TÜRK GÜZÜ, ARAP BAHARI

“İslamcılar, cami ve üniversitelerde kök salmak için ülkedeki demokrasiye
geçiş sürecinden yararlanıyorlar. Eski rejime bağlı imamlardan temizlenen camilere, kendi imamlarını yerleştirdiler. Baskı altına aldıkları üniversitelerde ise kendi (İslami) kurallarını uygulatıyorlar. Eski iktidar tarafından aşırı İslamcılar yuvalandığı için 2002’de kapatılan E.M. Üniversitesi, dokuz ay önce tekrar faaliyete geçti. Üniversitenin blucinli öğrencileri ve semt sakinleri arasına sakallı dinciler karıştı. Öğle saatlerinde birkaç sakallı, giriş kapısının
önünde gösteri yapıyor. Hiç birisi kendisini Selefi olarak tanımlamıyor.

Fahd, ‘Bu kelimeyi eski rejim bizi karalamak için uydurdu,’ diyor. ‘Ben sadece
Müslümanım, o kadar.’ Arkadaşı Hüsem ise ‘Kur’an ve peygamberin emrettiği sünnete gösterdikleri sadakat’ açısından Selefilere yakınlık duyduğunu, ama ‘gösteri düzenlemekteki becerileri’ için Müslüman Kardeşleri örnek aldığını, söylüyor. Demokrasiyi reddediyor, çünkü halkın yaptığı yasalara değil, Allah’ın yasalarına uymak gerektiğini savunuyor. Üçüncü sakallı öğrenci Ali, seçimlere katılacağını, ancak ‘laiklere açık bir üslup benimseyen’ parti için oy vermeyeceğini belirtiyor. Fahd, lafa karışıyor: ‘Şiddet aramıyoruz. Ama Allah’ımıza saldırırlarsa, savunuruz!’ diyor. 

Üniversite kampüsü, artık din tartışmalarının platformu. Önceden, tesettür
ve sakal dinci kesimin sorunuydu. Şubat ayından beri ve rektörlüğün muhalefetine rağmen, yeniden açılan üniversite camisini yeterince yakın bulmayan İslamcı öğrenciler, bir amfi girişini mescit olarak kullanıyorlar. Yirmi kadar kız öğrenci, kara çarşafla derslere gelmeye başladı. Devlet otoritesi yokluğunda öğretim üyelerinin başa çıkamadıkları sorun, iki hafta önce yüze yakın kökten dincinin tesettürlü bir kız öğrencinin kaydının yapılmamasını protesto etmek gerekçesiyle S. Fakültesine yaptığı baskınla, krize dönüştü…”

***

Birkaç yıl önce Türkiye’den bir manzaraymış gibi okuduğunuz yukardaki satırlar, Fransız Liberation gazetesinde yayınlanmış bir Tunus izlenimi olup, sözü geçen üniversite El Manar, siyasal parti İslamcı Ennahda ve köktendincilerin bastıkları da Susa fakültesidir, sevgili okurlar.

Kimi kendiliğinden, kimi emperyalist Batı’nın “enerji’k” kışkırtmasıyla sözde
laik cumhuriyetçi, özde kokuşmuş diktatörlerine karşı ayaklanan Arap halklarının öncülü Tunuslular, önümüzdeki pazar sandık başına gidiyorlar.  Firari diktatör Bin Ali’nin kırk yıldır % 95 oranında hileli olup zaten iktidarı da %95 oranında tekrar ve tekrar kazandığı Tunus’ta ilk kez, hilesiz, hurdasız ve demokratik  seçimler yapılacak.                 

Ama demokratik seçimler, illaki demokrasi doğurmuyor. Ve Arap Baharı özgürlüğü mü dölledi, köktendinciliği mi tetikledi, Mağrıp’tan Maşrık’a demokrasi çiçekleri mi açtıracak, yoksa devetabanı dikenleri mi, yine ilk kez Tunus’taki seçimlerde sınanacak.

Duruma bakılırsa, demokrasiye değgin hiç bir deneyimi olmayan Tunus’ta, en
örgütlü siyasal güç, yine ve herzaman olduğu gibi totaliter bir parti: Ennahda.
Halka önerdiği değişiklik, Bin Ali’nin laik otoritesi yerine Sünni Şeriat otoritesi, o kadar. Ennahda İslamcıları, aslında oyların %25’inden fazlasına sahip değil. Ama karşısında yer alacak laik cumhuriyetçi liberal sağ ve sol partiler, hepi topu 217 milletvekilliği için 1600 listeye bölünen 12 bin aday çıkarınca…  Çekirdek çoğunluğu Ennahda’nın oluşturacağı, şimdiden belli.

Osmanlı egemenliğindeki Akdeniz çevresinde, bir tek Türklerin, o da Atatürk
gibi dahi bir lider sayesinde kurabildikleri laik cumhuriyete, nedense en çok
Mağrıp ülkeleri tarafından özenilmiş, bazıları tarafından da örnek alınmıştır.

Raslantıya bakın ki Arap Baharı, yine Türkiye’den esinleniyor, hatta büyük
ölçüde AKP iktidarına öykünüyor ve daha da garibi, Türk çoğunluklardan Arap çoğunluklara alkışlanan yeni akıma, “demokrasi” özlemi deniyor.

Oysa Türkiye’deki laik cumhuriyet güzüyle çakışan Arap Baharı’nda açan çiçeklere bakılırsa, mevsim olsa olsa, ABD’nin ektiğini biçmeye hazır olması gereken bir İslamiyet yazı. 

“Dinler güzel ağaçlardı, kötü meyve verdiler.” 
VOLTAİRE

«G» NOKTASI

İliğine kadar gazeteci olan gazeteciler vardır. Arkadaşım İpek Özbey, çok
az sayıda kalan bu gerçek gazetecilerden biri olarak Akşam gazetesinin eklerine yepyeni bir heyecan ve soluk getirdi. Son başarısı, hangi suçtan olduğunu bile öğrenemeden en uzun süreden beri Ergenekon “konuğu”, iliğine kadar gazeteci, 4 yıldır tutuklu, 228 gündür tecritte Tuncay Özkan’la yaptığı röportaj.

Özkan’ın Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkan “Hapiste Yatacak Olana Öğütler” başlıklı, ağlatan ve güldüren kitabı çerçevesinde yapılan röportaj, İpek Özbey’in döndürmeden sorduğu sorular ve Tuncay’ın kısalığına karşı sade yanıtlarıyla, iç titreten bir vuruculuk taşıyor. Tuncay Özkan’a adadığı dört yılda dimdik duran, narin ve olağanüstü bir genç kadına, Duygu Dimkenoğlu’nun cesur ve onurlu duruşuna da saygı uyandırıyor.