DENİZİ ÖLDÜRMEK

Biz Türkler, bir ülkemizin dört denizle çevrili olmasıyla övünürüz, sık sık.
Ancak o denizleri ne sever, ne de kollarız. Tam tersine: Hem taşımacılıkta
kullanmayız yeterince, hem de cahilce kirletir, vahşice talan ederiz…

Ama kendimizi, çocuklarımızı da birlikte zehirleriz. Balık çiftliklerinde
kullanılan antibiyotikler insanların bağışıklık sistemini çöktürür, denize
salınan ağır metallerle zehirlenen balık eti, insanlarda kanser yapar, çünkü!

Neden böylesine kendisini yakan bir hoyratlık sergiler Türkiye? Sorunun yanıtı, Su Ürünleri Mühendisi olarak yetiştirilip, mesleği yaptırılmayan, 13 binin üstünde genç mühendisin istihdam dışı bırakılması, olabilir mi?

Bugün onların sesi olup, onların yararlanılmayan bilgilerini açığa vuran,
hepimizi ilgilendiren imdat çığlığını yayınlamayı bir görev biliyorum:

***

“Bu satırları işsiz Su Ürünleri Mühendisleri olarak, tükenen kaynaklarımızla
birlikte yok sayılan mesleğimizi savunmak için yazıyoruz.

Balık ve diğer su ürünlerinin insan beslenmesinde büyük önemi vardır. Balık
proteini, en yararlı protein türüdür. İnsan vücudu bu proteinin %93′ ünden
faydalanır. Bu oran kırmızı etlerde ve diğer beyaz etlerde çok düşüktür.

Gelişmiş ülkelerde sağlıklı beslenmenin vazgeçilmezi olarak görülen balık
ve su ürünlerinin kesintisiz tedariki için devlet tarafından destekleniyor
olması, konunun önemini göstermesi açısından çarpıcıdır.

Yarımada olan ülkemiz; deniz alanı, akarsuları, doğal ve baraj gölleriyle
su ürünleri açısından önemli potansiyele sahiptir. Zaten ülkemizde, bu potansiyelin değerlendirilmesi için 20’nin üstünde su ürünleri fakültesi ve 20 civarında su ürünleri meslek yüksek okulu vardır.

Gelişmiş ülkeler balıkçılık ve su ürünlerini, işin doğası gereği, farklı bir
uzmanlık alanı olarak benimsemiş ve bunu da politikalarına yansıtmışlardır.
AB’nin 1983’ten beri tarımdan ayrı bir “Ortak Balıkçılık Politikası”vardır.
Halen dört büyük yapısal AB fonundan biri Balıkçılık Fonu’dur ve sektörü, çalışanların eğitim ve özlük hakları çerçevesinde de destekler.

Ülkemizin de taraf olduğu Dünya Ticaret Örgütü’nün yaklaşımı da aynıdır. Balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği ve ticaretini, tarım ve hayvancılıktan ayrı olarak ele almaktadır.

Oysa Türkiye’de, Balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliği 80’li yıllarda
Ana Bilim Dalı olarak kabul edilmiş ve fakülteler kurulmuşken, bu alanda 160
yıldan beri hala veterinerlik mesleği hizmet vermektedir!

***

Teknolojinin de gelişmesiyle, su ürünleri mühendisleri balık hastalıkları
ve gıda işleme alanlarında nitelikli eğitim almak fırsatını yakalamışlardır.
Özellikle hastalıklar konusunda, balık ve su ürünleri odaklı çalışan veteriner
hekimlerden çok daha iyi noktada oldukları kuşku götürmez bir gerçektir.

Ama nedense Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile diğer devlet kurum ve
kuruluşlarında su ürünleri mühendislerinin çalışması gereken alanlarda, veteriner hekim, ziraat mühendisi ve gıda mühendislerinin çalıştırıldıkları üzüntüyle gözlenmektedir.

Halen iş gücü piyasalarında su ürünleri mühendisi payesi almış 13 binin üstünde genç, iş bulamamaktadır.

Oysa Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ;BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO),
İktisadi İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ve Avrupa Birliği’ne balıkçılık
ve su ürünleri yönetim sistemlerini anlatan raporlar göndermekte ve personel eksiği olduğunu belirtmektedir. Hal böyleyken, öncü kuruluş olmasını beklediğimiz Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’mız su ürünleri mühendislerinin varlığını da, işsizliğini de görmezden gelmektedir.

Bakanlıktan beklentimiz, bilimsel gelişime uygun olarak mesleki taassupları
yıkıp, su ürünleri mühendislerine hak ve yetkilerini teslim etmeleri ve Bakanlık bünyesinde daha fazla su ürünleri mühendisi istihdamını sağlamasıdır.

***

Yaklaşık otuz yıllık geçmişi bulunan Su Ürünleri Fakülteleri’nin hak ve yetkileri, bugüne kadar bu konuda ne yazık ki yeterli bilgi ve donanıma sahip olmayan ziraat mühendislerine, veteriner hekimlere ve gıda mühendislerine paylaştırılmıştır.

İşte bu nedenledir ki üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin deniz kaynakları
hor kullanılmış, balık hastalıklarına teşhis gecikmiş, su ürünleri denetimleri
de doğru yapılamamıştır.”

"Çöl insanları, balık yememeye yemin edebilir."

WOLFGANG VON GOETHE

«G» NOKTASI

Türkiye, dünya tarımında 7.inci, su ürünleri üretiminde 31. sırada yer alıyor.

AB’ne uyum müktesebatında balıkçılık sektörünü ilgilendiren 102 mevzuattan 86’sı incelendi: % 67’si uyumsuz, % 24’ü kısmen uyumlu bulundu.

Türkiye’nin 25 milyon hektar su ürünleri istihsal alanı bulunmasına karşın, istihdam ettiği Su Ürünleri Mühendis sayısı 480.

28115 ortağı bulunan 516 Su Ürünleri Kooperatifi denetlenemiyor. Aşırı avlanma ve kaçak avcılık doğal stokları tüketiyor, türleri yok ediyor. Yetersiz denetim, sektörle hiç ilgisiz sahil güvenliğe yaptırılıyor.

Belediyelere bağlı balık hallerinin denetimi, su ürünleri mühendislerine yaptırılmalıyken zabıtaya yaptırılıyor.

Ondan sonra da denizlerde balık tükendi, çiftliklerde balıklar b..kla beslenip, ölmesinler diye de yanında antibiyotik verildi, kanser de pek yaygınlaştı diye şaşıyoruz…