ŞAHMERİMEKERD

Ölüm, ne zamanını öncesinden bildiriyor ne de mekânını.

Uğultuları duyar gibiyim.

Şiddeti ölçümlenmeyen sarsıntıları öncesinden hissetmiş gibiyim.

Geceleyin rüyalarında ilk defa gördükleri ve adını dahi bilmedikleri o kuşun
pencereden içeri girdiğini ve güne daha uyanmamış o yüzlerin henüz yastıktayken
toprak altında kaldığını görür gibiyim.

"Öğle yemeğine ekmek lazım oğul" diye fırına gönderilen çocuğun, sıcacık somun
ekmeği koltuğunun altına almışken, koşarak geriye döndüğünde, evin çatısıyla
karşılaştığını ve bir daha ailesine kavuşamadığını bilir gibiyim.

O pazar sabahı nişanlısının cep telefonuna "asla bırakmam seni!" diye mesaj
attığını ama iki sevgilinin bir gece önce ayrılma kararı aldıklarını duyar
gibiyim.

Gece bekçisinin sabah böreğini yedikten sonra evine uyumak için girdiğinde
daha kapıya gelmeden, o demlenmemiş buruk çayın tadı damağındayken, merdivenlerin
ayağından kesildiğini görür gibiyim.

Acıkmış yavrusuna mama hazırlamak için mutfağa gittiğinde sırtına dönük kapıların,
odaların, duvarların aralarına çöktüğüne şahit gibiyim.

Üç yıldır küs olup yan apartmanında oturan, ama hiç konuşmadığı kız kardeşini
sabaha kadar "bulun artık canım kardeşimi yalvarırım" çığlığına karışmış gibiyim.

Annesini, babasını Dinar depreminde kaybeden evlat edinilmiş o güzelim kızın,
kaderine küsmüş ama yine de ufak bir umutla kurtarılmayı beklerken 37.saatte
nefesini verdiğini yaşar gibiyim.

Depremde yıkılan binaları yapmış inşaatçıların, müteahhitlerin telefonlarını
kapattığını, yetmez şehrini veya ülkeyi terk etmeyi kurgulasalar da "peşimi
bırakmaz bunlar" korkularını üzerlerine salar gibiyim.

"Sağa sola çalkalasa dünya yenilenmiyoruz, biz hiç değişmiyoruz" satırlarımın
arasına sıkıştım ben de. Çıkamıyorum. "Us" zamanına girdiğimizi, "sus" zamanında
yaşadığımızı biliyorum hepsi o kadar.

Bir rivayete göre M.Ö. 1900’lerde Asur Melikesi Semiramis adına Şahmerimekerd
diye isim almış bu şehir. Daha sonra Küyanyâ’nın son devrinde Van ismindeki
valinin şehri genişletip güzelleştirmesi şerefine onun adıyla anılmış.

Belki de hepimiz için olduğu gibi onun da akıllanma, yenilenme ve değişme zamanıydı.

Kim bilir belki de, tarih boyunca yüzlerce uygarlığın ve saltanatın hükümranlığın
sürdüğü bu topraklar, ona sahip olmak için dökülen tüm kanların ve katledilen
insanların andına çöktü, yıkıldı!

Aslına dönsün diye. Adına yakışsın diye. Savaşlar bitsin diye. Daha fazla şehitler
olmasın diye. Küslük bitsin diye.

Belki de “uyansın, ders alsın ey insanoğlu” diye !