BARIŞ TELEF, SURİYE HEDEF

Bir mıknatısın artı eksi uçları gibi birbirini iten, ama aynı düzlemde çekim
alanı oluşturan içgüdüsel duyguları ikide bir karşıtıyla sınamak, sevgiyle
nefreti, şefkatle gaddarlığı çarpıştırmak, ister kişi ruhunda olsun ister toplum, öfke ve şiddet yaratır.

Türkiye’de salt PKK terörüne değil, 1968’lerden beri aralıklarla süren her
tür ve her yandan teröre, en sıkısı da devlet terörüne yüzbinlerce genç kurban verildi, veriliyor!

Sevgi ve şefkat duygularının en üst düzeyde yoğunlaştığı evlatların mevsimlik gelincikler gibi biçildiği bu ülkede, insanların genetik belleğine çok uzun süredir nefret ve gaddarlık da kazındı.

Çukurca’da 24 –belki de daha fazla- TSK’lı gencin PKK’lı gençler tarafından
öldürülmesinden sonraki süreçte, dökülen gözyaşlarından atılan resmi nutuklara, alınan önlemlerden başlatılan sınır içi ve sınır dışı operasyonlara, yaşadığımız an niçin hepinizde, hepimizde bir « deja vu » algısı yaratıyor ?

***

Çünkü biz bu filmi görmüştük, çeyrek yüzyıldır «remake»lerini seyredip duruyoruz, sayın seyirciler. Ülkemizde kuşaktan kuşağa aktarılan ve kesintiye uğramadığı gibi, kuralları da koşulları da aynı kalan biricik kalıt, «teröre alışmışlık».

Ancak her alışkanlık bağışıklık, her bağışıklık da kanıksamakla sonuçlanmaz.
Sevgi ve şefkatin, hele evlat acısıyla nefret ve gaddarlığa dönüşmesi, mutlaka
öfke ve şiddete yol açar!

Toplumsallaşan bir öfke ve şiddetin önünde kimsenin duramayacağı da açıktır. PKK, işte bu olasılığı kaşıyor. AKP hükümeti de « medya patronları »nı toplayıp sigaya çekmesini güya aynı olasılığa karşı önlem, diye sunuyor. Ama Cumhuriyet, Sözcü, Aydınlık ve Yeniçağ gazeteleri, « öfke ve şiddeti kaşıma » uyarısının dışında bırakılıyor. Oysa AKP’ne zaten çoktaaan boyun eğmiş, bel bükmüş, dişi sökülmüş medya kuzularının taşkınlık yapması zaten mümkün değil ki uyarmak gereksin?

Elbette Çukurca saldırısının ardındaki gerçekleri gizlemek için. Gerçekleri
gizlemeyecek olan basın da uyarı dışı bırakıldı. 

***

Peki nedir bu gerçekler?

PKK’nın 18 Ekim Güroymak’ta başlayıp, 19 Ekim Çukurca’da sonlanan çok kapsamlı saldırısı, AKP hükümetinin özel emriyle kalkan özel uçağın 11 Hamas militanını Türkiye’ye getirdiği gün ve saatlere adeta dakikası dakikasına denk geldi.

Kimsenin dikkatini çekti mi, bilmiyorum : PKK’nın bir önceki en kapsamlı saldırısı, geçen yıl İskenderun Deniz Üs Komutanlığı’na yaptığı baskın da İsrail ordusunun Mavi Marmara gemisine saldırdığı 31 Mayıs 2010’un ilk saatlerine, adeta dakikası dakikasına denk getirilmişti!

Bir yıl arayla iki kez tekrarlanan bir zamanlama, raslantı değildir.

Bu sütunu okuyanlar bilir, ilk kez ben yazıp söyledim, artık genel kabul görüyor: PKK’nın belki bir bölümü, belki tamamı, uzun süreden beri İsrail’in paralı askerleri. İsrail de ABD demektir.

İsrail ve ABD, Türkiye’ye hem Başbakan Erdoğan’ın 2009’da Davos’taki « bir
dakika »sını, hem de Filistin’e arka çıkışını, PKK aracılığıyla dökülen kan,
istikrarsızlaşan bölge ve iç savaş tehditiyle ödetiyor. MİT ile PKK’yı görüştüren de onlar, büyük olasılıkla 2009’da gizlice kaydedenler de onların paralı PKK’lısı, 2011’de internete salan da!

***

Ancak İsrail ve ABD’nin son bir yıldır PKK’ya verdikleri artık inkar edilemez
düzeyde lojistik destek ve ağır silahlarla yaptırdıkları saldırıların, başka
bir amacı daha var. Onu da yine ABD’de konuşlanan sözde Türk gazeteci, özde polis/ajan birinin ağzından haber veriyorlar Türk medyasına : PKK’yı bitirmek için Türkiye’nin Suriye’ye girmesi kaçınılmaz olabilirmiş…

Sizin anlayacağınız, bu şehit kanı, Türkiye’yi Suriye’ye saldırıp Başer Esad’ı
bitirmeye zorlamak için de dökülüyor. Gerçek şu ki, Abdullah Öcalan ve BDP’nin PKK üzerinde ne etkisi kaldı, ne de yetkisi.

AKP hükümeti terörü bitirmek için İsrail ve ABD ile anlaşmak zorunda. Suriye’ye girerse, anlaştığını anlayacağız…

"Cinayet, benim gözümde asla bir hayranlık ve özgürlük gerekçesi olamaz.
Bir teröristten daha alçak, daha aşağılık, daha hain ve daha aptal kimseye
rastlamadım."

CHATEAUBRİAND

«G» NOKTASI

Gönül isterdi ki terör haberi nasıl veriliri öğrenmek üzere Başbakanlık’ta toplanan «medya kuzuları» arasında yer almayan Cumhuriyet, Sözcü, Yeniçağ ve Aydınlık gazeteleri de kendi aralarında toplansın, «Sansürsüz haber istiyorsanız, bu gazeteleri okuyun!» anlamında, ortak bir ilan yayınlasınlar.

Özgür basının başına ne geldiyse, dayanışmak yerine dalaşmaktan geldi. Bari
ihale almak için gazete patronu, villa almak için gazeteci olmayanlar da, hiç
olmazsa benim kuşağım ölmeden bir araya gelebilsin artık. 

Baksanıza, iyiler önden gidiyor, dizi dizi, sıra sıra…

Zarif, saygın ve bilge bir meslektaşımızı daha yitirdik: Hikmet Bila. Dürüst
ve inançlı bir gazeteciydi, başını eğmedi, belini bükmedi, doğru değerleri
savundu. Okuduğunuz yazıyı yazabilmek için uğurlayamadım cenazesini. Üzgünüm çok. Ailesine ve sevenlerine baş sağlığı dilerim.