UĞURLAR OLSUN, BÜYÜK TÜRK…

Yıl 1969, sonbahar aylarıydı. Gazeteci Gökşin Sipahioğlu Paris’te üsleneli
bir yıl olmuş, Fransa’da patlayan 68 Mayıs sıcakları, ününü Türkiye’den dünyaya
taşımıştı. İleride Mösyö Sipa diye anılacak “Grand Turc” (Büyük Türk), artık
uluslararası çalışıyordu. Ekim ayında, bir haberle heyecanlandı: Zekeriya Sertel,
Paris’e geliyordu.

Gökşin Sipahioğlu komünist değildi, sosyalist değildi, hatta muhalif bir “ist”i
bile değildi, yalnızca haberciydi,  ama Sertel’e büyük saygı besliyor, yıllardır
tanışmak hayalleri kuruyordu. Çünkü Türkiye’de Yeni Gazete’yi çıkarırken, bir
zamanların efsane gazetesi Tan matbaasında,   Zekeriye Sertel  ve Nazım Hikmet’in
çalıştığı masada Gökşin de çalışmıştı. Sertel’in gazeteci kimliğine hayrandı.

İlk görüşme, Hotel Beauvoir’da gerçekleşti. Şimdi artık olmayan bu küçük Paris
oteline yerleşen Sertel, on yedi yıl önce Türkiye’den, şimdi de SSCB’den kaçmıştı.
Son 7 yılını Bakü’de geçirmiş ve tabii hayatını yazmaya hazırlanıyordu. Gökşin’le
yaptığı röportaj sırasında verdiği en ilginç mesaj, “Komünist değilim,” sözüydü.
3 kasım 1969 günü Hürriyet’te yayımlanan söyleşide ara manşetlerden biri olan
bu itiraf yüzünden, gaddar bir saldırı salvosuna hedef oldu. Sol aslını inkar
etmek, davadan dönmekle suçlandı.

***

Oysa Zekeriya Sertel, komünist partisi üyesi değildi. Sertel ailesinin gerçek
sol ideolog ve inananı, Sabiha Sertel’di, Zekeriya değil. Ve sevdiği kadını
yitirdikten sonra, ömrünü sürgünde geçiren hasta ve yaşlı bir adam, “Türkiye’de
ölmek istiyorum,” diyordu on iki puntoluk manşetten.

Gökşin’e söz verdi Sertel: Anılarını yazacak ve Hürriyet’te yayımlayacaktı.
Ancak herşeyini, tüm belgelerini, hatta paltosunu bile Bakü’deki evinde bırakmıştı.
Oysa Paris’te bastıran soğuklara karşı paltosuna, Rusya’nın karanlık yüzünü,
rejimin yozluğunu  kanıtlayabilmek için de topladığı belgelere ihtiyacı vardı…

Gökşin Sipahioğlu, Sertel’le yaptığı röportajdan yalnızca iki hafta sonra,
cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın SSCB gezisine katılan gazeteciler arasındaydı.
Paris’ten yola çıkmadan önce, Zekeriya  Sertel’den Bakü’deki evinin anahtarını
aldı. Sunay’ın SSCB gezisinin Bakü durağında, Türk kafilesinden gizlice ayrılıp
bir taksiye bindi ve Sertel’in verdiği adrese gitti.

Epeyce heyecanlı bir yolculuktu, büyük risk alıyordu. Peşine polis takılır
korkusuyla ter dökerek menzile vardı. Sertel’in evinden, belgelerini ve paltosunu
aldı. Belgeler arasında Nazım Hikmet’in hiç yayımlanmamış fotoğrafları, yıkanmamış
filmler bile vardı!

***

İstanbul’a dönüşte, anıları Hürriyet’te yayımlanacak ya, bütün belgeleri Erol
Simavi’ye teslim etti, Gökşin. Hürriyet’in eski sahibi Erol Simavi, Gökşin
Sipahioğlu’nun gözü önünde, özel kasasına yerleştirdi belgeleri. Gökşin Sipahioğlu,
yanına yalnızca paltoyu alarak Paris’e döndü. Zekeriya Sertel, artık üşümüyordu.
Birlikte oturup, Sertel’in Türkiye’ye dönünce yazacağı anıların sinopsisini
hazırladılar. Ve Zekeriya Sertel, Türkiye’ye doğru yola çıktı.

İşte o gün, Türkiye Cumhuriyeti devleti, tarihinin belki de en büyük hatasını
yaptı.  Sertel, havaalanından geri çevrildi. Gökşin Sipahioğlu, bir Dış İşleri
görevlisine, “MİT’in başında KGB mi var?” diye bağırdığını anımsıyor. Ancak
Türkiye, 77 yaşında doğduğu topraklarda ölmeye gelen Sertel’i geri çevirmekle
kalmadı. Hürriyet’te anılarını yayımlamasına da izin vermedi.

***

Zekeriya Sertel’in Türkiye’ye dönmesine ancak 1977 yılında izin verildi. Milliyet
gazetesinde yayımlanan “Nazım Hikmet’in son yılları” dizisinin açtığı tartışmalar
yüzünden, yurdunu yeniden terketmek zorunda kaldı. Anılarını asla yazamadı
ve yayımlayamadı.

Gökşin Sipahioğlu’na göre: “Eğer 1969 Türkiye’sinin solcuları, Zekeriya Sertel’in
SSCB anılarını okuyabilselerdi, ne Türkiye’de ezilecek sol, ne de darbelere
gerek kalacaktı belki de…”

Gökşin’in en büyük arzusu, Zekeriya Sertel’in cenazesinin bir gün Türkiye’ye
götürülüp gömülmesi. Çünkü dostu, “Türkiye’de ölmek istiyorum,” demişti.

Zekeriya Sertel, 1980 yılında Paris’te öldü ve mezarının yerini yalnızca kızı
ile Gökşin Sipahioğlu biliyor. Ama Gökşin, en son Erol Simavi’nin kasasında
gördüğü Sertel’e ait belgelerin akıbetini bilmiyor. Acaba paltosu ne oldu?