HAÇ, HİLAL VE PKK

«Daryal, kalabalığın arasındaki üniformalı asker sayısına şaştı, sonra hatırladı : NATO, Türk ordusunun terk ettiği üsleri boş bırakmamış, adadaki kontenjanını son iki yılda üçe katlamıştı.

NATO’nun Kıbrıs’a yaptığı askeri yığınağın resmi gerekçesi, Müslüman halkla
Ortodokslar arasındaki tarihsel kan davasının yeniden başlamasını önlemek olarak gösteriliyordu.

Oysa doğru gerekçe, birkaç yıl önce Kıbrıs karasularında bulunan petrol rezerviydi.

Hilale karşı güya ittifak kuran Haçlılar arasındaki gizli rekabet, ‘Kıbrıs
petrolüyle daha da önem kazanan Doğu Akdeniz hangi haçın kontrolüne girecek, Ortodoks Rusya’nın mı, yoksa Hristiyan Batı’nın mı?’ bilmecesinde uyukluyordu.

Haçlı ittifakında gerçek müttefikler, Katoliği, Protestanı, Ortodoksuyla AB
ve ABD’li Hristiyanlardı…»

***

Yukarda okuduğunuz satırlar, «Türkiye devletinin  yok olduğu» kurgusu 2026 yılına ayarlı olup, 2008 yılında yayınlanan Destina* adlı romanımda yer almaktadır.

Vahim gelişmelere gebe, gerilimli bir zaman dilimine girdi, ülkemiz.

Ne gariptir ki PKK’nın yeniden yoğunlaştırdığı terör eylemlerindeki son saldırıların, İsrail’le itiştiğimiz sürece denk gelmesi, kimse tarafından dillendirilmedi. Oysa İsrail’in Türkiye’ye karşı PKK ve Ermeni terörünü destekleyerek misilleme yapacağı, bizzat İsrail gazetesi Yedioth Ahronot tarafından iddia edilmişti!

Ekleyin böyle bir olasılığın üstüne Kıbrıs’lı Rumlarla Doğu Akdeniz’de petrol
ortaklığına girişmeyi… İsrail’in Davos 2009’daki « One minute » çıkışının faturasını ödetmeye başladığı açık değil mi?

Anladığım kadarıyla Türkiye ile İsrail’in arasının açılması, 2008 yılına dayanıyor. Başbakan Erdoğan’ın mevkidaşı Başbakan Olmert’le yaptığı dostane görüşmenin ertesi, İsrail Gazze’yi bombalıyor ve Türkiye’den elbetteki habersiz yapılan bu bombalama, sanki bir gün önce Başbakan Erdoğan’ın bilgisi dahilindeydi algısı yaratıyor. Türkiye, haklı olarak sırtından bıçaklandığını düşünüyor ve ipler kopuyor.

İki ülkenin arasındaki gerilimin tırmanma takvimini: 2008’de sırttan bıçaklanma, 2009’da «one minute» krizi, 2010’da Mavi Marmara saldırısı, 2011 Rum Kıbrıs’la petrol ortaklığı, diye çıkarınca, bencileyin durum açık!

İsrail, son yıllarda Rus asıllı, tam anlamıyla faşist ve ülkeyi eninde sonunda
yok edecek bir çılgınlığa sürükleyen Eşkenaz’ların devlette artan ağırlığına
rağmen, ABD demektir.

Ama AKP iktidarını ABD’de « muktedir » kılan da İsrail’dir.

Filistin konusunda savunulması giderek güçleşen ve yalnızlaşan İsrail, AKP’den « verdiği lobi hizmeti » karşılığında  çekincesiz destek istedi. Türkiye, iyi geçinmek istediği İsrail’e destek verdi, ama Filistin çekincesiz vermedi. İsrail, petrol aramalarına yeşil ışık yakan ABD’nin de onayıyla bugün Türkiye’yi işte bu « çekincesiz vermezlik » yüzünden köşeye sıkıştırıyor.

Son günlerde ülkeyi kana bulayan PKK’nın sözde şubesi « şehir terör grubu »nun, PKK’dan görece bağımsız ABD ve İsrail beslemesi bir yan grup olmadığı ne belli? Böyle bir mantık, hem MİT ile PKK’nın gizli pazarlığını dışarı sızdıranın MOSSAD ajanı olduğunu açıklar, hem de MOSSAD’ın PKK’nın yönetimine en üst düzeyde sızdığını doğrular… 

Başbakanın «gerekirse savaşırız» tehdidinin altında, PKK terörüne İsrail
desteği, Akdeniz’de Rum Kıbrıs ile İsrail petrol ortaklığı var. Filistin, bahane
gemisi.

Başbakan Erdoğan’ın dörtte üçü boş bir BM genel kurulunda esip gürlemesi,
nasıl bir köşeye sıkıştığımızın göstergesi. 

Türkiye’nin Akdeniz’deki kumpasa misilleme yapacak ne petrol platformu var, ne de devlet olarak uluslararası meşruiyeti bulunmayan KKTC ile anlaşmasının geçerliliği. Zaten PKK ile baş edemezken, güya İsrail’e kafa tutacak ordusunda da ulusalcı muharip komutan kalmadı, hepsi içerde… 

İsrail ile girişilen bu boy ölçüşme, aziz dostum Ali Sirmen** in deyişiyle
«Tayyip Erdoğan’da yeni Nasır arama çalışmaları», nasır bulup bağırta bağırta basmakla da sonuçlanabilir.

Yeter ki 2026’da Destina’nın roman kurgusu, bölge gerçeği olmasın!

*Literatür Yayıncılık, 2008
**Cumhuriyet, 22 Eylül 2011

"Evraklarımızda hiç bir eksiklik olmaması, tamamen bize ait bir fazlalık."

NAZIM ALPMAN

«G» NOKTASI

Yazarlıkta, muzipliğine imrendiğim bir kalem vardır, o da gazeteciliğinden insanlığına çok güvenip sevdiğim Nazım Alpman’ın kalemidir. Aynı konuyu yazar, aynı mesajı veririz, Nazım’ı gülerek okur, bana öfkelenirler ve onun zarif oturtmalarını gıptayla izlerim.

Nazım Alpman, muzip özgünlüğüyle yine harika bir kitap yayınlamış: Yollardan Sonra (GOA Yayıncılık, 2011). Okurken hem diyarlar geziyor, birbirinden ilginç bilgiler ediniyor, hem de eğleniyorsunuz. Bu kitapta, İsviçre’de Cindy Crawford’la röportaja giderken, yoldan çevrilip Şanlıurfa’ya gönderilen ve kendisini yirmi erkekle başbaşa kebap yerken bulan gazetecinin dramı var! Ama Acara’dan Batum’a, Safranbolu’dan Şanlıurfa’ya, yalnız yollarda öğrenilebilecek insanlık maceraları da var.