CİNDEN CİNNETE ÇEYREK VAR

Adam olmadığı kesin. Adem bile değil zaten. Olsa olsa Badem. Bakışları gibi
kaygan, yıvışık sesiyle, ısırdıkları yeri üfleyerek uyuşturan farelerin taktiğini
uyguluyor, usul usul kemirdiği, kıvrımı az beyinlere.

Bir söylentiye göre “ulvi” sohbetleri için aylık 450 bin TL aldığı bir televizyon
kanalından, 550 bin TL veren bir başkasına geçmiş, bu ramazan… Yani yılda
bir aylık ramazan sohbetiyle kazanıyor bu parayı, Badem. 550 bin TL’nin kaçta kaçını Somali’ye zekat, Filistin’e fitre verir, elbette bilemem. Zebra derisi taklidi siyah beyaz koltuğa, mor üstüne verev sarı çizgili kravatla oturmanın vebali nedir, ona da karışmam!

Gözleri kameraya asla dosdoğru, dümdüz bakamıyor. Zaten insanların yüzüne de bakamıyor böyleleri. Yalan söylediği yandan yerden kaçırdığı verev bakışlarından anlaşılmasın diye, dikkati pek bakımlı ellerine çekiyor, Badem. Ayna önünde çalışmış, belli: Sentetik meyveden şurup sesine tempo tutuyor, dalgalanan elleri.

***

Geçen hafta Anonim Bilge’yle kısa bir yolculuğa çıkmıştık. Yorgun argın vardığımız otelde televizyonu açınca, Badem’le burun buruna geldik. Tam zaplayacaktık ki, ekranın altında hazrete sorulan semavi bir soru belirdi: “Cinlerin yiyecekleri nelerdir?”

Sanki sözleşmiş gibi, aynı anda “Tonik!” diye bağırdıktan sonra tutan gülme
krizi yüzünden, elbette ne Anonim Bilge duyabildi Badem’in yanıtını, ne ben.
Ama asıl şenliği kaçırmamıştık: Ekranın altındaki bantta yeni bir soru belirdi:
“Cinlerle evlilik yapılır mı?”

Dikkat kesildik. Badem’in yanıtı gecikmedi. 550 bin TL’lik mazlum boynunu
büküp, yıvışık bir huşuyla, “Cinlerle insanların evlenmesi caiz değildir amma,
gizlice ilişkiye girip evlenenler de vardır…” demesin mi?

Bizde film koptu, tabii. Anonim Bilge, otel odasındaki boş koltuğun yanına
sıçrayıp, “Tanıştırayım, eşim Bay Cin!” diye başlattığı oyunu, ertesi gün lokanta iskemlelerine kadeh kaldırmak, hatta iskemlelerle kadeh tokuşturmak ve yollarda ciniyle kol kola yürümekle sürdürdü. Bir kaç gün boyunca, “Nasılsınız, ne yapıyorsunuz?” diye telefon eden arkadaşları, “İyiyim valla, hayatımın ciniyle tanıştım, çok da yakışıklı, anlarsın işte yıldırım aşkı, evleneceğiz galiba…” yanıtlarıyla eğlendirdik, kendimiz de epeyce eğlendik.

Ama Badem’in, insanların cinlerle gizlice fingirdeyip bazen de evlendiklerine
ilişkin açıklaması, benim kafadaki Edison ampulünü de yaktı ve çözemediğim
bir gizemi aydınlattı: Avrupa sokaklarında kendi kendine konuşup hatta bazen kavga ederek yürüyen insanlara artık deli diye değil, cinlerle evli çiftler diye bakacağım! Türkiye sokaklarında da var elbette bu çiftlerden, ama daha az sayıda oluşlarını bizim ellerde cinlerle imam nikahından çok,  “gizli” evlilik yapıldığına bağlayacağım…

***

Diyeceksiniz ki Badem’e niye taktın, bu kadar mı önemli, her kanalda bir tane
var ve aynı düzeyde saçmalıyorlar. Sayıları o kadar çok ki, her biriyle uğraşmak olası değil, saçmalığın nüfus artışına yenildi akıl, bilim, mantık…

Osmanlı ahalisini, gariptir ama gerçek, en çok ecinni 19.yüzyılda basmıştı.
Nedense imparatorluğun yıkımına doğru azan hurafeler, Cumhuriyet devrimleriyle geri çekildiler ancak.

Tarihte her devrimin karşı devrimi, yüz yıl içinde yapılmıştır. Açtırdığı
fikirler kurur, ama atılmış tohumlar uykuya yatar ve karşı devrimden bir yüz
yıl, iki yüz yıl sonra yeniden yeşerebilirler ancak.

Hedef 2023 sloganı, boşuna seçilmedi. 2023’te laik, aydınlanmacı cumhuriyetin işi bitmiş, karşı devrimin kurduğu yeni devlet ilan edilmiş olacak. Ne var ki bu yeni devletin toplumsal kültürü, televizyonları kaplayan bademlerin eseri: Osmanlı’nın 19.yüzyılı, ecinnilerin kol gezdiği hurafeler alemi. Onun da sonu belli…   

Şimdilik, cinlerle insanların evlendiğine inandırılan Türkiye’de, insanları
PKK’nın şehit ettiği acemi asker oğlunun cennete gittiğine inandırmak daha
kolay. Baskıdan bunalan kızları, kadınları, gizlice evlendikleri cinlerden
boşamak için üfürükçünün hülle nikahına sokmak, daha da kolay. Vesaire, vesaire…

“Aynalar ve evlilikler korkunçtur, çünkü insan sayısını çoğaltırlar.”

JORGE LUİS BORGES

«G» NOKTASI

TSK’da muharip komutanların hemen hepsi tutuklu, PKK çok mutlu, Güney Doğu, Doğu derken, Karadeniz’de bile cirit atıyor ve son bir ayda öldürdüğü halk çocuklarının sayısı 30’a ulaştı.

Türkiye, PKK ile başa çıkacak ne moral, ne inanç, ne de komuta bırakılan bu orduyla Suriye’ye kafa tutuyor, neredeyse savaşa girecek…

Mantık böyle kurulunca, daha bir yıl önce güdülen “komşularla sıfır sorun” politikasından yola çıkıp Suriye ile çatışma sınırına dayanmak herhalde zor olmasa gerek.

Üstelik Suriye ile birlikte Türkiye, İran ve Irak’ın da kendisine düşman olmasını sağladı. Suriye, İran ve Irak’ın Türkiye’ye karşı ittifak yaptığından haberiniz var mı?

Ama rahlesinden geçmiş olanlar için Müslüman Kardeşler’le dostluk, kuşkusuz bütün bu düşmanlıklara değer.