanadı kırık bir kuş gibi çırpındığınızı hayal ediyorum. Mücadelenize yürekten katılıyorum ve belki ben de kırık kanatlılardan biriyim.

Size bir kişiden bahsetmek istiyorum. 17 Yaşında bir genç çocuk, adı Deniz.
Görseniz bu kadar zeki, sevimli bir çocuk daha olamaz.

Oğlumun arkadaşı ve ben onu da sanki kendi oğlum gibi görüyorum.

Birlikte bir dergi yayınlamaya başladılar. Bu ülkede herşeye rağmen böyle
bir kuşak var, okuyan, düşünen, Deniz gibi şiir yazan, benim oğlum gibi gitar
çalan…

Sizinle sadece bir pazar sohbeti yapmak istedim. Umarım sizi sıkmamışımdır.

Sizi sevgiyle kucaklıyorum, iyi ki varsınız.  

Selma GÜNENDİ 

*Louis de Bernieres/Altın Kitaplar, 2004 

***

Merhabalar Mine Hanım.

Ben Deniz Kuzu. 1994/ İstanbul doğumluyum. Yaklaşık sekiz yıldır Fethiye’de yaşıyorum. Üç yıla yakın süreden beri yazıyorum. Şair olmaya çalışan bir gencim. Fethiye’de birçok edebiyat oluşumunun içinde yer almamın yanı sıra, iki arkadaşımla birlikte yerel Çizgi Kültür/Sanat ve Edebiyat Dergisi*ni hazırlıyoruz. İlk sayımızı Temmuz ayında yayınladık.

Her ne kadar zorluklarla karşılaşsak bile, küçük sesimizi duyurmak çabası
içindeyiz. Gelecek sayılarımız için de büyük uğraşlar veriyoruz. Aynı zamanda kısa filmler yazıp, çekmeye çalışıyorum.

Size, Selma Günendi aracılığıyla ulaşıyorum. Arkadaşımın annesidir. Sizinle
konuştuğunu  söyleyip, bana mail adresinizi verdi. Önerilerinizi ve eleştirilerinizi dinlemek, inanıyorum çok yararlı olacaktır. Ayrıca size, yazdığım birkaç şiir örneğini sunmak isterim.

Hoşçakalın, başarılar…

***

*www.facebook.com/cizgikultursanat

“Aynı yolu beraber yürüdüğümüzü sandığımız insanlar, aslında bize
sadece gidecekleri kadar eşlik ederler.”
MARK TWAİN

«G» NOKTASI

UNUTULAN BİR ESKİ
Yüreğimin içine sinmiş, eski kitap kokularına benziyor adın
Her defasında,
bir sen daha,
bir sen daha çıkıyor içimden.
Eskimiş bir matruşka gibi,
eskimiş bir matruşka gibisin.
Sarıp sarmala,
anamın yarımlığını.
Demirden putrellerinle,
sarıp sarmala,
dünyamı.
Ağlayan güneş misali,
indir gökyüzünden ince, sıcak gözyaşlarını
kuruyan ellerime…
Yüreğime sinmiş, eski kitap kokularına benziyor adın.
Kan kırmızı boyanmış,
engin sesli bir bülbülün ağzından
feryat ediyor gidişin!
Keskince gözlerime dolanan,
bir buharın ışıldayıp, yok oluvermesi gibi
unuttuğum sarılmalarınla
bir defa daha,
bir defa daha görüyorum içimde seni.
Eskimiş bir matruşka gibi.
Eskimiş bir matruşka gibi…
Baba, baba!
Deniz KUZU