SAKLADIĞIN SURET SENİN DEĞİL Kİ!

Bayram’ın kızı Neriman, Faik oğlu Mülayim’e verilir. 40’lı yılların sonu,
50’li yılların başıdır.

Tanımazlar birbirlerini. Bilmezler ne gözlerini, ne de tenlerinin rengini.
Seslerini bile duymamışlardır. Bilinen şeyler mahalle aralarındaki söylentilerle
sınırlı ve ortak tanıdıkların dudaklarından dökülenlerdir.

Mülayim kendi hanesinde ailesiyle eğlenir. Neriman da kendi ailesiyle. Üsküp’ün
o zamanki düğünleri öyledir. Gelin ayrı oynar damat ayrı, herkes kendi evinde.
Düğün, gelinin damat evine gitmesiyle başlamaz, biter.

Gelin evinin önünde komşular kaldırım taşlarına meşaleler yakar. Faytonun
sesi duyulur çok uzaklardan. Neriman artık hazırdır bundan sonraki bilinmez
yolculuğuna.

Faytona biner. Hiç tanımadığı daha önce bilmediği, görmediği gencecik bir adamın
yanına oturur. Bundan sonra yaşayacağı yeni evin yolunu tutarken, çantasından
ufak bir ayna çıkarır.

Aralarına doğru uzatır. Neriman ve Mülayim ilk kez karşılaşırlar oracıkta.
Ailelerin onları birbirine yakıştırmasıyla evlenmişlerdir. Birbirlerini tanımak
bir yana muhtemel daha kendilerinden bile haberleri yoktur.

Mülayim’in ailesi fotoğraf çekilmesine izin vermez, günah der: "kadın kısmının
yüzü görünmez.

Gelinlikle çekilenler hem uğursuzluk getirir". Bunu söyleyen ailenin diğer
çocukları yıllar sonra gelinliğini damatlığını giyip fotoğraf çektirir, Neriman’la
Mülayim hariç.

Artık Mülayim’e soramıyorum. Çok oldu göçeli. Kulağımda bazı sabahlar Neriman’a
"kekliğim" diye seslenişini hatırlıyorum bir tek. Neriman’a o günü sorduğumda:

"Saçlarım upuzundu. Taradım. O zamanlar kızlar saç tepelerine küçük topuzlar
yapardı. Bembeyaz dümdüz bir gelinliğim vardı. Çok hafif de bir makyajım. Kendimi
çok hatırlamıyorum ama baban çok yakışıklıydı."

Neriman’la Mülayim’in öyküsü bu. Annemle babamın. Önce onların bu anısını,
aşkını    ‘Kadifeden Perdeler’e şifreledim, sonra da köklerimin yaşadığı hiç
görmediğim o topraklara adadım.

Bu şarkının sözleriyle, hem bizimkilerin özlemle andığı kırık dökük düğün törenini,
hem de yaşamımıza ait hepimize tanıdık gelen kesitler paylaşmak istedim.

Çünkü artık çok daha iyi görüyorum: "sakladığın suret senin değil ki !" dizesinin
üzerimde bıraktığı izleri.